|
Komünist KöZ
Sayı: 42
|
Denizler Kemalizmden Kopuşun İlk HalkasıdırFestivalin son günü düzenlenen ‘71 Devrimci Çıkışı ve Tarihsel Mirasımız’ konulu panelde Partizan, KöZ ve Atılım gazeteleri adına konuşmacılar söz aldı. Yaklaşık 90 kişinin katıldığı panel olumsuz hava şartlarına rağmen ilgiyle takip edildi.Panelde ilk sözü alan Suzan Zengin kısaca şunlara değindi: Dünya çapındaki gelişmelerin ülkemize yansımaları olmuştur. Kavel, Paşabahçe, Pırelli gibi hareketler bazı kitle hareketleri olarak döneme damgasını vurmuştur. 68’de 6. Filo olayları, Vedat Demircioğlu’ nun katledilişi; 70’de 15-16 Haziran eylemleri önemli gelişmelerdi. Suphi ve yoldaşlarının katledilişi devrimci önderlerin çıkışıyla parçalanacaktı. Hatırla Sevgili dizisinde olduğu gibi devrimci önderler şahsında saklanmaya çalışılan, bu önderlerin hangi amaçla bir çıkış yaptığıydı. Dizide Deniz Gezmiş romantik, eline silah almamış bir devrimci olarak ön planda idi. Mahir Çayan ise sekter, amacı belirsiz, ne yöne gideceğini bilemeyen biri olarak ele alınıyordu. İbrahim Kaypakkaya ise yok sayılmış, saklanmaya çalışılmıştır. Kaypakkaya’ ya tahammülsüzlüğün nedeni onun siyasi düşünceleridir. O dönemde Kemalizm’e ileri misyon yüklenirken onun tespitleri Kemalizm eşittir Faşizm idi. Ordunun faşist Kemalist sistemin bir dayanağı olduğunu kalın çizgilerle belirtiyordu. Anti-faşist, anti-emperyalist mücadelenin devletin bütün mekanizmalarına karşı olunarak yapılacağını söylüyordu. “Devrim kitlelerin eseri olacaktır” şiarını kendi pratiğinde gösteriyordu. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürt sorununa dönük tespitleri ile de bir çıkış yapmıştır. Devrimci- komünist partilerin, örgütlülüğün gerekli olduğunu, her türlü reformist ve revizyonist hareketlerle mücadele etmeyi ve devrimci dayanışmayı miras bırakmıştır. Kendi adımıza 71 çıkışından, faşizmin hüküm sürdüğü ülkemizde devrimin ancak halk savaşıyla mümkün olacağını miras aldık.KöZ adına konuşan Ercan Coşkun ise şunları vurguladı: Bu yıl 68’in 40. yıldönümü, 68 hareketi tüm dünyada anılıyor ancak herkes 68’i aynı biçimde anlamıyor ve anlatmıyor. Örneğin bir gazetede “Denizler yaşasaydı Ergenekonun başında olurdu” diyen bir yazı çıktı. Bu çok çarpıcı olmakla birlikte genel olarak paylaşılan bir yaklaşımdır çünkü sosyalistler de dahil olmak üzere herkes Deniz ve arkadaşlarının Kemalist olduğunda adeta hemfikirdir. Buna karşılık kemalizmden kopuş asıl olarak İbrahim Kaypakkaya’ya atfedilir. Ancak bu bakış açısı kusurlu ve sonunda Denizler yaşasaydı bugün Ergenekoncu olurdu demeye kadar götüren en azından Denizin mirasını Kemalistlere teslim etmeye vardıran bir bakış açısıdır. Oysaki Deniz, Mahir, İbo birbirinden ayrı değildi. Onlarınki bir çıkışın da ötesinde aslında bir kopuştu, bir yerden ayrılıp başka yere giden bir yürüyüştü. THKO’lular bu yürüyüşe ilk çıkanlar olmakla birlikte ardından THKP-C ve TKP/ML TİKKO bu yürüyüşü sürdürdü. Bütün bir kuşak gibi Denizler de TİP içinde devrimciliğe adımlarını attı. “Biz Atatürk devrimcisiyiz” dedikleri de, meşruluklarını 27 Mayıs darbesine dayandırdıkları, Atatürk’ün kalpaklı resimlerini taşıdıkları da doğrudur. Hatta Deniz’in idama götürülmeden önce babasına yazdığı mektupta “Beni Kemalist düşünceyle yetiştirdiğin için sana teşekkür ederim” dediği de. Meseleye sarf edilen sözler düzeyinde yaklaşıldığı takdirde Denizlerin kemalist olduğu sonucuna varmak işten bile değildir. Ancak Denizlerin asıl önemli yanı söyledikleri söz değil eylemleriydi. Bunu anlamak için onların hangi mücadeleler içinde nasıl şekillendiklerini ve kemalizmden nasıl koptuklarını hatırlamakta fayda var. 12 Mart arifesinde TİP’te Milli Demokratik Devrimciler ve Sosyalist Devrimciler diye iki kanat çıktı ve bir ayrışma gerçekleşti. Asıl tartışma konusu devrim stratejisinden ziyade parlamentarizm ile ‘parlamento dışı muhalefet’ şiarıyla sokak vurgusu yapan, ‘iktidar namlunun ucundadır’ diyenler arasındadır. Denizler doğal olarak ikincilere yakın durmaktaydılar. Ancak bu kesimler sadece Denizler veya başka devrimcilerden ibaret değildi. Nitekim 12 Mart sonrasında ikinci bir ayrışma gerçekleşti. İktidar namlunun ucundadır diyenler arasında bir ayrışma gerçekleşti. Namlu derken Kırıkkale yapımı ruhsatlı silahları kast eden Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı veya Doğu Perinçek gibiler askerlerin bir bölüğünün darbe yapmasını bekliyordu. Devrimciler ise tersine Küba’daki, Vietnam’daki gibi bir devrimi kast ediyorlardı ve öylece ayrıştılar. Denizler çeşitli eylemlere imza attılar ve 4 ABD’li eri kaçırıp THKO’yu kurdular. Kaleme aldıkları bildirgede “Polisinden devletine kimse rahat uyuyamaz” diye yazdılar. Böyle bir hareket kemalist olamaz. Tersine 12 Mart hareketi kemalist bir harekettir ve hedeflerinden biri de Denizlerdir. Ancak Denizlerin pratik eylemiyle başlayan bu kopuş onlarla bitmedi. Mahirlerle, İbolarla devam etti. İbrahim Kaypakkaya bu hareketin gittiği yönü göstermesi bakımından önemlidir. O da kendi özgün görüşleri olarak değil Şefik Hüsnü oportünizminden kopma ve tekrar Mustafa Suphi TKP’sinin çizgisine dönme perspektifiyle hareket etmiştir. Bizim açımızdan Denizlere, Mahirlere, İbolara dönmek için Suphi’lerin TKP’sinin çizgisini devam ettirmek ve böylece onları da aşmak gerekir. 71 Devrimci kopuşundan asıl miras kalacak olan budur.Atılım adına konuşan Şenol Gürkan ise konuşmasında özellikle 71 çıkışından çıkarılacak miraslara değindi. Devrimci irade, devrimi örgütleme kararlığı, siper yoldaşlığı, devrimci dayanışma, gençliğin önemi, reformizme karşı mücadele 71 devrimci çıkışından kalan mirastır dedi.Panel soru ve cevaplarla yaklaşık 2 saat sürerek sona erdi. |