|
Komünist KöZ
Sayı: 48
|
MSF’de “Kürt Sorununa Demokratik Çözüm” tartışması
Mezopotamya Sosyal Formu (MSF) kapsamında Tigris Salonu'nda DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Bilge Contepe ve yazar Oral Çalışlar'ın katılımı ile "Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Tartışmaları" konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Sarmaşık Derneği Genel Sekreteri Şerif Camcı'nın yaptığı panele çok sayıda dinleyici katıldı.Panelde ilk olarak söz alan Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Bilge Contepe, Kürt coğrafyasında 30 yıldır süren bir savaşın olduğunu belirterek, 25 yıllık çatışma ortamında 3 bin 211 köyün devlet güçleri tarafından boşaltıldığını, 3 milyona yakın insanın göçe tabi tutulduğunu, 17 bin 500 insanında faili meçhul bir şekilde katledildiğine dikkat çekti. Contepe daha sonra Kürt sorununa ilişkin daha önce açıkladıkları raporlarını okudu.Oral Çalışlar ise sözlerine Türkiye’deki değişime dikkat çekerek başladı. İnkâr, imha ve asimilasyon politikasının iflas ettiğini vurguladı. Çalışlar, son 25 yıldır yaşanan düşük yoğunluk savaşta ise hem Kürtlerin hem de Türklerin büyük bir alt üst oluş yaşadığına vurgu yaptı. Kürtlerin büyük acılar yaşadığını da ifade eden Çalışlar, 25 yıl içersinde JİTEM ve katillerin Kürtlere karşı çok yoğun cinayetler işlediğini sözlerine ekledi. Kürtlerin çok önemli kazanımlar elde ettiğine de değine Çalışlar, Kürtlerin artık kendi dili ile yaşadığını ve bunun artık geri dönülemez bir nokta olduğunun altını çizdi.Çalışlar, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın "Bütün orduyu Kandil'e göndersek de bu iş bitmez" sözlerini hatırlatarak, Türkiye’yi yöneten iradenin artık Kürt meselesine silahlı mücadeleyle çözemeyeceğini kabul ettiğini ifade etti. Sözlerine bundan sonra esas işin Kürt halkına ve temsilcilerine düştüğünü ifade ederek devam etti. Kürtlerin bir meşruluk yarattığını ancak bundan sonrasının zor olduğunu kaydeden Çalışlar, "Çünkü yüz yıldır militarist milliyetçi duygular yarattılar. Ancak bu sorunu tek başına Cumhurbaşkanı, Başbakan ya da İçişleri Bakanı ile çözülmez. Çözebilecek güce sahip değiller. Türkiye'de ordunun da yargının da etkili olduğu bir güç var. Bunlarda bu sürece dâhil olmalıdır" dedi. Bugüne kadar süren savaş nedeniyle Türklerin ve Kürtlerin birbirine karşı tutumlarının değişmesi gerektiğine işaret etti. Bundan sonraki süreçte Türklerin de Kürtlerin de yeni sürece adapte olması için Kürt halkına ve DTP’nin üzerine daha fazla sorumluluk düştüğüne işaret etti.DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, Türkiye'de ‘60’lardan 70’lerden itibaren büyük değişiklerin yaşandığını belirterek, meşruluğun mücadeleyle kazanıldığını ve meşrulaşan hakların güvenceye alınması gerektiğini vurguladı. "Kürt mücadelesinin meşruluğu mücadele ile birlikte gelişiyor. Ama tıkanmada tam da bu noktada gelişiyor. Kürt sorunu meşru güvenceye alınmalı. Bir dönem Türk Kürtleri adlı kitaplar vardı. Kürtler öztürk diyorlardı. Böyle komik kavramlar hala var ve bunu yazan bilim adamları. Bunlar üniversitelerde öğrencilere hala öğretiliyor. Kürtlerin iknası için öncelikle bu yanlış eğitme son verilmelidir. Türklüğü Kürtlere üst kimlik olarak dayatmaya çalışanlar var. Türklük üst kimlik değildir. Bu söylemler çok yanlış. Kürtlerin de hak ve özgürlüklerinin sınırı Türkler kadardır” dedi.Ayna konuşmasına, AKP’nin sorununu çözmek için risk alması gerektiğini, Türk milliyetçiliğinden rant sağlayanların varlığına işaret ederek geçmişte bu ülkenin kendi başbakanını, milletvekilini öldürdüğünü hatırlattı. Kürtlerin milletvekilleri ve il başkanlarının öldürüldüğüne dikkat çeken Ayna, "Bu riskler tabi ki olacak. Cesur olmak zorundayız. Hedef özgür bir ülke ise bu kararın yanında olmalıyız. Ama bakıyoruz ki hükümet açılım sürecinde CHP ve MHP'den bir eleştiri gelince geri adım atıyor. Eğer bunların eleştirilerine karşın geri adım atılacaksa bu açılım onlar içindir. Onların söylediğini yapıyorsan açılımdan söz etme. Başbakan Erdoğan bir yandan hala operasyonlar devam edecek, tek dil tek bayrak ve tek dil söylemlerini hala sürdürüyor. Bu konuşmalarını yapan bir başbakana nasıl güveneceğiz ve arkasında nasıl duracağız. Sorun Kürt sorunu değil bir halkın var oluşu ve kimlik sorunu. Laz sorunu da olsaydı böyle düşünürdük. Demokrasi açılımı bu değil. Anadilde eğitim haktır. Adımı önce buradan atmalıyız. Ve önce devlet bu konularda ikna edilmeli" dedi.İlk konuşmaların ardından soru ve cevap bölümüne geçildi.Köz’ün arkasında duran komünistler de sözlü görüş bildirdi. Kürtlerin egemenlik ve özgürlükleri için savaşmaya hakları olduğunu ve savaşın haklı tarafının Kürtler olduğu vurgulandı. Barış sürecinin nasıl gerçekleştiğinin önemine işaret ederek, AKP’nin muhatapsız barış girişimlerinin DTP tarafından boşa çıkartılmasını anlamlı bulup desteklediğimiz ifade edildi. Barış’ın muhataplarına Kürt halkının işaret ettiğini, PKK’nin, DTP’nin muhatap olduğuna değinildi. Çözüm süreci ile ilgili iki farklı tutumu olan iki ayrı kanat varmış gibi görünse de aslında bu farklılığın nedeninin AKP ve rakipleri arasındaki rekabet olduğu; çözüm projesinin devletin bir projesi olduğunu ve örneğin MHP’nin bu süreci engellemeye dönük bir hedefi olmuş olsaydı kürsülerden polemik yapmakla yetinmeyeceğine işaret edildi. Barış planının ABD’nin Ortadoğu’da halkları örgütsüzleştirme planının AKP tarafından gerçekleştirilmesi olduğunda AKP’nin marifeti olmadığı gibi AKP’ye güvenmemek gerektiği ifade edildi. ABD’nin, AKP’nin planları ve hedefleri bir yana, bu planları boşa çıkarmak üzere bu süreçte kazanılan mevzileri kalıcılaştırarak daha örgütlü ve kitlesel bir harekete ihtiyaç olduğuna işaret edildi.Yazılı ve sözlü gelen birçok soru ve görüşlerin ardından konuşmacılar sözlerine ikinci turda da devam etti.Yeşiller Sözcüsü Contepe, kendilerini bu sorunun ve çözümün dışında ayrı görmediklerini ifade etti. Şiddet karşıtı olduklarını ve halkların kendilerini müdafaa etmek için şiddetsiz yollara da başvurabileceklerini savundu. Şiddete ve milliyetçiğe karşı bir politikaları olduğunu ve barışçı bir toplum için milliyetçiliği besleyen her şeyin kalkması gerektiğini ifade etti. Bu süreçte yakılan yıkılan ormanların yerine barış ağaçları dikmek üzere bir kampanyaları olduğunu söyledi ve herkesi bu kampanyaya katılmaya davet etti.Yazar Çalışlar, çözüm sürecinde iki tarafın da katkısı olması ve bu nedenle konuşulan dilin, üslubun da bu sürece uygun olması gerektiğini ifade etti. İkna sürecini ciddiye almanın ve bu sürece uygun bir yönelimin benimsenmesinin üzerinde durdu. AKP ile ilgili gelen sorular hakkında ise, “AKP’nin burjuva partisi olduğu ABD’nin çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’da Kürt sorununu makul bir noktaya getirmeye çalıştığı açıktır fakat siyaset somut durumu göz etmektir. ABD, PKK, Türkler vs.. tüm bunların hepsine bakarak siyaset yapılır. Bu sorunun çözümünde ihale AKP’ye kaldı. Başka siyasi güç yok bu sorunu çözebilecek. İmkânlar neyse onu kullanacağız.”Çalışlar, Öcalan’ın çözümdeki rolü ile ilgili kendisine gelen soruya ise şu yanıtı verdi: “Öcalansız çözüm olmaz gidin Öcalan’la görüşün denirse bu erken bir çıkış olur. Bugün bunu yapamazlar. DTP bu konunun muhatabıdır. DTP de Kürt halkının temsilcisidir. Öcalan’ın rol aynasıdır. Belki de bu sürecin pazarlıklarını ara planda Öcalan’la yapıyorlardır. Fakat demokratik sürecin muhatabı DTP, dağdan inmenin muhatabı da PKK’dir.”Çalışlar, “Neden Başbakan çelişkili davranıyor?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi: “Bu proje devletin projesi değil, bir mutabakat yok. AKP içinde bile mutabakat yok. Erdoğan’ın tutarsızlıklarını da anlamak mümkün. Bunları meşru görmek için söylemiyorum, doğru tahlil yapmak için gerçeklerden yola çıkmak gerekir. Bu mesele sadece devletle ilgili değil Türklerle de ilgili. Türkler de acı çektiler.”Ayna konuşmasına, kendilerinin ve halkın birer piyon olmadığına siyasal özne olduğuna işaret ederek başladı. “MHP, ABD Kürt sorunu çözülsün deyince karşı çıkıyor fakat darbelerin Ergenekonun arkasında da ABD vardı. O zaman karşı çıksaydı” dedi. Halkları silahla baskıya alınan toplumların, demokratik mücadele yolları olmadığında devletin baskısına karşı şiddet yoluyla mücadele etmesinin haklı olduğunu ifade etti. “21. Yüzyılda silah hak arama aracı değildir demek doğru değildir. Devletlerin silahları kullanmasına izin vermeyen yasalar olursa şiddetsizlik mümkün olabilir. PKK’nin beyanı var. Barışçıl demokratik çözüm lazım diyor ateşkes yapıyor. Devlet ise 1 tek kişi kalmayıncaya kadar operasyonlara devam edeceğiz diyor. Şiddetsizlik nasıl olacak?” dedi.DTP’nin muhatap olması ile ilgili görüş ve sorularla ilgili olarak Ayna, “DTP’yi muhatap almıyorlar ki! Muhatap da oluruz, arabulucu da oluruz. Çözüm sürecinde aktif rol alırız. Ama şunu kabul etmeyiz. PKK ateşkes diyor olmasına rağmen operasyonlar devam ederken DTP’yi muhatap alıyor gibi görünerek PKK’yi tasfiye etmeyi planlıyorlarsa, buna alet olmayız.” Ayna devletin istese yapabileceği bazı konulara işaret etti: “Birincisi resmen olmasa da operasyonlar durabilirdi. Bunu televizyondan medya kanalıyla duyurmak zorunda değiller. Operasyonları durdurabilirlerdi. İkinci “terör” ve “terörist” demekten bu kavramları kullanmaktan vazgeçebilirlerdi. Düşünün beş PKK’li kimyasal silahla öldürüldü. Bu nasıl barış?” dedi.Mezopotamya Sosyal Forumu » Kürdistan’daki Kitle Örgütlerini Yakından Takip Ettik » Burjuva Eğitim Sistemine Karşı Birleşik Mücadele Tartışıldı » Ortadoğu ve Türkiye'de Gençlik Hareketleri ve Deneyimleri |