Komünist KöZ

Sayı: 48
Eylül 2009


Geri Dönmek İçin Tıklayınız

 

‘İfade Krizi’ Devletin DTP’li Vekillere Saldırısıdır

Sözde Kürt açılımının yanında saldırıların arttığı bu dönemde emekçilerin ve ezilenlerin mücadelesini yükseltmenin ve emekçilerden ve ezilenlerden yana olanların eylem birliğini sağlamanın önemi bir kat daha artmaktadır. Bu, hem kazanılmış hakların ve mevzilerin korunmasının tek koşuludur, hem de demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinde kitlesel eylemleri yükseltmenin bir kaldıracıdır

29 Eylül günü, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna ve Grup Başkan Vekili Selahattin Demirtaş’ın polis zoruyla mahkemeye getirilerek ifadelerinin alınmasına karar verdi. Ertesi gün DTP Milletvekili Sebahat Tuncel ve Aysel Tuğluk’un da duruşmaya polis zoru ile getirilmeleri kararlaştırıldı. Alınan bu kararlar, dokunulmazlıkları hiçe sayılan DTP’li vekillere devlet eliyle yapılan hukuki bir saldırıdır.

Geçtiğimiz mayıs ayında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi DTP’li altı vekilin yargılandıkları davalara polis zoru ile getirilecekleri uyarısı yapmış, ve meclis başkanlığına konuya ilişkin bir yazı göndermişti. O dönemde “ifade krizi” olarak gündeme oturan ve milletvekili dokunulmazlığı ekseninde tartışılan bu mesele meclis başkanlığının “tebligatın milletvekillerine sık sık seyahat etmeleri nedeniyle ulaştırılamadığını” söyleyerek yaptığı “manevra” ile geçiştirilmişti. Mahkeme de, davaların ertelenmesine karar vererek hukuki bir “ara yol” bulmuştu.

Geçtiğimiz günlerde, bir yandan hükümetin sözde Kürt açılımı süreci “tam gaz” devam eder, bir yandan da birçok ilde DTP’lilere yönelik gözaltı operasyonları sürerken, dört ay sonra “ifade krizi” de yeniden gündeme geldi. Ankara Ağır ceza mahkemesi, bu sefer meselenin tartışılmasına fırsat vermeden DTP’li vekillerin mahkemeye zorla götürüleceği kararını duyurdu.

Devlet 2007 Temmuz’undan Beri DTP’li Vekillerin Dokunulmazlıklarına “Dokunmaya” Çalışıyor.

Yalnız bunu salt bir dokunulmazlık tartışması olarak yorumlamak hata olur. Zira dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin hakkında fezlekeler bulunmasına rağmen diğer vekiller söz konusu olduğunda benzer bir uygulama söz konusu olmuyor. Zaten DTP’li vekiller seçildikleri andan itibaren “vekil olsanız bile dokunulmazlığınıza dokunurum” tehdidi ile karşı karşıyalar. Bu, DTP’li 21 vekile karşı dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin hazırlanan rekor sayıda dosyaya bakarak anlaşılabilir.

24. dönemde TBMM'ye sunulan dokunulmazlık dosyalarının sayısı (Ağustos ayı itibariyle) 439’du. Bunların yarısından çoğu, yani 267’si 21 DTP vekiline ait. Dokunulmazlığın kaldırılması konusunda en çok fezleke, yani 35 fezleke, DTP Eş Başkanı Mardin Milletvekili Emine Ayna için verildi. Dokunulmazlıklara ilişkin fezlekelerin sayısının şu ana kadar TBMM’nin hiçbir yasama döneminde olmadığı kadar fazla olması (meclise 20. Dönemde 252, 21. Dönemde 247, 22. Dönemde 298 dosya gelmiş) ve bu artışın neredeyse tamamının 21 DTP’li vekille ilgili olan dosyalardan dolayı olması, devletin DTP’li vekillere hukuki saldırısının bir göstergesi niteliğinde.

Vekillerin Dokunulmazlığına Yapılan Tehditler DTP’ye Yapılan Saldırıların Bir Parçasıdır.

Burjuva basında ifade krizi olarak gündem olan bu süreç, devletin DTP’ye birçok ilde gerçekleştirdiği gözaltı saldırısı ile birlikte değerlendirilmeli. Hükümetin bir yandan Kürt açılımını başlatarak “Kürt sorununu çözecek özne” rolüne büründüğü ve demokratik hükümet payesi almaya çalıştığı sürece paralel olarak DTP’ye yönelik bir operasyon dalgası başlatıldı. 17 Haziran’da beş ilde 19 kişi, 22 Haziran’da ise, başta Dersim olmak üzere 5 ilde 30 kişi gözaltına alındı. 11 Eylül günü Diyarbakır, Şırnak, Mardin ver Van'da yapılan operasyonlarda, aralarında eski belediye başkanları ve parti yöneticilerinin de bulunduğu 17 kişi gözaltına alındı.

Sözde Kürt açılımı söylemlerinin hemen ardından gelen bu operasyon dalgası, 14 Nisan’da başlayan ve beş aydır süren sürecin son halkası. Yerel seçimlerden, özellikle Kürdistan'da önemli bir seçim başarısıyla çıkan DTP'ye karşı devlet 14 Nisan'da bir gözaltı ve tutuklama furyası başlatmıştı. O tarihte Kürdistan’da ve batıda 15 ilde DTP binalarına ve bazı belediyelere gerçekleşen operasyonda içlerinde DTP’nin üç Genel Başkan Yardımcısı’nın da bulunduğu 51 kişi gözaltına alındı. Mayıs ayında da devam eden operasyonlarda, özellikle gençlik örgütlerine yönelik İstanbul, Antalya, Bursa, Ankara ve Konya’da onlarca kişi gözaltına alındı. Bir yandan DTP üyelerine ve yöneticilerine yönelik gözaltılar sürerken, DTP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarına rağmen meclisten zorla alınıp savcılığa ifade vermeleri de ilk defa bu dönemde gündeme geldi. Son operasyon ile birlikte 14 Nisan’dan bu yana 500’ü aşkın DTP’li gözaltına alındı, 250’den fazlası tutuklandı.

2009 Yılı DTP’ye Yönelik Saldırıların En Yoğun Yaşandığı Yıl Olsa da Saldırılar Yeni Değildir.

Saldırıların en çok arttığı dönemin hükümetin sözüm ona “tarihi” Kürt açılımının gerçekleştiği 2009 yılı DTP’ye yönelik saldırıların en yoğun yaşandığı yıl olması dikkat çekici olsa da, bu saldırıların yeni olmadığını akılda tutmak gerekir. DTP 2005 Kasımı’nda kuruldu ve 2007 yılında, Bin Umut Adayları olarak genel seçimlere giren adayların milletvekili seçilmesi ile parlamentoda 21 üyesi olan bir muhalefet partisi oldu. Ancak DTP meclisteki düzen partilerinden farklı olarak devamlı devletin saldırılarına maruz kaldı, kalıyor.

DTP’ye yapılan saldırılar hem devletin gözaltı terörünü, hem de devlet destekli ya da bağımsız kimi faşist çetelerin parti kitlelerine ve binalarına saldırılarını kapsıyor. Gözaltı ve tutuklama terörü DTP üyelerine, eylemlere katılan kitleye, parti yöneticilerine, belediye başkanlarına ve milletvekillerine yönelikti. Tüm bunların yanına bir de 2007 Kasımında açılan kapatılma davası eklendi. 2007, 2008 ve 2009 yıllarında bu saldırıların yoğunluğu kimi zaman arttı, kimi zaman da azaldı, ama hep sürdü.

Dağlıca Operasyonu ve Sınır Ötesi Operasyonu’nun Gerçekleştiği 2007 Yılında Faşistler ve Devlet DTP’ye Saldırılarını Sürdürdü.

2007 yılında saldırılar asıl olarak Temmuz, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında yoğunlaştı. Temmuz ayındaki saldırıların çoğunu bağımsız adayların seçim bürolarına ve DTP binalarına gerçekleşen saldırılar oluşturdu.

Ancak saldırıların doruk noktasına çıktığı dönem Dağlıca operasyonunun yapıldığı ve “rehine krizi”nin yaşandığı Ekim ayı oldu. Dağlıca Operasyonunun gerçekleştiği Ekim ayında da saldırılar DTP binalarına yapılan saldırılar şeklinde gerçekleşti. Bunlar daha çok Ankara, İstanbul (Eminönü, Zeytinburnu, Bahçelievler), Van, Malatya, Erzurum, Bursa, İzmit, Elazığ ve Adıyaman’da gerçekleşti. Tüm bunlar olurken, devlet de birçok ilde gözaltı terörünü sürdürdü. Bu dönemde başlayan Edi Bese Kampanyası süresince düzenlenen eylem ve etkinlikler nedeniyle birçok DTP’li gözaltına alındı.

Aralık ayında Güney Kürdistan’a sınır ötesi operasyon gerçekleşti. TSK’nın “itibar” yitirdiği bu operasyonlara karşı demokratik ve sol akımlar bir eylem süreci başlattı. İçinde DTP ve birçok devrimci akımın bulunduğu 9 Aralık platformu kuruldu; ancak operasyona karşı İstanbul’da düzenlenecek mitinge devlet izin vermedi. Sınır ötesi operasyonlar ve buna karşı düzenlenen eylemlilik sürecinde birçok ilde DTP binalarına operasyonlar düzenlendi, içinde belediye başkanları ve il yöneticilerinin de bulunduğu onlarca DTP’li gözaltına alındı. Sırf İstanbul’da operasyonlara karşı protesto eylemleri düzenledikleri için gözaltına alınanların sayısı 69’du.

2008 Yılında DTP Kapatma Davası, Onlarca Gözaltı ve Faşist Saldırılar ile Karşı Karşıya Kaldı.

2008 yılında saldırılar en çok Mart, Mayıs, Eylül, Ekim, ve Kasım aylarında yoğunlaştı. Mart ayında DTP’nin “izinsiz” gösterileri bahane gösterilerek gözaltılar yaşandı. Özellikle İzmir’de ve Van’da gerçekleşen Newroz kutlamaları engellenmek istendi, onlarca kişi yaralandı, yüzlercesi gözaltına alındı. Sadece Van’daki Newroz kutlamalarında 130 kişi gözaltına alındı.

Devletin gözaltı terörünün yanında, DTP faşist grupların da saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Nisan ayında Sakarya’da DTP’nin düzenlediği dayanışma gecesini ülkücüler bastı, polis ise duruma müdahale etmedi. Olay esnasında etkinliğin yapıldığı salonda mahsur kalanlardan birisi geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Bu olaylar nedeni ile ülkücü saldırganlardan tutuklanan olmazken, DTP İlçe başkanı gözaltına alındı.

“Sayın Öcalan” kampanyasının başladığı mayıs ayında da birçok DTP yöneticisi gözaltına alındı. Diyarbakır belediye başkanı Osman Baydemir’e sınır ötesi operasyonu protesto gösterisinde yaptığı konuşmada “gerilla” dediği için 5 yıl hapis istemiyle dava açıldı. Kırklareli DTP binasına saldırı düzenlendi.

Devletin DTP’ye saldırılarının bir halkasını da kapatma davası oluşturuyordu. Eylül ayında DTP kapatma davasında sözlü savunma verdi. Birçok ilde DTP’nin kapatılmaması için basın açıklamaları yapıldı.

Ekim ayında Abdullah Öcalan’a kötü muamele edilmesini protesto etmek için düzenlenen gösterilere polis müdahale etti. Diyarbakır’da, Hakkari’de, Siirt’te, Adana Ceyhan’da, Bingöl’de, aralarında Adana Yakapınar Belediye Başkanı’nın da olduğu onlarca kişi gözaltına alındı. Bunun yanı sıra, Bingöl’de ve İzmir’de DTP’lilere gözaltı saldırısı yaşandı. Kars, Balıkesir, ve İzmir’de DTP ve Barış ve Demokrasi Partisi binalarına saldırılar düzenlendi.

Abdullah Öcalan’a kötü muamele yapılması nedeniyle gerçekleştirilen eylemler Kasım ayında da devam etti ve bu ay yoğun göz altıların yaşandığı bir ay oldu. İstanbul’da oturma eylemi yapmak isteyen 106 kişi gözaltına alındı. DTP İstanbul İl Başkanı tutuklandı. Iğdır ve Hakkari’de da düzenlenen eylemler nedeniyle onlarca kişi gözaltına alındı. Abdullah Öcalan’a Sayın dediği için Dersim Belediye Başkanı Songül Erol Abdil hakkında soruşturma başlatıldı, Hakkari’de “Sayın Öcalan” kampanyasına destek verdikleri için Esendere Belde başkanı ve bir meclis üyesi tutuklandı. Urfa’da düzenlenen operasyonda Merkez ilçe başkanı gözaltına alındı.

29 Mart Yerel Seçim Çalışmaları Devletin ve Faşistlerin Saldırılarından Nasibini Aldı.

29 Mart Yerel seçimlerinden sonra devletin DTP’ye Kürdistan ve batıda gerçekleştirdiği gözaltı terörü, seçim öncesinde devletin ve faşistlerin DTP binalarına, seçim bürolarına ve etkinliklerine yaptıkları saldırılar şeklinde kendini gösteriyordu. 2008 Kasım ayında, 29 Mart yerel seçim çalışmaları için Ardahan’da bulunan DTP’li vekillere 300 kişilik bir grup saldırdı. Şubat ayında Mersin, Muğla, ve Bingöl’deki seçim büroları ve DTP binalarına saldırılar düzenlendi. Van’da Muradiye Belediye Bakan adayı tanıtım mitingine MHP’li faşistler saldırdı. DTP’liler saldırıya karşılık verince çatışma çıktı.

Yerel seçim çalışmalarının yoğunlaştığı Mart ayında seçim bürolarına ve etkinliklerine yapılan saldırılar da arttı. Tekirdağ’da DTP seçim bürosuna yapılan saldırıda 3 kişi yaralandı. Bunun yanı sıra Mersin’de DTP seçim bürolarına (üç kez), Pendik Kurtköy, Sultanbeyli ve Bahçelievler’deki seçim bürolarına saldırı gerçekleşti, İstanbul'da Sanayi Mahallesi'nde bulunan seçim irtibat bürosu ikinci kez kundaklandı. Urfa Birecik’te seçim günü bir kişi DTP rozeti taktığı için polisler tarafından gözaltına alınması sonucu 200 kişi polisle çatıştı.

KöZ DTP’ye Yapılan Saldırılara Karşı Solda Ortak bir Savunma Hattı Örülmesini ve Ezilenlerin Birleşik Mücadelesini Savundu

KöZ, DTP’ye yönelik saldırılara 2007 yılından bu yana dikkat çekiyor ve DTP’nin tüm sola yönelik saldırıların odağında bulunduğunun altını çiziyor. Saldırılara karşı tüm sol sosyalist akımların ortak bir savunma hattı örmesi gerektiğini ifade ediyor ve güçlü bir savunmanın emekçilerin ve ezilenlerin birleşik kitlesel mücadelesini büyütmesi ile mümkün olacağını savunuyor.

KöZ, sözümona Kürt açılımının gündeme damgasını vurduğu Ağustos ayında şöyle demişti: “Bu iklimi kazanılmış hakların ve mevzilerin korunup geliştirilmesi, emekçi yığınlarla ezilenlerin örgütlüğünün ve eylem kapasitesinin arttırılması, emekçilerden ve ezilenlerden yana olanların eylem birliğinin güçlendirilmesi ve hepsinden önemlisi «tarihsel fırsat»lardan bir daha kaçırmamak üzere yararlanabilmek için komünistlerin birliği yolunda daha büyük adımlar atmak üzere yararlanmak için istismar etmek gerekir.” (KöZ’ün Sözü, Ağustos 2009)

Sözde Kürt açılımının yanında saldırıların arttığı bu dönemde emekçilerin ve ezilenlerin mücadelesini yükseltmenin ve emekçilerden ve ezilenlerden yana olanların eylem birliğini sağlamanın önemi bir kat daha artmaktadır. Bu, hem kazanılmış hakların ve mevzilerin korunmasının tek koşuludur, hem de demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinde kitlesel eylemleri yükseltmenin bir kaldıracıdır.


Saldırılar ve Devrimci Dayanışma

» ‘İfade Krizi’ Devletin DTP’li Vekillere Saldırısıdır

» Yenibosna’da DTP Halk Toplantısı

» Yenibosna’da DTP Eylemleri

» ESP’ye Yönelik Operasyon Protesto Edildi

» ESP'den Saldırılara Karşı Basın Açıklaması

» 1 Mayıs Mahallesi'nde Devrimci Dayanışma

» Sinan Kayış’ı unutturmadık