|
Komünist KöZ
Sayı: 48
Eylül 2009
Geri Dönmek İçin
Tıklayınız
|
Fransa’da Kağıtsızlar Bakanlığı kuruldu

26 Haziran günü Paris’in yoksul kenar mahallelerinden birinde, işgal
edilmiş bir binanın kapısına törenle «Kağıtsızlara Kağıt Sağlama
Bakanlığı» tabelası asıldı. Aslında sağlık sigortası kurumuna ait olup
18’inci Bölge belediyesine satılmış olan bu bina, satış işlemleri
sırasında çıkan bir ihtilaf nedeniyle aylardır boş duruyordu. Ama 17
Temmuz gününden beri ise pek boş değildi.
O çarşamba yüzlerce Afrikalı kağıtsız işçi destekçileriyle birlikte bu
boş duran binayı işgal etmişti ve o günden beri de işgal büyüyerek
sürmekteydi. Aslında daha işgalin ilk günlerinden itibaren işgali
gerçekleştiren kağıtsızlar burayı «kağıtsızlara kağıt sağlama bakanlığı»
diye anmaya başlamış ve kapıya bu kimliği ifade eden bir pankartı kısa
zamanda asmışlardı. Yoksullara evsizlere kağıtsızlara destek verişiyle
meşhur olan piskopos Gaillot’nun takdisiyle ve birçok başka ünlünün
hazır bulunduğu törenle kahverengi mermerden «bakanlık» tabelası resmen
26 Eylül günü kapıya çakıldı. Bu tören aslında 10 Ekim gününde yapılması
planlanan büyük kağıtsızlar yürüyüşü için hazırlık etkinliklerinin bir
parçası idi.
Nitekim 10 Ekim günü Paris en büyük kağıtsızlar eylemine tanık
olacaktı. «Kağıtsızlar Bakanlığı»ndan, «Göç ve Entegrasyon Bakanlığına»
kadar sürmesi planlanmış olan bu yürüyüşün daha başlangıç safhasında,
onbini bulan kağıtsızın seferber olduğunun açıkça görülmesi üzerine Göç
ve Entegrasyon Bakanlığı miting tertip komitesini arayarak derhal on
kişilik bir heyet ile görüşmeye hazır olduğunu bildirecekti. Bu noktadan
itibaren Kağıtsızlar Bakanlığı ve onun arkasındaki kolektifler artık
resmen hükümetin muhatabı olacaklardı.
Kağıtsızlar Bakanlığına Nereden Gelindi?
Bugün artık Kağıtsızlara Kağıt Sağlama Bakanlığı olarak anılan işgal
altındaki dev bina Parisin 18’inci ilçesinde bulunuyor. Paris Komünü
zamanında da önemli merkezlerden birini oluşturan 18’inci ilçede 4 bin
300 metre kare üzerine kurulu 5 katlı ve tarihi sayılacak bu dev sigorta
binasını işgal etmiş olan kağıtsızların ilk işgali değil bu. Aynı
kağıtsız işçiler 2 mayıs 2008’de de Paris’teki Bourse de Travail
(sendikaların kullandığı lokaller) içindeki CGT sendika
konfederasyonunun bir lokalini işgal etmiş ve 24 Haziran 2009’da CGT
güvenlik birimleri tarafından oradan atılıncaya kadar da o işgali
sürdürmüşlerdi. Bu bakımdan geçtiğimiz günlerde resmi açılışı yapılan
Kağıtsızlar Bakanlığının ne olup olmadığını anlayabilmek için bu güne
kadarki sürece kuşbakışı bir bakmakta yarar var.
Aslında Kağıtsızlar Bakanlığına varan sürecin ilk adımlarını 2008
yılından itibaren izlemek gerekir.

Fransa’da oturum hakkı olmayan işçilerin resmi çalışma izni yok. Bu
nedenle kah işverenlerin kimi düzmece kağıtlar sağlamasıyla kah hiç
kayıt olmadan kah kendi olanakları ile elde ettikleri sahte evraklarla
çalışmaktalar. Bu da özellikle patronların ve devletin işine gelen bir
durum; zira hem ucuz iş gücüne ihtiyaç var hem de esnek üretim
saldırılarının bir gereği olarak bu iş gücünün iş güvencesinden tamamen
yoksun tutulması gerekiyor. Fransa’da bu şartlar altında çalışan kayıt
dışı milyonu aşan işçi var ve giderek de bunların sayısı artma
eğiliminde.
Her ne kadar oturma izni olmayan işçilerin resmen çalışması mümkün
değilse de bu işçilerin sendika üyesi olmalarına ve sendikal mücadeleye
katılmalarına bir engel yok. Bu nedenle Fransız solunun kimi kesimleri
bilhassa en solda duranlar kağıtsızların sendikalı olması yönünde öteden
beri kimi girişimlerde bulunmaktalar. Ne var ki genellikle sendikaların
ve solun büyük bir kısmı kağıtsızlar sorununu işçi sınıfının bir sorunu
olarak değil bir insaniyet sorunu olarak görüyor ve bu konuyu daha çok
bu tür sorunlarla ilgilenen kurumların sırtına atmayı tercih ediyorlar.
Bununla birlikte sendikaların bilhassa Fransız Komünist Partisi’ne (FKP)
yakın olan ve bir de interim işçileri şubesi olan CGT’nin zaman zaman
kağıtsızlara yönelik kimi girişimleri olmakta. Nitekim 2007 yılının
sonlarından itibaren CGT bünyesinde bu doğrultuda yeni bir hamle oldu.
Kağıtsızların CGT’ye üye olması yönünde bir hareket başladı ve bu
sendikalı kağıtsızların greve çıkmasına vardı. İşte bugün Kağıtsızlar
Bakanlığının ilan edilmesine varan sürecin başlangıç noktasını oradan
almak gerekiyor.
CGT 2008 yılının başından itibaren kağıtsızlara yönelik
girişimlerinin ilk somut adımını 15 Nisan’da attı. CGT bu tarihte Droits
Devant derneği ile eşgüdüm halinde 20 civarında işyerinde sendikalı
kağıtsızların kağıt talebi ile greve çıkmasını sağladı. İki gün sonra
CGT ve Paris Kağıtsızlar Koordinasyonu (CSP 75) bir toplantı yaptılar.
Planını açıklayan CGT, CSP 75 delegelerinden valiliğe dosya göndermeyi
durdurup greve destek olmalarını istedi. Bunun üzerine CSP 75 de
grevlere destek vermeye ve valiliğe dosya göndermeyi durdurmaya karar
verdi. Grev gözcülerinin arasına CSP 75 üyeleri de katılmaya başladı.
Bununla birlikte CSP 75 delegeleri sendikalı olmayan işyerlerindeki
kağıtsızların greve çıkmalarının mümkün olmadığını, tecrit olacaklarını
ve kendi başlarına grev başlatmalarının mümkün olmadığını hatırlattılar.
21 Nisan’da CGT kendi üyesi olan grevci kağıtsızlardan 600’ünün
dosyasını valiliğe sundu; bakanlık 1000 civarında dosyayı kabul
edeceğini açıkladı. Valiliğe dosya vermeyi durdurması istenen CSP 75
oyuna getirildikleri düşüncesine kapılarak rahatsız oldular ve daha önce
geniş çaplı bir kağıt dağıtma durumu doğuncaya kadar grevleri sürdürüp
dosya sunmayı durdurma mutabakatının bozulduğuna kanaat getirdiler. 30
Nisan günü CSP 75 de valiliğe 1000 tane dosya gönderdi ve bunlar geri
çevrildi.
Bu dönemeçten itibaren CGT’nin kağıtsızları sendikalı yapma ve
bunlar üzerinden valiliğe baskı yapma yönündeki girişimleri çerçevesinde
Paris Kağıtsızlar Koordinasyonu (CSP 75) başta olmak üzere, 90’lı
yıllardan itibaren oluşmuş olan kimi kağıtsızlar kolektifleri, sol
gruplar, sendika militanları vs.nin katıldığı tartışmalar gelişmeye
başladı.
Bu çerçevede bir yandan kağıtsızlar sorununun insani yardım
kurumlarının sorunu olduğunu ileri süren bir yandan da kendi
bünyesindeki kağıtsızlar üzerinden kağıtsızların sorunları ile ilgili
girişimlerde bulunan; bir yandan da kendi bünyesine üye olan
kağıtsızların topluca kağıt alması için girişimlerde bulunan CGT ile CSP
75 ve başka kimi çevrelerin arasında tartışmalar ve gerilimler doğdu. Bu
tartışmalar çerçevesinde CGT «valiliğin kağıtsızlar kolektiflerini
provoke edip üzerlerine saldığını» iddia ederken CSP 75 de «CGT’nin
kağıtsızlar hareketini rehin almak istemekle» eleştiriyordu.
CSP 75 ve kağıtsızlar 2008 1 Mayısı’na kitlesel olarak katılıp işçi
hareketinin dışında olmadıklarını dosta düşmana göstermelerinin hemen
ardından 2 Mayıs günü CSP 75üyesi kağıtsızlar Republique Meydanı
yakınlarındaki Bourse de Travail’ın avlusuna yerleştiler. Bourse de
Travail’lar Fransa işçi hareketinin tarihçesi içinde şekillenmiş ve
sendika lokallerini barındıran kurumlar ve bu kurumlarda genellikle CGT
lokalleri bulunuyor. CSP 75 de CGT ile anlaşmazlıklarının çözülmesini
sağlamak umuduyla bu binayı işgal etmeye karar vermişti.
Bu işgal eyleminden iki gün sonra CGT temsilcilerdi ile RESF ve UCIJ
gibi kağıtsızlarla ilgilenen büyük derneklerin temsilcileri CSP 75
delegeleri ile bir görüşme yaptılar. Bu görüşmede de CGT CSP 75’in
dosyalarını sunmayı reddetti ve diğerleri de sessiz kalarak işgale son
verilmesini istediler. Bu görüşmeden sonra uzun süre bütün temaslar
kesilecekti. Zaten bu görüşmeden bir hafta sonra CGT genel başkanı
Thibault bir TV programında «hayır biz bütün kağıtsızların toptan kağıt
almaları için mücadele etmiyoruz» diyecekti. Böylece hem köprüler
tamamen atılmış oldu hem de CSP 75 taraftarlarının CGT binasını işgal
etmekte haklı olduklarını düşünmelerine vesile oldu.
Gerçi CSP 75 ile CGT arasındaki anlaşmazlıkta CSP 75’in haklı olduğu
doğru olmasına doğruydu ama bu haklılık mücadelenin hedefinin
şaşırılması için bir mazeret olamazdı. Zira bu vesile ile meseleyi
kağıtsız işçilerin haklarını alması noktasından çıkarıp CGT ile
hesaplaşma doğrultusuna çekme eğilimindeki küçük grupçuklar bilhassa
kağıtsızlar hareketi etrafında oldum olası yer etmiş olan liberter
çevreler veya benzer eğilimlere sahip bireysel destekçiler hareketin
ekseninden çıkmasında hatırı sayılır bir rol oynadılar. Beri yandan da
elbette CSP 75 içinde de bilinçli bilinçsiz olarak CGTye hınçlananlar az
değildi. Bu eğilimlerin buluşmasının sonucunda CSP 75 tecrit oldu. Zira
başka yerlerde de olduğu gibi genel olarak solda hakim olan sendika
kuyrukçuluğu Fransa’da da yer etmiş bir kusurdu.
Sonuçta bu elverişsiz koşullarda CSP 75, CGT binasındaki işgal
eylemi vasıtasıyla kağıt sorununu çözme doğrultusunda bir çıkmaza
sürüklendi. Bunun için de işgalin oturup kurumlaşmasına ihtiyaç vardı.
Nitekim bir tesadüf, bu doğrultuda önemli bir adımın atılmasına
fırsat sundu. 21 Mayıs günü belediyenin binada bir tamirat için
gönderdiği bir işçinin binanın içine girmesini fırsat bilen CSP 75 üyesi
kadınlar sığınmış oldukları avludan binanın içine girerek CGT’nin
toplantı salonuna yerleştiler. O noktadan sonra artık CSP’nin işgal
eylemi yağmur altında sürmekten kurtuldu ve kurumlaşmanın ilk esaslı
adımları bu noktadan sonra atıldı.
Yerleşik düzene geçildikten sonra yemek ve yatmak daha düzenli
olmaya başladığı gibi «döşek üstü tartışmalar» da düzenli olarak
yürütülmeye ve giderek ilgi çekmeye başladı. Sendikalar platformu CSP 75
ile yeniden temas kurdu ortak dosyaların sunulması konusunda bir ilke
anlaşması çıksa da bu hiçbir zaman hayata geçmedi. Ama beri yandan
çoktan beri birbirinden kopuk duran muhtelif kağıtsızlar kolektifleri de
CSP 75 çevresinde toplanmaya başladılar. Bununla birlikte CGT ile
anlaşmazlığın sürmesi nedeniyle uzak duranlar da az değildi. Sonuçta
kolektiflerin özerk hareket etmesi konusunda bir anlaşma zemini sağlandı
bu aynı zamanda sendikalarldan ayrı bir güzergahtan yürüme kararının
pekişmesi anlamına geliyordu.
Bu gelişmelerin üzerine valilik de adım atmaya başladı. Zaten bu
süreç boyunca valilik daima buna benzer girişimlerde bulunacak ve CSP
75’i sendikalardan ve soldan kopararak hareketi bölüp zayıflatmak için
bu tür fırsatları kollayacaktı. Bugünlerde de benzer gelişmeler olmakta.
Yine de valilikle ilk görüşme valinin beklediği gibi protokol
seviyesinde bir görüşme olmadı. Bir delegasyon 11 Haziran’da vali ile
görüşmeye çıktığında kağıtsızlar ve destekçileri de kapının önünde
kitlesel bir gösteri yapıyordu.
Bu görüşme CSP 75’in kendine güvenini arttırdı ve bu işgal yerinde
ilk konserle kutlandı bundan itibaren bu tür konser etkinlikleri düzenli
olarak tekrarlanacaktı. Bir yandan da destekçilerin çeşidi artmasa da
sayısı ve işgale katılanlar artmakta idi.
Bunun üzerine işgalci kağıtsızlar bir kez daha valiliğe topluca
dosyalarını sunmak için yürüyüşe geçtiler ve reddedildiler. Bunun
ardından her çarşamba işgal ettikleri binadan çıkarak yürüyüş yapmayı
adet edineceklerdi. Zaman zaman da Paris’te gerçekleşen muhtelif
eylemlerde varlıklarını göstermeyi sürdüreceklerdi. Bu süreçte İşgal
Altındaki Bourse Günlüğü diye bir bülten yayınlanmaya başladı; bir web
sitesi kuruldu ve zaman zaman internet üzerinden video klipleri
yayılmaya başladı. Bu bakımdan işgal iyice örgütlenmiş ve kurumlaşmıştı.
Bununla birlikte aynı zamanda da tecrit koşullarına hapsolmuştu.

Bu durum adeta hiç bozulmadan tam 14 ay sürdü. Ta ki kağıtsızlarla
ilgili ikinci dalgayı başlatmayı düşünen CGT bu işgale son vermeye karar
verinceye kadar. CGT’nin özel kolluk kuvvetleri 24 Temmuz günü işgal
yerinde az insan olmasını fırsat bilerek göz yaşartıcı gaz bombaları ve
sopalarla içeri girip işgalcileri dışarı attı pek çok yaralı oldu ve
ardından işin gerisini de polis tamamladı. CSP 75 14 aylık işgalin
ardından tekrar sokakta idi. Bu kez işgal ettikleri binanın karşısındaki
kaldırımı işgal ettiler ve orada yatıp kalkmaya başladılar. Bu arada
CGT’nin kullandığı yönteme yönelik tepkilerin artmasıyla CSP 75’in
destekçileri de artmaya başladı. CGT bünyesinden de destekçiler çıkmaya
başladı. Bunu fırsat bilen CGT genel başkanı kolluk güçlerinin şefini
görevinden uzaklaştırdı. Bu aslında hem nalına hem mıhına vurmaya
yarayan bir manevra idi. Zira söz konusu kişi hem CGT’nin talimatıyla bu
pisliği yapmıştı hem de Thibault’nun muhaliflerindendi. Öte yandan CSP
75 ile birlikte Union Departementale (CGT İl örgütü) de Bourse de
Travail’dan atılmış oldu. Böylece CGT bürokratları hem kağıtsızlardan
hem de içindeki kimi muhalif unsurlardan kurtulup bir taşla birkaç kuş
vurmaya heveslenmişti. Ama öyle olmadı.
Gerçi CSP 75’in kaldırım üzerinde uzun süre kalamayacakları belli
idi ama tecrit durumu da nispeten kırılmıştı. CGT temizlik işçileri
sendikasından kimi destekçilerin yardımıyla bugün «Kağıtsızlar
Bakanlığı» haline gelen binanın istihbaratını alan CSP 75 17 Temmuz günü
geleneksel haftalık yürüyüşlerinin ardından Beaudelique sokağı 14
numaradaki adrese yerleştiler.
Bu noktadan itibaren, Bourse de Travail’daki tecrit durumundan eser
kalmadı. Artık her hafta aralarında Yeşiller partisi Besancenot’nun Yeni
Anti Kapitalist Parti’si (NPA) ve CGT’den kimi sendikaların da bulunduğu
20 civarında muhtelif kurumun ve pek çok bireylerin destek toplantıları
yaptığı, her hafta bütün kağıtsız kolektiflerinin merkezi toplantılarını
yürüttüğü bir mücadele üssü haline gelecekti bu adres. Nitekim öyle de
oldu. Haftalık düzenli yürüyüşler giderek kitlesel hale gelerek sürmekte
4 bin 300 metre kare alandaki büyük işgal yerinde işgale katılanların
sayısı binleri bulmakta. Ayrıca kağıtsızlar kimi başka eylemlere giderek
boyutları artan kortejlerle katılarak kendilerini duyurmaktalar.
Kuşkusuz daha önce görülmeyen bu desteğin artmasının birinci nedeni
kağıtsızların eylemlerini CGT’nin lokalini işgal ederek yürütme
yanlışından kurtulmalarıdır. Bununla birlikte, aykırı gibi görünse de
Bourse de Travail’da 14 ay boyunca tecrite rağmen direnişlerini sürdüren
ve dağılmayan Afrikalı kağıtsızların kararlılığının da belirleyici bir
etkisi vardır.
Bu işgal yerinin değişmesi ile birlikte o zamana kadar CSP 75 ile
ilgisi olmayan Türk ve Kürt kağıtsızlar arasında da kısa bir propaganda
çalışmasının ardından geniş bir ilgi doğdu ve bir Türk Kürt Kağıtsızlar
Kolektifi oluşarak işgaldeki yerini aldı. Bu adresteki işgalin başından
itibaren ilgi gösteren ACTİT derneğinin yanı sıra onu takiben Ahmet Kaya
Kültür Merkezi ve kimi yerel Mezopotamya Kültür Dernekleri de destek
vermeye başladı. Halen Türk ve Kürt Kağıtsızlar Kolektifi işgaldeki
Malili çoğunluktan sonra ikinci güç haline gelecek şekilde 1050 kişiye
ulaşmış durumda ve bu katılım giderek artma eğiliminde.

Halen Kağıtsızlar Bakanlığının eylemlerinde kalabalık ve canlı
kortejleriyle Türk ve Kürt kağıtsızlar da bu eyleme kendi renklerini
katmaya başlamış durumdalar ve bu vesileyle diğer kağıtsızlar
kolektifleri nezdinde Türk ve Kürt Kağıtsızlar Kolektifi de yerini almış
durumda. Böylece uzun yıllardan sonra yeniden kağıtsızlar hareketinin
içinde Türkiyeli kağıtsızların da varlığı göze çarpmaya başlamış
durumda.
Doğrusu bu gelişmenin ardında bazı konjonktürel etkenleri de
unutmamak gerekir. Zira Türkiyeliler öteden beri daha çok siyasi iltica
yolunu seçmekteyken yakın dönemde bu kapı AB sürecine de paralel olarak
kapanmakta. Beri yandan Sarkozy döneminde çıkan yeni göçmenlere dönük iş
yasaları ve seçmeli göç mantığı da giderek Türkiyelilerin oturum için
işçi statüsüne geçme arayışlarını arttırmaktaydı. Bu ortamda Kağıtsızlar
Bakanlığının oluşmasına Türk ve Kürt kağıtsızların rağbet etmesi
şaşırtıcı değil.
Bununla birlikte kağıtsızların örgütlenmesinin oldukça çetrefilli
sorunları var. Bir defa bir işyeri yahut semt örgütlenmesinden farklı
olarak kağıtsızlar hareketi ortak çıkarları olmakla birlikte
birbirleriyle tanışıklığı ve bağları olmayan unsurlardan oluşuyor. Bu
neden örgütlenmesi güç olduğu gibi bölünmesinin koşulları da az değil.
Ayrıca kağıt sorunu öteden beri büyük paraların döndüğü şebekelerin veya
kurnaz üç kağıtçıların at oynattıkları bir alandır. Kağıtsızlar da ne
yazık ki gerek avukatlara tercümanlara, aracılara ve çoğu zaman da üç
kağıtçılara inanılmaz miktarlarda para kaptırmış olmalarına rağmen
güvenceli çalışma koşullarına kavuşma uğruna tekrar tekrar bu tür
tuzaklara basmaya eğilimli olmaktalar. Bu nedenle Kağıtsızlar Bakanlığı
her şeyden önce bu yönde bir umut kapısı oldu. Bu sayede ilk kez
kağıtsız emekçiler kendi sorunlarını para karşılığında değil birlikte
mücadele ederek çözmenin de yoluna girmiş oluyorlar.
Bunun ilk adımı Türk ve Kürt Kağıtsızlar Kolektifinin kurulması oldu
ise ikinci ve daha çetin adımı da bu örgütlenmenin kendi mekanizmalarını
oluşturup işletmesi ve bu yönüyle hem kağıtsızlar bakanlığına katılarak
hem de oraya böyle bir katkı sunarak mücadele araçlarını güçlendirmesi
olacak.
Ne var ki bunun için daha uzun bir yol var. Her ne kadar şimdilik
Türk ve Kürt Kağıtsızlar zaman zaman genel toplantılarını yapıp
sorunlarını tartıştıkları gibi kendi delegelerini seçmekte ve zaman
zaman onları değiştirmekte iseler de henüz bu örgütlenme oturmuş değil.
Öte yandan her zaman olduğu gibi bu durumda da bu gelişmeleri fırsat
bilip kendilerine çıkar sağlamak için etrafta dolaşan çakallar da eksik
değil. Öte yandan bunların manevra alanlarının genişlemesine uygun bir
ortamın mevcut olduğu da tartışmasız. Ama her zaman olduğu gibi bu
durumda da her derdin bir çaresi örgütlenme ve eylemlilik olacak bu
sayede hareket asıl düşmanlarını ve hedeflerini şaşırmadan hedeflerine
doğru ilerlerken önüne çıkan engelleri de aşmasını öğrenecek. Yahut bu
yolda başarısız olsa dahi bir sbonraki mücadelelere aktarılacak önemli
bir deneyimi yaratmış olacak.
26 Ağustos günü Kağıtsızlar Bakanlığının resmen dosta ve düşmana
ilan edilmesi esasen bir başka kampanyanın ilk adımı idi. Bu açılış
zaten fiilen kurulmuş olan örgütlenmenin bir atılım için sıçrama tahtası
olarak kullanacağı bir basamaktı. Asıl hedeflenen 10 Ekim günü için
düşünülen büyük ortak Kağıtsızlar yürüyüşü idi.
Nitekim söz konusu yürüyüş görkemli bir biçimde gerçekleşti. Paris
sokakları en büyük kağıtsızlar yürüyüşüne sahne oldu Üstelik Parisi
baştan başa aşarak «Kağıtsızlar Bakanlığı»ndan çıkıp «Göç İşleri
Bakanlığına kadar» uzayan bu dört saati aşkın yürüyüş kimsenin
beklemediği bir eylemdi. 10 bini aşkın kağıtsız Parislileri şaşkına
çevirerek koşar adımla tam tam sesleri ve dağınık düzen kortejleriyle
bir ilke imza attılar. Türk ve Kürt Kağıtsızlar Kolektifi de bu ilk
büyük yürüyüşün önemli bir parçası olmanın onuruna sahip oldu.
10 Ekim yürüyüşünün asıl önemli yanı beklenmedik bir kitlesellikte
olması değildi. Asıl önemli olan katılanların tamamına yakınının
kağıtsızlardan oluşması idi. Zira o güne kadar ekseri kağıtsızlar
hareketi dendiğinde daha çok «kağıtsızların hakları için» hareket eden
Fransız örgütlerini görmeye alışkın olanlar ilk kez kağıtsızların
başrolde olduğu destekçilerin adeta göze görünmediği bir eylemle
karşılaştılar.
Öyle ki bu gelişme Göç Bakanı Besson’un ve memurlarının da gözünden
kaçmadı. Daha yürüyüşün başında bakanlıktan mitingi düzenleyenlere gelen
bir telefon ile 10 kişilik bir temsilciler heyeti bakanlığa davet
edildi.
Bir tanesi Türk ve Kürt Kağıtsızlar Kolektifinden olmak üzere 7 ayrı
kağıtsızlar kolektifinin temsilcilerinin yanı sıra bir bağımsız destekçi
yurttaş temsilcisini, 18’inci ilçe belediye başkan yardımcısını (eylemi
destekleyen Yeşiller Partisinden) ve CGT temizlik İşçileri Sendikasının
temsilcisini içeren heyet bakanın müsteşarı ve iki danışmanıyla
toplantıya girdi ve taleplerini tek bir ağızdan iletti.
Bu görüşme «Kağıtsızlar Bakanlığının» resmen hükümet tarafından
tanınması anlamına geliyordu ve bu bakımdan önemliydi. Bakanlıktaki
görüşme taleplerin bakana iletilmesinin ardından ay sonuna doğru yeni
bir görüşme için aynı delegasyonun davet edileceğinin açıklanmasıyla son
buldu. Davet mektubunun adresi sorulduğunda «Kağıtsızlar Bakanlığı 14
Rue Beaudelique 75018» kayda geçti.
Bunun ardından aynı talepleri içeren metnin birer kopyası da
Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Başbakan Fillon’a da iletildikten sonra
delegasyon varış noktasına ulaşan kitleyle birlikte bu başarıyı coşkulu
bir biçimde kutladı.
Doğrusu Kağıtsızlar Bakanlığının fiilen ve resmen tescil olmasının
ardında Kağıtsızlar bakanlığına kadar varan eylemin baskısı ve 10 Ekim
yürüyüşünün kitleselliğinin bir rolü vardır. Ama sadece bu baskının
bakanlığı dize getirdiğini düşünmek için hükümetlerin sadece baskı
gruplarının etkinlikleri sonucunda dize geleceğine inananların
gözlüklerine sahip olmak gerekir. Bütün denizlerde toprağı olan Fransız
emperyalizminin 10 bin civarında kağıtsızın yürüyüş yapmasıyla göç
politikalarını ve kağıtsızlara ilişkin tutumunu değiştireceğine inanmak
için safdil olmak gerekir. Mesele elbette bu kadar basit değildir hatta
iyice karmaşıktır.
Fransa AB ülkeleri içinde kağıtsızlara toplu kağıt dağıtmayan tek
ülke durumundadır. Bu yolla Avrupa’da kağıtsız işçilerin en çok
toplandığı ülke durumuna gelmiştir. Aynı nedenle de kağıtsız işçilere
her gün teker teker en çok oturum izni verilen ülke de Fransa’dır.
Kağıtsızlara kitlesel olarak oturum izni dağıttıktan sonra kapılarını
sıkı sıkıya kapatan diğer AB ülkeleri bu durumdan rahatsızdırlar ve
Fransa hükümeti üzerinde giderek artan bir baskı uygulamaktadır. Fransa
hükümeti bu nedenle bu soruna bir çözüm getirmeyi gündemine zaten almak
zorunda ve almış durumdadır. İşte 10 Ekim’deki görüşmenin ardında bu
etkeni gözden kaçırmamak gerekir. Bu saptama aynı zamanda sürecin
önündeki tuzaklara işaret eder.
Hükümet zaten bu soruna çözüm bulmak zorundayken gündeme gelen ve
güçlenen kağıtsızlar hareketi bu uygun momentte güçlü bir muhatap haline
geldiği için kabul görmüştür. Bir bakıma bilerek bilmeyerek bu fırsatı
en iyi değerlendiren odak Kağıtsızlar bakanlığı olmuştur. Ama elbette bu
fırsattan yararlanmak isteyen tek odak değildir.

Zira 10 Ekim yürüyüşünün ardından hükümete sunulan taleplerin aşağı
şukarı aynılarını ifade eden bir başka mektup yürüyüş gününden az önce
bütün sendikaların ve (kimileri «Bakanlığın» destekçileri arasında da
bulunan) bazı derneklerin imzasıyla hükümete sunulmuştu. Mitingi takip
eden günlerde de bu topluluğun öncülüğünde özellikle Paris civarında 20
küsur işyerinde bazen işgali de içerecek şekilde 2000 üzerinde sendikalı
kağıtsızın başlattığı bir grev dalgası patlak vermiştir. CGT’nin
Humanite şenliğinde de ilan ettiği «İkinci Dalga Hareketi»dir bu.
Bununla birlikte Kağıtsızlar Bakanlığı etrafında oluşan hareket ile bu
ikinci dalga arasında kağıtsızlar hareketinin önderliğini ele geçirme
konusunda bir rekabet olacağı kesindir. Bu durumda da solun önemli bir
kesiminin sendikaların kuyruğuna takılması ve Kağıtsızlar Bakanlığı
etrafında toplanan kağıtsızların bir kez daha tecrit olmaları kuvvetle
muhtemeldir. Hareketin bu biçimde bölünmesi ise aynı zamanda hükümetin
kağıtsızlar hareketini bölerek sorunu çözmek üzere planlar yapmasına
elverişli bir zemin oluşturmaktadır. Elbette hükümet esas olarak solun
desteklediği ve daha örgütlü ve politize olan sendikal hareket ile
masaya oturmaktansa daha dağınık ve daha kolay manipüle edilmeye müsait
olan kağıtsızlarla masaya oturmayı tercih edecektir. Tabii bunun için de
bu hareketi zayıflatmak ve soldan iyice kopartmak için elinden geleni
yaptıktan sonra masaya oturacaktır. Hareketin rekabet ile bölünmesi bu
tuzaklı sürece kapı açmaktadır ve bu süreç başlamıştır bile. Kağıtsızlar
Bakanlığının hükümet tarafından muhatap alınmasının ardında da bu etken
önemli bir rol oynamaktadır.
Bu koşullarda, birinci dalgada olduğu gibi hemen hemen aynı eksen
üzerinden bölünmüş durumdaki kağıtsızlar hareketi kritik bir
dönemeçtedir. Bu dönemeçte en önemli husus kağıtsızlar hareketinin işçi
hareketinin bir parçası olduğunun ve kağıtsızların sorununun aslında tüm
işçilerin bir sorunu olduğunun altının çizilmesi önemlidir. Kağıtsızlar
kayıt dışı ve güncesiz koşullarda çalıştırıldığı ve aşırı sömürüye tabi
tutulduğu müddetçe tüm işçi sınıfının çalışma koşullarının ve
ücretlerinin olumsuz etkileneceğinin vurgulanması ve özellikle sendikalı
işçilerin kağıtsızlar hareketine bir destek gücü olarak değil, kendi
sorunları için mücadele eden bir güç olarak katılması sağlanmalıdır.
Sendikaların dışında kalan kağıtsız emekçilerin de kendilerini insaniyet
talep eden bir sivil toplum hareketi olarak görmekten kurtulup, işçi
hareketinin bir parçası olarak hareket etmeleri ve hareketin birliğini
sağlama yönünde hareket etmeleri elzemdir. Zira zaten küçük bir azınlığı
temsil eden ve giderek güdükleşen sendikaların sınıfın tümünün
çıkarlarını temsil etmeleri söz konusu değildir. Ama sınıfın en çok
ezilen ve sömürülen en geniş yığınları içinden gelen kağıtsızlar
hareketinin sendikalı işçileri de içine alarak ve özellikle de yaşlılara
çocuklara bakan temizlik işlerinde çile dolduran muazzam kağıtsız kadın
emekçiler kitlenin dinamizminden yararlanarak bu toparlayıcı rolü
oynaması mümkün ve gereklidir.
İşte bu bakımdan Kağıtsızlar Bakanlığı nispeten kurumlaşmış ve uzun
bir geçmişe dayanan konumuyla önemli bir mücadele odağıdır. Bu odaktan
güç alarak hükümetin önünde sonunda çözmek zorunda kalacağı soruna
kağıtsızlar hareketinin ve genel olarak emekçilerin çıkarları
doğrultusunda bir çözüm dayatılabilir.
Kağıtsızlar Bakanlığındaki işgalde yerini alan ve diğer kağıtsızlar
kolektifleri gibi sendikalarla bir rekabet ve dalaş içinde bulunmayan ve
kuruluşundan itibaren bu yönde müdahalelerde bulunmakta olan Türk ve
Kürt Kağıtsızlar Kolektifi bu düğümün çözülmesinde önemli bir rol
oynayabilir; oynaması sağlanmalıdır.
Fransa’da kağıtsızlar hareketinin geleceği önümüzdeki kritik
günlerde bu sorunun hangi yönde çözüleceğine bağlı olarak şekillenecek. |