Komünist KöZ

Sayı: 42
Eylül 2008


Geri Dönmek İçin Tıklayınız

 

Çatı Partisini Eleştirmenin Dayanılmaz Hafifliği

Çatı partisi tartışmaları; üçüncü cephe, çatı partisi, sadece koordinasyon işlevi görecek geniş işlevi olmayan bir çatı partisi ve benzeri modeller üzerinden yürütülüyor. Sol hareket içindeki birlik, parti ve çatı konusundaki farklı görüş ve tutumları, çatı partici olan örgütlerin içinde farklı eğilim ve hizipler olarak görmek ve ayrıştırmak mümkündür. O nedenle çatı partisi tartışmaları tek başına farklı parti ve örgütler arasında bir tartışma olmaktan ziyade; parti, birlik ve çatı konusundaki Türkiye Sol Hareketine parçalı ve eşitsiz bir biçimde yayılmış farklı eğilimler arasındaki bir tartışmayı içermektedir.

Çatı partisini kurmak için tartışanların yanı sıra neden kurulmaması gerektiğini açıklamaya çalışarak eleştirenler de birlik ve üçüncü cephe tartışmalarının bir yerine eklemlenmektedir. Çatı partisi tartışma platformuna eleştirerek eklemlenmekten öte bir rol oynayamayanlar ise alternatif bir güç birliği için adım atma basiretinden yoksun görünmektedir. Çünkü solda güç birliği ve çatı partisi üzerine yürüyen tartışmanın taraflarının arasındaki şiddetli polemiğin tersine, çatı particiler de eleştirenler de önemli siyasal dönemeçlerde emekçilerin, ezilenlerin güç birliğini farklı planlarla ikame edecek aynı siyasal tutumun arkasında buluşmaktadır. Bu nedenle çatı particilerle eleştirenlerin birbiriyle sözlü ve/veya yazılı polemikleri pratik mücadele söz konusu olduğunu hafiflemekte ve sınıf mücadelesine somut olarak tesir etmemektedir.

Çatı Partisini Kimler Neden İstiyor?

22 Temmuz genel seçimlerinde emekçilere, ezilenlere düzen partilerinin dışında bir alternatif yaratılmış ve Bin Umut Vekilleri kampanyası yürütülmüştü. Bu kampanyanın seçimlerdeki başarısının güçleri birleştirmekten ileri geldiğine ve başarısızlıkların ise rekabetçi ve güçleri bölen tutumlardan kaynaklandığına kanaat getirenler, birliği bir parti çatısı ile gerçekleştirmeyi hedeflediğini ilan etmiştir. Çatı partisi, Türkiye’de Kürt sorununun çözümünde ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde bir muhatap yaratmak hedefiyle kurulmak istenmektedir. Mevcut birlik yönelimi, DTP’nin Türkiye Sol’unun bir kesimi ile buluşması sayesinde PKK’li damgasından kurtularak düzen güçleri karşısında daha makbul bir muhatap olma hedefini ifade etmektedir. DTP’nin Türkiyelileşme adımlarının en ileri aşaması olduğunu da söylemek yanlış olmaz. Bununla birlikte Türkiye Sol’unun bir kesiminin içinde bulunduğu dar boğazdan çıkış umudu olarak bu projeye tutunmaya çalıştığı da açıktır.

Çatı partisini hararetle savunanların başında gelen Veysi Sarısözen şunları ifade etmiş:

“Çatı Partisi nedir? Türkiyeli sosyalistlerin Kürt özgürlük hareketiyle ittifakının siyasal örgütüdür. Başka? Türkiyeli sosyalistler ve Kürt özgürlük hareketi ile demokratik reformlardan yana olan aydınlar,sünni müslümanlar ve Aleviler arasındaki cephenin siyasal örgütüdür.

Daha başka? Bütün bu sayılanların saflarındaki erkeklerden bağımsızlaşmış kadınlar arasındaki büyük buluşmanın siyasal örgütüdür. Demagoji kısa erimli etkiye sahiptir. Gerçekler karşısında tutunamaz. ‘Biz asker ile molla arasında tercih yapmak zorunda mıyız? Biz Türk milliyetçiliği ile Kürt milliyetçiliği arasında tercih yapmak zorunda mıyız?’ edebiyatı çoktan nefesini tüketmiştir. Çünkü Türkiye’deki temel ayrışma bu sayılanlar arasında değil...

Türkiye’nin temel ayrışması ‘askeri vesayet rejimi ve Kürt sorununda çözümsüzlük’ yanlılarıyla, bu ikisinin karşıtları arasında... Açın gazeteleri okuyun. Binbir türlü görüş arasında yalnızca bu iki kampın keskin bir şekilde ayrıştığını görürsünüz. Bir tarafta sosyalisti, islamcısı, liberali, Türkü, Kürdü, sünnisi, alevisi, kadını erkeği askeri vesayete ve çözümsüzlüğe karşı çıkıyor. Diğer tarafta yine aynı türden insanlar, yani ulusal ‘sosyalistler’, fundamentalist islamcılar, uzlaşmacı liberaller, milliyetçi Türkler, tırşıkçı Kürtler, hurafeci aleviler, imtiyazlı sünniler vesayetten ve çözümsüzlükten yana tutum alıyorlar...” (Veysi Sarısözen 27 Haziran 2008, Özgür Politika)

Güçlenmeyi nicelik sorunu olarak gören, birleşmek üzere mevcut mevzilerini de terk ederek bir çatı altında toplananların hiçbiri hedefine ulaşamamış, bir kısmı ise etrafında topladığı ya da geçmişinden getirdiği devrimci dinamizmin de sönümlenmesine neden olarak hüsranla sonuçlanmıştır. Bunların her birinin, ayrı dönemlerde ayrı özgünlükleri ve ayrı ayrı kusurları olsa da güçlenmek için mevcut partilerin, örgütlerin mevzilerini terk edilerek bir birlik yaratılmasının kimseyi güçlendirmeyeceği çok defa kanıtlanmıştır. Sarısözen’in gösterdiği yolda geçmişte olduğu gibi bugün de aynı yöne işaret etmektedir. Politik hedefleri ve bu hedefler doğrultusunda buluşma zeminlerini, örgütlerin ve örgütlenmenin somut varlığını hiçe sayan toptancı bir birleştirme anlayışını ifade eden bu tutumun sonuçlarını görmek için geçmiş deneyimleri hatırlamak yeterlidir.

Sol hareketin tarihinde, legal ya da illegal partilerin çatısı altında birleşerek güçlenme projeleri çok defa denenmiştir. Birlik projeleri mevcut mevzilerin de terk edilmesi ile sonuçlansa da solda birlik ihtiyacı sol hareketin tarihsel ve güncel bir sorunu olarak yer eden bir vakıadır. Solda birlik lafı ise, solun en geniş yelpazesi göz önünde tutulduğunda çok genel ve soyut bir birlik ihtiyacını ifade etmektedir. Devrimcilerin birliği, komünistlerin birliği, ezilenlerin birliği, sosyalistlerin birliği, emekçilerin birliği vb. birbirinden hedefleri, yönelimleri ve zeminleri itibariyle farklılaşan birlik tartışmaları, projeleri gündemden hiç düşmemiştir. Son dönemlerde solun gündeminde olan birlik tartışması ise tüm bu birlik projelerinin dışında ve bunların bir kısmını sulandırılarak aynı sepete doldurulup kaynaşmasının ümit edildiği bir projeye hayat verme çabası “çatı partisi” olarak tezahür etmektedir.

Çatı Partisine Kim Neden Muhalefet Ediyor?

Çatı partisine muhalefet etmek üzere bu projeyi çatı particilerin içinden ya da dışından eleştirenler hiç de az değil. Kimler yok ki çatı particileri eleştirenlerin arasında? Çatı partisi tartışmalarının reformistliğine vurarak kendi “devrimciliğini” ispatlayanlar; kendi örgütünün dar çıkarlarını muhafaza etmek üzere sekterliği, birliğe tercih edenler; çatı partisine katılan sosyalistleri ilkel milliyetçilerin kuyruğuna takılmakla itham eden tescilli sosyal şovenler; çatı partisini antiemperyalist olamamakla eleştirirken diğer yandan sınıf mücadelesini düzen içi muhalefetin ulusalcı çizgisine yedekleyenler; her türlü liberal birliğe razıyken Kürtlerin merkezinde durduğu bir birlikten uzak durmak için bahaneler üretenler; liberal projelerine hayat vermek için birlik tartışmalarına hevesle bakarken PKK’nin bu parti üzerindeki etkisinin olmayacağının garantisini arayanlar…

Çatı partisi girişimini Öcalan’ın projesi olması iddiasıyla ve liberallerin, reformistlerin tescillendiği bir girişim olması nedeniyle eleştiren Kızılbayrak “Reformist cephede yeni bir şey yok!” başlıklı yazısında şunları söylemektedir:

“….Bu girişim aslında 22 Temmuz seçimlerinin hemen sonrasında başlatılmıştı. Girişimin fikir babası da Öcalan’dır. Öcalan’ın avukatları aracılığıyla üzerinde ısrarla durduğu ‘Çatı Partisi’ fikri, bir süre sonra somut bir girişim haline getirilerek uygulamaya sokuldu. ….

Şu günlerde ‘Çatı Partisi’ne ilişkin görüşler birbiri ardına ortaya konulmaktadır. Girişimin sahibi durumundaki partiler adına yapılan açıklamalarda ortaya konulan bu görüşler, ‘çatı partisi’ düşüncesinin tüm liberal-reformist özünü ortaya koymaktadır. Yanısıra geçmişte defalarca denenen ve fiyaskoyla sonuçlanan girişimlerin bir yenisine daha işaret etmektedir. ….

CHP’nin koltuğuna aday olan bu girişim içerisinde yer alan partilerden DTP payına bu hedef yeni değildir. Bilindiği üzere DTP geleneğinde uzun yıllar öncesinde de, ‘demokrat muhafazakarlar’ olarak adlandırılan gerici düzen partileriyle ittifak arayışları çok sık gündeme geldi. Özellikle İmralı sonrasında bu bir çizgi haline getirildi. Fakat, her defasında ittifak önerilen düzen partileri, düzenin Kürt sorunundaki esnemez çizgisi nedeniyle bu önerilerden uzak durdular.”

“…’Çatı Partisi’nin diğer girişimcileri olan partilerden EMEP de zaten Murat Karayalçınlar’la girilen seçim ittifakından beri kendileri açısından önemli bir eşiği aşmış durumda. SDP gibi Kürt hareketinin yedeğinde var olmaya çalışan ve artık büyük ölçüde bir tabela partisine dönmüş bir çevre için ise zaten hiçbir sorun bulunmuyor. ÖDP için de durum aynıdır. Başlangıçta kendisi de bir tür ‘Çatı Partisi’ iddiasıyla ortaya çıkan bu partinin zaman içinde düştüğü içler acısı durum gözler önündedir. Saflarında halihazırdaki gidişten rahatsız olan beli güçler olmakla birlikte bugün bölünmenin eşiğinde duran ÖDP gerçekte artık tipik bir sosyal-demokrat partidir. Bu niteliği ile de her türden sol liberal seçim ittifakı girişimine açıktır.

Sonuç olarak, reformist Kürt hareketi ve parlamenter hayalleri çerçevesinde onun etrafında kümelenen reformist sol grupların başlattıkları ‘Çatı Partisi’ girişimi, düzene alternatif oluşturmak adına girişilen, gerçekte ise temel özellikleriyle düzen sınırları içinde kalan yeni bir sol liberal denemeden öte bir şey değildir. Bu kof girişimin tutma şansı yoktur, akibeti 2002’den beri her seçim öncesinde gündeme gelen öteki girişimlerden farklı olmayacaktır… ” (Kızıl Bayrak, 2008/29, 18 Temmuz 2008).

Çatı particileri, kitlelerin devrimci enerjisini sönümlendirecek projelere ortak olmakla itham etmek kolaydır. Fakat çatı particileri reformizmle, liberalizmle itham edenlerin, kitlelerin devrimci dinamizmini bir adım ileri sıçratacak daha devrimci bir önerileri var mıdır? Böyle bir önerileri olmadığı gibi, sosyal şoven, rekabetçi ve sekter eğilimlerin hayat verdiği bu eleştiriler kendi karanlığını yaratmakta ve çatı particilerin yıldızının parlamasına neden olmaktadır. Zira esas olarak yasal partilerin ya da yasal platformlarla partiyi ikame ederek siyaset yapanların oluşturduğu bir birlik partisini reformizmle itham etmek onlara eskisinden daha farklı bir şey söylememek anlamına gelir, abesle iştigaldir.

Bu eleştirilerin, çatı partisini baltalayabilecek bir etkiden yoksunluğu ise münakaşa ve tartışma konusundaki zayıflıktan ötürü değil, çatı particilerle eleştirenlerin önemli siyasal dönemeçlerde aynı noktada buluşmuş olmalarından ileri gelmektedir. Eleştirilerin dayanılmaz hafifliğinin sırrı da buradadır. Çatı partisini içinden ya da dışından eleştirenler de, çatı particiler de, kitle hareketini düzen içi çatışmaya yedeklenmeden düzenin karşısına güçlü ve kitlesel bir biçimde dikecek bir siyasetin sürekliliğini sağlayacak bir yönelim içinde değiller. Bu nedenle çatı partisi eleştirilerinin bir kısmı ne kadar “doğru” görüşler içerse de, ne kadar “haklı” yanları olsa da, mevcut siyasal dinamiklere müdahale edebilecek bir rol oynayamamakta ve sınıflar arası mücadelede pasif bir tutuma işaret etmektedir. Eleştiricilerden daha sahici bir siyasal iddia olarak öne çıkan çatı particiler ise söz konusu eleştirilerle zayıflatmaktan ziyade, güçlenmektedir.

“…bu liberal girişimin toplumsal muhalefetin bir kesimini bir süreliğine de olsa boş hayallerle oyalamak gibi bir uğursuz etkisi de olacaktır. Yanısıra, ilkesel sorunlarda fazlasıyla zayıf, bu nedenle de bağımsız hareket etme yeteneğinden yoksun, ama hala da belli devrimci reflekslerini koruyabilen bazı devrimci güçlerin de bu liberal rüzgârın etkisine açık oldukları bir gerçektir. Devrimci siyasal mücadele açısından asıl mesele de buradadır. Kriz içinde debelenen ve temel kurumları sürekli bir yıpranma içinde bulunan kurulu düzene karşı sınıf eksenli bir devrimci alternatif geliştirmenin yakıcı bir ihtiyaç olduğu bir dönemde, toplumsal muhalefetin şaşırtılmasına ve kitlelerin boş parlamenter hayallerle oyalanmasına izin verilemez.

Komünistler, reformist solun parlamenter hayaller yayan çizgisine karşı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceklerdir. “(Kızıl Bayrak, 2008/29, 18 Temmuz 2008)

Çatı partisi eleştirilerinin hafifliği, kitlelerin devrimci enerjisini pörsütebilecek bir yönelimde olan çatı partisine radikal bir darbe vurmaktan ziyade onu güçlendiren bir unsur olarak rol oynamaktadır. Çünkü bu eleştirilerin hiçbiri düzen içi çatışmaların karşısında kendi talepleri için bir güç olarak dikilebilecek olan kitleye yön tayin edebilecek bir perspektife sahip değildir. Zira kimi eleştirilerin sahipleri bu dinamik kitleden uzak durmak üzere siyasal yönelimini tayin etmeyi bilinçli olarak tercih etmektedir.

Çatı Particiler ve Onları Eleştirenler Kritik Siyasal Dönemeçlerde Aynı Siyasal Yönelimde Buluşuyor!

Siyaset gerçek hayatta politikaların hangi mecraya aktığı ile ölçülebilir. Farklı siyasal yönelimlerin ve akımların birbirinden ayrı hedeflerin arkasında durup durmadığını görmek için de somut pratik mücadele içinde hangi siyasal akımın hangi projeye güç vermek üzere hareket ettiğine bakarak anlamak mümkün olabilir. Farklı zeminlerde duran ve birbirinden ayrı istikametteki iddiaların arkasında durduğunu iddia eden akımların bu hedefler doğrultusunda gerçek bir yönelim içinde olup olmadığını anlamak için de bu akımların nerede nasıl buluştuğuna ve ne zaman hangi sebeple ayrıştığına bakmak icap eder. Solda birlik arayışı ve muhaliflerinin geçtiğimiz sene içinde izini sürmek çatı particilerle eleştirenlerin birbirinin müdavili siyasi çizgilerinin birbiriyle nasıl buluştuğunu anlamak için yeterlidir.

2008 senesi, 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından 2007’nin sonunda PKK’ye yönelik operasyonlarla; Güney Kürdistan’a hava ve kara harekâtlarıyla ve bu saldırılara karşı mücadelelerle hafızamıza kazındı. İstanbul’da valiliğin izin vermediği savaş karşıtı mitingi örgütleyen bileşenler, bu birlikteliği bir platformla taçlandırdılar. 9 Aralık platformuyla birlikte metropollere göç etmek zorunda kalan Kürdistanlı emekçilerle solun devrimcileri de kapsayan kesimlerinin yeniden bir araya gelmesi sayesinde düzen güçleri karşısında, bu güçlerden birinin değirmenine su taşımadan, bir güç olarak durulabilecek önemli fırsatlar yaratıldı. Artan saldırılara karşı ortak bir savunma hattı örmek için 9 Aralık’la birlikte imkânları artan güç birliğinin, varoşlara ve farklı illere yayılan devrimci bir enerjiyle güçlü bir itilim yarattığını 2008 Newrozu’nda hep birlikte gördük. 2008 Newrozu tüm Türkiye çapında bütün engellemelere karşın coşkuyla, kitlesel bir dinamizmle kutlandı. İstanbul’da üç yüz bin kişi 2008 Newrozu’nda sol hareketin her kesiminin serbestçe ajitasyon yapabildiği bir platformda buluştu. Fakat bu birleşik, kitlesel eylemin işaret ettiği imkânları değerlendiren bir 1 Mayıs örgütlenemedi. Zira bu platformun bileşenlerinin büyük çoğunluğu bu platformun sağladığı birlik imkânlarını kullanarak düzen güçlerinin karşısına dikilmekten ziyade kısa vadeli çıkar hesapları nedeniyle platformun ortadan kalkmasına neden olacak bir tutum aldı.

2008 1 Mayısı Kimleri Nasıl ve Nerede Buluşturdu?

Çatı particiler de, eleştirenler de; sınıf mücadelesinin en dinamik kesimlerinin devrimci enerjisinden güç alarak kitlelerin en geniş kesimlerini bir araya getirecek bir hareket yaratarak; bu hareketi düzen güçlerinin karşısında aktif bir güç olarak çıkartacak devrimci bir perspektiften yoksundur. Bunun en somut kanıtı ise 2008 1 Mayısı’nda görülmüştür. 2008 1 Mayısı, çatı particileri de çatı partisini en “soldan” eleştirenleri de; kitlelerin devrimci enerjisini Taksim hedefiyle pörsüterek sendika bürokratlarının ve CHP’nin kuyruğuna takan bir tutumda buluşturmuştur.

1 Mayıs’ta çatı particiler de, reformistler de, reformistlere ve çatı particilere çatanları da DİSK’in arkasında ve Taksim istikametinde buluştular. Bu nedenle Newroz’u örgütleyenlerin 1 Mayıs’ı örgütlemesine objektif olarak karşı tutum aldılar. Böylelikle hem düzen içi çatışmanın bir tarafında duran CHP’nin, DSP’nin ekmeğine sendika bürokratları sayesinde yağ sürdüler, hem de kitlelerin birleşik eyleminin gücünü ortaya çıkartacak bir yönelimde olmadıklarını kanıtladılar.

Birbirlerine şu ya da bu nedenle ve/veya söylemle çatanlar, somut bir siyasal durumda nasıl yan yana gelebiliyor ve aynı siyasal yönelime güç veriyorsa bunların birbirleriyle çatışmasının bir sonucu ya da karşılığı olmaz. Esas belirleyici olan önemli siyasal dönemeçlerde kimin nasıl bir tutum aldığı ile ilgilidir. Bu nedenle çatı partisi girişimcilerini CHP’ye alternatif sosyal demokrat bir odak yaratmakla eleştirenlerin öncelikle kendi politikalarını CHP ve DSP gibi düzen güçlerine sendika ağalarının vesayetiyle yedeklemekten kaçınmaları icap ederdi.

2008 1 Mayısı’nda işçilerin, emekçilerin kitlesel birleşik eylemine yön vermek istediğini iddia edenler, kendi dar çıkarları için kitlelerin eylemine sırtını dönenlerle aynı yönde ve iddialarının tersine hareket etmiştir. Ezilenlerin, emekçilerin mücadelesine ivme katarak kitlelerin mücadelesini yükseltecek bir güç birliği ihtiyacı ise, bu tersine yönelimle hesaplaşarak, hakları için mücadele etmek üzere bir araya gelebilecek en geniş kitlenin eylemini düzen güçlerinin hiçbir kesimine yedeklemeden birleştirerek düzen güçleri karşısına dikilebilecek bir gücü teşvik eden projelere hayat vermelidir.

Sol Hareket, Düzen Güçlerinin Her Kesimini Karşısına Alabilecek Yönde Emekçilerin,  Ezilenlerin En Geniş Kitlesel Birlik Hareketini Yaratmak Üzere Kollarını Sıvamalıdır

Sol hareketin genelinde solda birlik ihtiyacı konusunda genel bir mutabakat olsa da ihtiyaç duyulan birliğin hedefi, bileşimi ve zemini açısından farklı görüş ve tutumlar söz konusu. Güç birliği arayışlarının ortak noktasında ise; birliğin gücünü dinamik bir kitleden alması sebebiyle bu kitlenin dinamizmine yaslanarak en geniş kitlesel desteği alarak siyaset yapma hedefi durmaktadır. Liberal ve tasfiyeci bir projenin adım adım hayata geçmesi anlamına gelen çatı partisi projesi, diğer yanıyla harekete geçirebileceği en geniş kitleye yönelik siyaset yapma imkânları sunmaktadır. Fakat çatı particilerin dışındaki en geniş kitleye siyaset yapmak üzere bu kesimleri buluşturacak bir güç birliği yönelimi, kitleleri düzen güçleri karşısında aktifleştirerek düzeni yıkacak bir güç olarak örgütlendirmek hedefleri olduğu anlamına gelmez. Bilakis emekçilerin, ezilenlerin en geniş kesimlerini bir araya getiren bu proje, bir araya getirdiklerinin “oylarını” ya da “desteklerini” alarak onları temsilen ve onlar için kırıntılarla yetinmeye mahkûm kalacakları bir hak arama mücadelesi yürütecek bir projenin şekillenmesi için çaba sarfetmektedir.

Figen YÜKSEKDAĞ, 20.05.2008 Birgün Gazetesi’nde yayımlanan “Cephesel karakterli bir politik merkeze ihtiyacımız var” başlıklı yazısında ESP’nin çatı partisi konusundaki tutumunu şöyle açıklıyor:

“Çatı partisi aslında son dönem birleşik mücadele ve güçbirliği oluşturma arayışlarının açığa çıkardığı bir biçim. Kürt özgürlük hareketi ve Türkiye sol-sosyalist hareketi gibi iki ana damarı birleştirmeyi de hedefliyor. Biz daha çok bu hedefi ve nasıl programatize edildiğini, güncel politikaya nasıl yansıtıldığını önemsiyoruz.Bu nedenle salt çatı partisine endeksli bir tartışma yürütmemeyi tercih ediyoruz. Evet, cephesel karakterli bir politik merkeze ihtiyacımız var; ama bunun kitleleri harekete geçirme, değiştirip dönüştürme gücü ve politik merkezlerin uyumu önemli. ‘Bu düzey bugün yakalanmış mıdır’ sorusuna farklı yanıtlar veriliyor olabilir. Biz bugün için en doğru örgütsel biçimin, somut başlıklarla yürütülecek politik güçbirliğinden doğacağını düşünüyoruz. Bu, sol kuvvetleri mücadele içerisinde yakınlaştırarak, cephesel birleşme koşullarını olgunlaştırıp, temellerini sağlamlaştıracaktır.”

Figen YÜKSEKDAĞ’ın bu sözlerine bakarak ESP’nin 1 Mayıs’ta öncülerin eylemini kitlesel ve birleşik bir 1 Mayıs’a neden tercih ettiğini çıkartmak mümkün değildir. Nitekim güncel politikayı referans aldığımız takdirde en geniş kitleleri düzen güçleri karşısında birleştirecek eylemin önüne siyasetlerin kendi güncel hesaplarının geçmiş olması burada ifade edilen tutumla çelişmektedir.

Çatı particiler ya da diğerleri işçi sınıfının en dinamik kesimleriyle buluşan en geniş kitleleri bu dinamik kesimin devrimci enerjisinin daha geniş kesimlere sirayet etmesini sağlayacak yönelimi hesap ederek güncel politikalarını belirlemiyorlar. Onların böyle bir hedefleri olmadığı 2008 Newrozu’nu örgütleyen 9 Aralık Platformu’nun 1 Mayıs’ı örgütlemekten geri durmasına bakarak anlamak mümkündür. Geçmişte izlenen tutumların sonuçlarından çıkartılacak derslerin ışığında önümüzdeki dönem içinde de sol hareketin düzen güçleri karşısında kendi mevzilerini koruyarak kitle hareketine yön vereceği projelere hayat vermek mümkündür. Mevcut mevzilerin sönümlenmesine, liberalleşmesine itiraz edenlerin de; demokratikleşme konusunda atılacak adımların kitle hareketiyle mümkün olacağını görenlerin yollarının kesişeceği yerde DTP’nin kapatılma davası ve kitlelerin en geniş ve en dinamik kesimlerini birleştirecek eyleme yön verme mesuliyeti durmaktadır.

Elindeki Mevzilere Sahip Çıkamayanlar Bunları Koruyarak Bir Adım İleri Çıkamaz

DTP’nin kapatılmasına karşı yürütülecek mücadele bir yönüyle düzen içi güçlerin it dalaşı nedeniyle gündeme gelen AKP’nin kapatılma davasına karşı öne sürülen sahte demokrat hassasiyeti teşhir edecektir. AKP’nin demokrasicilik oyunlarıyla kapatılmadığı bir dönemde düzenin demokratikleştiği yanılsamasının yaratılmasının önünü alacak olan mücadele hattı da buradan beslenebilir. DTP kapatılsa da kapatılmasa da söz konusu kapatma davasına yönelik mücadele kitlelerin eylemlerinin dinamizmi öne çıkartarak gerçekleştirilmelidir. Ancak böylelikle ya ezilenler kendi kurumlarına sahip çıkmaları sayesinde kapattırmamış olurlar ya da kitlelerin eylemlerini karşısında düzen güçlerinin maskeleri bir kez daha düşmüş olur. Böylelikle Türkiye’nin gündeminden düşmeyen parti kapatma davasının emekçilerin, ezilenlerin gündemine kendi cephelerinde duran bir parti sayesinde girmesi sağlanacaktır. Üstelik böyle bir kampanya ile güçlerini birleştirecek olanlar sadece çatı partisini birlikte kurabilecek olanlarla sınırlı kalmayacağı için de daha geniş bir kesimin mücadele etmek üzere güçlerini birleştirmesi anlamına gelecektir.

Ezilenlerin, emekçilerin birleşmesine yarayacak bir gücü ortaya çıkartmak için, yukarıdan aşağıya kitlelerin mücadelesinden bağımsız, diplomatik hesaplarla kurulan bir çatı partisinden ziyade devletin saldırdığı bir mevziye sahip çıkmak için yürütülecek bir mücadele gerekir. Emekçilerin, ezilenlerin Kürtlerin demokratik hakları ile ilgili mücadelesi de demokratik bir partinin arkasında PKK olduğu gerekçesi ile kapatılmasına karşı mücadele ederek başlar. Zira DTP’nin kapatılmasına karşı birlik olup “Hepimiz DTP’liyiz” diyemeyenlerin bir çatı partisi altında Kürtlerin demokratik hakları için mücadele edeceğine ilişkin yeminler etmesi abesle iştigaldir.

Böyle bir mücadelenin yön vereceği dinamizmden gücünü alan ve böyle bir hatta mücadele edebilenlerin güçlerini birleştirebileceği bir güç birliği düzen güçlerine karşı ezilenlerin emekçilerin ortak mücadele hattını yaratmakta etkin olabilir. DTP’nin kapatılmasına karşı güçlerine birleştirerek devletin karşısında hep birlikte geçemeyenlere birliğin gücüne yaslanmayı hesap ettiği dinamik kitle itibar etmeyecektir. Elbette bu tür bir mücadelenin bir parçası olmaya yanaşmayanlar da olacaktır. Oysa DTP’nin kapatılmasına karşı mücadele etmek üzere öne çıkan kitlelerin kavgasına katılarak bu kavgaya düzen güçleri karşısında bir odak olmak üzere müdahale edebilmek gerekir. İçinden geçtiğimiz dönemde, mevcut mevzileri kaybetmeden bunlara sahip çıkarak bir adım öne çıkaracak devrimci müdahalenin kilit noktası buradadır.

Ezilenlerin, Emekçiklerin Güncel ve Tarihsel Hakları İçin En Geniş Birlikteliği Yaratmak Üzere Elbirliği ve Mücadele

“Gün farklılıkları öne çıkarma değil, aynılarda buluşma günüdür. Farklılıklarımız elbette olacaktır. Ancak bunları öne çıkarıp biraraya gelememenin gerekçesine dönüştürmemeliyiz…” Sözlerinin yaygınlaştığı bu sözlerin ve birlik tartışmalarının da yaygınlaştığı oranda sol hareket içindeki rekabetin de işçi çalışmalarını, kitle örgütlerinin faaliyetlerini ve hatta ortak miting ve etkinlikleri baltalamaya vardığı bir dönemden geçiyoruz. Bir yandan birlik ve beraberlik çağrıları yapanlar diğer yandan kitle çalışması içinde birbirinin ayağına çelme takarak, birbirine karşı yasakçı tutumlar göstererek yol almaya çalışmaktadır. Bu tutarsız tablo emekçileri ve ezilenleri sol hareketten uzaklaştırmakla kalmayıp kitle hareketinin birleşik eylemini de sekteye uğratmaktadır.

Çatı Partisi vesilesiyle yapılan bütün tartışmalar güç birliği ihtiyacına delalettir, güçlenmek için birlik konusunun esası ise emekçilerin, ezilenlerin en geniş kesimlerini kendi sorunları etrafında harekete geçirecek bir müdahalede düğümlenmektedir. İşçi sınıfının en çok sömürülen ve fakat en dinamik kesimlerinin devrimci enerjisinin en geniş kitlelerle buluşarak düzen güçleri karşısına dikilmesini sağlayabilmek için bir güç birliği ihtiyacı vardır. Sol hareketin bir yandan en geniş kitleleri buluşturan siyasal harekete birbirine yasak koymadan ajitasyon ve propaganda serbestisi sağlayarak yön vermesi gerekirken diğer yandan kitlelerin örgütlenmesinde elbirliği ile mücadele etmek üzere hareket etmesi gerekir.

Sınıf mücadelesine ancak böyle bir güç birliği emekçileri, ezilenleri pasifleştirerek siyaset dışına atmayan bilakis kendi hakları, kendi kavgaları için örgütlendirerek aktifleştirecek; kendi mevzilerine sahip çıkarak bir adım sonraki mevziye sıçrayacak bir ivme katar. Emekçilerin, ezilenlerin en geniş kesimlerine devrimci bir siyaset götürmek için bu ivmeyi ortaya çıkartacak hamleyi yapmak üzere solun her kesimini öne çıkıp sorumluluk almaya davet ediyoruz.

DTP'nin Kapatma Davası

»DTPyi Kapattırma Bin Umut Vekillerine Sahip Çık!

»DTP’yi Kapattırma! Vekiline Sahip Çık!

»Ergenekon, AKP’nin Kapatılması ve DTP’nin Kapatılması Konulu Panel

» DTP’yi Kapattırma! Vekiline Sahip Çık!