Proleter Devrimci KöZ

Sayı: 25
Mart 2005


Geri Dönmek İçin Tıklayınız

 

Okur / Yazar Mektupları

SEKA işçilerine destek eylemi

Geçtiğimiz günlerde mahallemizde Ümraniye İşçi Birliği ve Konfeksiyon İşçileri Bülteni tarafından SEKA işçilerine destek olmak için bir basın açıklaması yapıldı.

Bizim de davetli olduğumuz Ümraniye İşçi Birliği’nin kuruluş toplantısında SEKA işçileri ile dayanışmak için mahallemizde yapılabilecek çalışmalar tartışıldı. Tartışmaların sonucunda mahallemizdeki işçilere sesimizi daha fazla duyurabileceğimiz ve onları katmamız en olası olduğu için konu ile ilgili bir basın açıklaması yapmaya karar verdik. Basın açıklamasının yapılacağı yer olarak yakın çevrede bir kaç konfeksiyon atölyesinin olması nedeni ile PTT’nin önü olarak belirledik.

Basın açıklamasının metni Ümraniye İşçi Birliği tarafından hazırlandı. Biz de kendi görüşlerimizi söyleyerek metinde bir takım değişiklikler yaptık. Metnin altına yazılacak ve eylem sırasında atılacak sloganlar ortak belirlendi.

Eylemin önceki günü Ümraniye İşçi Birliği tarafından bildirimi dağıtımı yapıldı. Eylem sabahı biz de Konfeksiyon İşçileri Bülteni’ni çıkaranlar olarak atölyeleri gezip duyuru yaptık. Saat 13.00’da PTT’nin önünde toplanıldıktan sonra çevredeki konfeksiyon atölyelerini bir kez daha gezerek işçileri basın açıklamasına katılmak üzere aşağıya davet ettik. Açıklamanın yapılacağı yer olarak işçilere “hemen aşağısı” dediğimiz için bir çok işçi bu eyleme sıcak baktı. Bu uğraşımız sonucunda yaklaşık 15 işçiyi basın açıklamasına katabildik. Sayıca daha fazla işçi ise açıklamayı kenardan veya atölyesindeki pencerelerden izlemeyi tercih etti. Ümraniye İşçi Birliği de eyleme yaklaşık 10 kişi kadar katıldı. Böylece basın açıklaması 30’u aşan sayıda insanla beraber gerçekleştirildi.

Okunan metinde kısaca SEKA’daki direniş anlatılıyor ve işçilere bu direnişi sahiplenme ve destekleme çağrısı yapılıyordu. Metnin okunmasının ardından belirlenen ortak sloganlar atıldıktan sonra eylem bitirildi.

1 Mayıs Mahallesinden Komünistler

Yenibosna’da 8 Mart Etkinliği

Mart ayıyla birlikte bulunduğumuz kitle örgütünde de etkinliklerin sayısı artacağa benziyor. 8 Mart etkinliği yapacağımız etkinliklerin ilki oldu. Bu anlamıyla olumlu yanları ve eksiklikleriyle bir sonraki etkinliklerimize dersler bıraktı.

Programımız iki saati dolduran sohbet, şiirler ve türkülerden oluşuyordu ama öncesinde yaptığımız ev ziyaretleri ve sohbetler de 8 Mart hazırlığımızın bir parçası oldu. Evlere yaptığımız ziyaretlerde işçi kadınların sorunlarından, 8 Mart’ın ortaya çıkışına, bu yıl yapılacak 8 Mart eylemlerinin bölünmüşlüğünün anlamına kadar pek çok konuda sohbetler yaptık. Kadınları hem mitinge hem de etkinliğimize davet ettik. İkisine de gelemeyenlerin evlerine 8 Mart’ı gündem etmiş olduk. Nitekim o gün fazla mesai yaptığı için ya da başka nedenlerle gelemeyen kadınlar oldu. Evlerde yaptığımız sohbetleri etkinlikte de gündem etmelerini, işyerlerinde, evlerde yaşadığı sorunları oraya da taşımalarını istedik.

Etkinlikten bir gün önce 8 Mart’a ilişkin pek çok fotoğraf ve resimle duvarlarımıza da gündemi taşımaya çalıştık. Sohbetimiz bir arkadaşımızın 8 Mart’ın tarihçesini anlatmasıyla başladı. Geçen senekinin aksine bir panel değil sohbet örgütlemiştik. Tarihçeden sonra gelen farklı yaş grubundan işçi, işsiz kadınlar evlerde, işyerlerinde ve komşuluk ilişkilerinde yaşadıkları sorunları aktardı. Kimisi başımızda böyle bir devlet oldukça bu sorunlar çözülmez dedi. Bunca yıl 8 Mart’ta eylemler yapılmış bu sorunlar hala var dedi. Kimi umutsuz olmamamız gerektiğini birliğimizin bir şeyleri değiştirebileceğini anlattı. Biz de konuşulanlar arasında bağlantılar kurarak sorunları çözecek olanın nasıl bir birlik olduğunu anlatmaya çalıştık. Yeri geldi çarlığı tüm dünyanın başına yıkan Rus kadınlardan yeri geldi Kürt kadınlardan örnekler vererek hangi kadınların mirasını sahiplenmemiz gerektiğini anlatmaya çalıştık. Bugün olan eylemlerin bu mirası neden sahiplenmediğini anlatmaya çalıştık. Bu alanların asıl varoşlardaki kadınların örgütlülüğüne ihtiyacı olduğunu dillendirdik. Konuşmaları erkesi gün yapılacak olan miting için çağrı yaparak bitirdik. Sohbet arasında şiirler okuduk. Sohbet sonrasında da türküler söyleyip, halaylar çektik.

Gelen kadın arkadaşların sohbete ilk kez bu kadar çok katılmaları bu etkinliğin bizim açımızdan en olumlu yanıydı. Söyleşiye kırk beş kişiden fazla katılım olmasına rağmen gelenlerin çoğunu mitinge katamadık. Orada yakaladığımız samimiyet ve sıcaklık daha iyi adımlar atabilmek için bir olanak oldu. Bir diğer yandan ise geçen yıl kendi konuşmalarımız için ve etkinliğin diğer teknik hazırlıkları için gösterdiğimiz özeni bu yıl gösteremedik. Neleri yapabildiğimizi ve nelere daha fazla özen göstermemiz gerektiğini bir kez daha görmüş olduk.

Yenibosna’dan komünistler

Saraçhane eyleminden...

6 Mart pazar günü Saraçhane’de yapılmak istenen dünya emekçi kadınlar günü etkinliğine polis izin vermemişti. Bunun üzerine kitle yavaş yavaş Beyazıt Meydanı’nda toplanarak bir basın açıklaması yapıldı. Eylem izinsiz de olsa fiilen yapıldı. Yaklaşık 400 kişilik kitle vardı. Bu eyleme katılan siyasetlerin çoğu devrimci siyasetlerdendi. Basın açıklamasının ve diğer konuşmaların yapıldığı noktadan uzak bir yerde olduğum için hangi noktalara vurgu yapıldığını duyamadım Ama atılan sloganlardan konuşmaların vurgusunu çıkarabiliyordum. “8 Mart Kızıldır, Kızıl Kalacak”, “Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “Kadın Olmadan Devrim Olmaz, Devrim Olmadan Kadın Kurtulamaz”, “Devrim Şehitleri Ölümsüzdür”, “Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Iraklı Kadınlar Yalnız Değildir”, “Her Yer SEKA, Her Yer Direniş”, “SEKA İşçisi Yalnız Değildir” sloganları atıldı. Basın açıklamasından sonra şiirler eşliğinde saygı duruşu yapıldı. Sonra diğer konuşmalara geçildi. Kürt kadınına, Kürtlere ve Kürdistan’a ilişkin hiçbir sloganın atılmaması dikkat çekiciydi. Bir ara marşlar söylenerek halaylar çekildi. Eylemin bitirildiği ve kitlenin dağılmak için yavaş yavaş toparlanmaya başladığı bir anda polis devrimci bir siyasetin parti sloganı atmasını fırsat bilerek saldırdı. Önüne geleni kadın erkek çoluk çocuk demeden coplamaya başladı. Ardından biber gazı sıktı ve ara sokaklara kaçan eylemcileri takibe aldı. Polisin alandaki durumundan, yanlarındaki mühimmattan zaten saldırmak için geldikleri belliydi. Kitlenin bir çoğu bunun farkındaydı. Haklarımızı savunmak için zaten bunu göze almışlardı. Yaklaşık 60 kişi göz atında alındı.

Bir KÖZ okuru

Ümraniye’de 8 Mart Paneli

8 Martı yaklaşık 70 kişinin katıldığı bir etkinlikle andık. Etkinliğe katılanlar arasında, çalıştığımız kurumda dayanışma faaliyetine katılan öğrenciler ve onların anneleri, ders veren üniversite öğrencileri ve onların arkadaşları, mahallede oturan işçiler ve gençler vardı. Etkinlik herkesin evlerden getirdiği yiyeceklerin yenmesi ve çayların içilmesiyle başladı ve ardından sohbete geçildi.

Kadın sorunu üzerine herkesin kendi düşüncelerini aktardığı sohbette bir genç arkadaşımız eve geç gitme konusunda kız çocuklarına erkek çocuklarına yapıldığından daha fazla baskı yapıldığı üzerinde durdu. Kadın sorununun toplumsal bir sorun olduğu ve toplumun bireyi de belirlemesinden yola çıkarak toplumun eğitilmesi gerektiği sonucuna varan konuşmalar oldu. Biz bunlara karşı çıktık. Eğitimin bu sorunu çözmeye yetmeyeceğini ifade ettik. Çünkü bu düzen zaten kadının ikinci sınıf bir cins olması üzerine dayanıyordu ve toplumsal işbölümü de buna dayanıyordu. Kadınlar evde çocuğa bakmak, yemek pişirmek, temizlik vb. işlerle yükümlüydü ve işte çalıştıkları zaman onlara ev geçindiriyor gözüyle bakılmadığı gibi düşük ücrete maruz kalıyorlardı. Herkesin bir biçimde annesinin emeğiyle var olduğunu ve bu bakımdan bir kadının emeğini sömürerek onun kendisi için ayırabileceği zamanını çalarak büyüdüğünü söyledik. Bunu bu düzen içinde hangi eğitimin değiştirebileceğini sorduk. Bizler kadın sorununu bir bilinçlenme sorunu olarak görmüyorduk, en bilinçli ailelerde bile çalıştıkları ve kendi ayakları üzerinde durdukları halde kadınların boşanma hakkının olmadığını, ailenin bireylerinin boşanmak istediği zaman kadının önünü kesip ona destek vermediğini ifade ettik. Etkinliğe katılan annelerden birisi de kendisinin ancak arkadaşlarının ve ailesinin desteğiyle boşanabildiğini öbür türlü bu fırsatı bulamayacağını belirterek bizim sözlerimizi destekledi. Kadın sorunu derken bizler gerçekten bu sorunu hissediyor muyduk? Bir yerde bir kadına sırf kadın olduğu için bir haksızlık yapıldığını gördüğümüz zaman buna müdahale ediyor muyduk? Müdahale etme konusunda ikircimli davrandığımız sürece kadın sorununun çözülmeyeceğini anlattık. Bu sorunun pratik bir müdahale ile çözülebileceğini bir bilinç sorunu olmadığını bu şekilde anlatmaya çalıştık.

Söyleşinin ardından dayanışma faaliyetine katılan öğrenci arkadaşlar çeşitli şiirler okudular. Şiirlerin ardından bağlama ve darbuka çalan öğrenci arkadaşlar sahneyi aldı. En son olarak başka bir mahallede aynı dayanışma faaliyetini sürdüren arkadaşlar bir tiyatro gösterisi sundular. Oyunda biri emekçi, biri burjuva bir diğeri de devrimci olan üç kadını anlatmaya çalıştılar. Oyun oldukça güzeldi. Burjuva kadının bir yandan hayır işleriyle uğraşırken yanı başındaki emekçi kadını haşlamaktan hor görmekten geri durmadığını gösteriyordu. Ancak oyunda kadın sorununun diğer tüm sorunlar gibi devrimcilerin emekçiler yerine çözebilecekleri bir sorun olmadığı, emekçilerin örgütlenmesiyle bu sorunun çözülebileceği üzerinde durulması daha iyi olabilirdi.

En son olarak bazı üniversiteli arkadaşlarımızın bağlamayla bize eşlik etmesiyle hep beraber türküler söylendi ve halaylar çekilerek etkinlik sona erdi.

Etkinliğin siyasetle doğrudan ilgisi olmayan insanların bir araya gelmesi ve ortak bir iş yapması bakımından işlevli olduğunu düşünüyoruz.

1 Mayıs Mahallesinden komünistler

Kurultaya Hazırlık Paneli

  Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu'nun (BDSP) 13 Şubat günü yapacağı sempozyuma ön hazırlık için tershane işçilerinin katıldığı ‘sempozyuma hazırlık paneline’ Köz okurları olarak bizler de katıldık.

Kurultaya ön hazırlık için Tuzla Deri-iş sendikası’nda yapılan bu panele en ağır iş koşullarının yaşandığı tershane havzasından 15 işçi arkadaş katılmıştı.

Panelde ilk olarak söz olan BDSP sözcüsü arkadaş; Türkiye’de işçi sınıfının örgütlenme sorunundan, son dönemdeki saldırılardan bahsetti. Daha sonra bir avukat arkadaş tershanelerde yaşanan ağır iş koşullarından, bu konudaki hukuki boşluklardan ve genel olarak da işçi, kapitalizm, emek ve sömürü üzerine  üzerine bir takım belirlemelerde bulundu.

Bu sunumun ardından sıra katılımcılara gelmişti.

Biz de ilk olarak tershane çalışmasının sempozyuma nasıl taşınacağı, bu işkolunda ya da genel olarak bir sendikalaşma oluşumunun sempozyuma somut olarak taşınıp taşınmayacağını sorduk.

Bunun üzerine söz konusu sempozyumun varolan sendikalara bir alternatif sunmayacağını, tershane işçileri özelinde ise  sempozyuma işçi arkadaşların yaşadıkları ağır çalışma koşullarının taşınacağı belirtildi.

Ayrıca  bu işkolu özelinde de kısa vadede bir sendikalaşma gündeminin olmadığı söylendi.

Biz de işçi sınıfı dendiğinde daha çok sendikalı, sigortalı, 8 saatlik iş gününe sahip ayrıcalıklı bir işçi katmanının akla geldiğini ve asıl işçi sınıfının çok büyük bir kısmın sendikasız, sigortasız, 12 saat çalışan yevmiye başına para alan tekstil, inşaat, ev hizmetçiliği, tershane gibi taşeron firmalarda çalışan çoğu zaman işsiz kalan işçilerden oluştuğunu ifade ettik.

Bu noktada sınıfın bu iki katmanı arasında birleşik, homojen bir örgütlenme anlayışının eksikliğinden bahsettik. Bu iki katmanın bir araya geldiği zeminler yaratmanın öneminin altını çizdik. Her iki katmanın ekmek, peynir gibi temel ihtiyaçlarını ortak bir şekilde bir araya gelerek çözmelerinin ileride başka ortak sorunlarını da bu tarz dayanışmalar vesilesiyle çözmesine olanak yaratacağını ve  bu dayanışma zeminlerinin ortak hareket alanı açtığı için önemli olduğunu vurguladık.

BDSP'li arkadaşlar bu dayanışma zeminlerini ekonomistçe bulduklarını ve asıl ekmek sudan önce iş koşulları için mücadele edilmesi gerektiğini ifade ettiler.

Bu noktada dayanışma zeminlerinin önemini  iki noktada kavramak gerekir:

1 Ekmek, peynir ihtiyaçları işçileri biraraya daha kolay getiren ortaklıklardır. Bunu küçümseyen anlayışlar daha büyük kazanımları asla elde edemez. Bu zeminleri ekmek, su ihtiyacını çözmek için değil işçilerin biraraya gelmesinin, dayanışmasının araçları olarak görmek gerekir. Bu dayanışma ile birlikte işçiler arasında güven ilişkisi yaratılmadan en ufak bir zam talebinde bile işçileri bir araya getirmek mümkün değildir. Asıl bunu görememek ekonomistçe bir anlayıştır.

2-SEKA saldırısında 'kamouyu ayaklanırken' tershane işçilerinin her hafta ölüm, kaza haberleriyle hiç kimse ilgilenmiyor, gündemine almıyor. Bunu sendikasız, sigortasız işçilerin işçi sınıfı içinde popüleritesinin düşüklüğüyle değil yeni ve güçlü sendikalaşma ağının zorluğu, imkanı, sorumluluğuyla açıklamak gerekir. Durum böyle olunca sendikalı, çok işçinin çalıştığı ve üretim hayatının uzun olduğu SEKA, Paşabahçe, TEKEL gibi devlet işletmelerinin özelleştirilmesi gibi ayrıcalıklı işçilerin ayrıcalıklarının ellerinden alınması gündeme daha fazla alınıyor çünkü bunlar da kaybedildiği zaman elde çalışma yürütecek sendika, fabrika kalmıyor.

Bu anlamıyla ayrıcalıklı ve ayrıcalıksız işçi katmanları buluşturan bu dayanışma ağlarını ileride sendikalaşma çalışmalarına zemin döşeyecek çalışmalar olarak görmek gerekir.

Tershane işçilerinin de söz alarak işçi arkadaşlarının iş koşullarının düzeltilmesi yönünde birlikte hareket etmeye yanaşmadıklarını ifade etmelerinin ardından panel sona erdi.

İstanbul’dan KÖZ okurları

Limter-İş’te 8 Mart Paneli

26 Şubat tarihinde Limter-İş sendikasında düzenlenen “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” konulu panele biz Köz okurları da katıldık. Tersane işçilerine yönelik yapılan panele konuşmacı olarak bir EKB (Emekçi Kadınlar Birliği) temsilcisi katılmıştı. 25-30 tersane işçisinin katıldığı panel öncesi; EKB’nin kuruluşunu ve çalışmalarını anlatan kısa bir sinevizyon gösterimi yapıldı. EKB temsilcisi ilk olarak 6 Mart’ta yapılacak miting hakkında bilgi verdi. Kadın platformunun ideolojik  ayrılıklar nedeniyle bölündüğünü, feministlerin ve yurtseverlerin alana erkek sokmama konusundaki katı tutumlarından dolayı da EKB’nin komiteden ayrıldığını anlattı. Bu konuda EKB’nin kadınlarla alanda yer alacağını, ancak karma grupların da alanda yer almasında bir mahsur görmediklerini ifade ederek kadın platformuyla yaşanan ayrılığı bu noktadan çizdi. Bunun da ideolojik, politik bir ayrışma olduğunu ifade ederek 'erkek düşmanlığını' teşhir etti.

Daha sonra 8 Mart’ın tarihçesini anlatan konuşmacı; bugün burjuvazinin 8 Mart’ın içini boşalttığından, 8 Mart’ın asıl tarihini unutturmaya çalıştığından bahsetti. 8 Mart’ın, kadınların kutlamaları gereken herhangi bir gün olmadığını, 1857’de Chicago’daki bir dokuma fabrikasında çalışan dokuma işçisi kadınların iş bırakarak, eyleme geçtikleri ve emekçi kadınların mücadelesinde çok önemli günlerden biri olduğunu vurguladı. Bunun ardından da II. Enternasyonal’de Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart’ın “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak ilan edildiğini söyledi. Bu yüzden 8 Mart’ın emekçi kadınlara ait bir gün olduğunu, tarihinin de bunun kanıtı olduğunu belirtti. EKB’nin bu konudaki talebinin 8 Mart’ın 23 Nisan, 19 Ekim gibi resmi tatil günleri gibi ücretli tatil günü ilan edilmesi olduğunu ve çalışmalarını çeşitli imza kampanyaları örgütleyerek bu doğrultuda yürüttüklerini anlattı. Panel boyunca tersane işçilerine, 8 Mart mitingine tanıdıklarını ve özellikle de eşlerini katmaları çağrısında bulunuldu. Panelin soru ve görüş bildirme kısmında biz de söz aldık.

8 Mart’ın resmi tatil günü ilan edilmesi talebinin kadınları politikleştirecek bir olanak olmadığını, bunun yerine o gün için işyerlerinde kalınarak eylemi işyerlerine taşımanın, diğer kadınları da bu konuda aktifleştirecek yöntemlerin tercih edilmesi gerektiğini belirttik. Bunun da karanfil dağıtarak kutlanmaya indirgenmemesi gerektiğini ifade ettik.

Söz konusu talebin çok küçük bir kitlenin eyleme gelmesini belki kolaylaştıracağını, fakat çok daha büyük kitleleri bu durum karşısında pasif konuma getireceğini söyledik Bugünkü koşullarda 8 Mart'ın resmi tatil ilan edilmesinin devletin AB reformlarıyla yapabileceğini (hatta kadın mücadelesinden bağımsız olarak AB yolunda bunu yapmasının gerekli olduğunu) bir resmi tatilin kimin işine yaradığının meçhul olduğunu söylemeye çalıştık.

Bu anlamıyla "herhangi bir kazanım için" imza kampanyaları düzenlemeyi ve kamuoyu oluşturmayı (istismar etmek bir yana) alışkanlık haline getiren eskinin devrimci; bugünün  liberal akımlarının Türkiyeli devrimci hareketi cezbettiği de ortadadır. Bunu 8 Mart'ı devleti sıkıştıran politik kitlesel bir mücadele ile değil kamuoyu oluşturarak kazanmaya çalışan anlayıştan anlamak mümkündür. Bu noktada “bu bir kazanım mıdır?” sorusu önem taşır

EKB’nin, 8 Mart alanına kadınların rengini vermesi ve erkeklere oranla kadınlardan oluşan bir mitingin düzenlenmesi gerektiğine ilişkin fikrine karşılık; bunun ideolojik değil teknik bir mesele olduğunu bunun da kadın- erkek elele anlayışını pek ifade etmediğini söyledik. Emekçi kadın hareketlerinin ancak inisiyatif kullanarak erkekleri de aktif bir şekilde mücadeleye katmalarıyla kadının özgürleşme yolunun döşeneceğini belirttik.

Bugün için her ne kadar erkek düşmanlığı yapılmasa da 1917 Şubat Devrimi sırasında 8 Mart günü erkekleri fabrikalardan zorla çıkarıp kendi talebleri için mücadeleye çağıran  tarihteki kadınlardan bu anlamıyla uzak olan kadın örgütlenmelerinin varolduğu ortadadır. Bu yönüyle kadının özgürleşmesinde erkeğin rolünü de bu yönlü çizmek gerekir.

Ayrıca emekçi kadınların, verdikleri mücadeleye nasıl ki erkekleri aktif bir şekilde katması gerektiği gibi feminist, küçük burjuva tüm kadın örgütlenmelerini de aynı oranda peşinden sürüklemesi gerektiğini ve asıl kadın inisiyatifinin de bu olduğunu anlatmaya çalıştık.

 Kendi hayatlarından örnekler vererek panele renk katan tersane işçileri de, kadın sorununun sınıfsal bir sorun olduğunu ifade ettiler. Panel konuşmacının, işçilere mitinge eşlerini getirmeleri çağrısıyla son buldu.

Katılımı ve tershane işçilerinin mücadeledeki konumunu hatırlatması açısından panelin verimli olduğu söylenebilir.

KöZ okurları

Bölünmüş 8 Mart’ın ardından

Bölünmüş 8 Mart eyleminin ardından, bir değerlendirme yapabilmek için çalışma yürüttüğümüz kurumlardan birinde buluştuk.

Bir miktar dinlendikten ve bir şeyler atıştırdıktan sonra eylem üzerine sohbete başladık.

Öncelikle bir arkadaş 8 Mart’ı, her üç eylem alanından değerlendirerek KÖZ’ün arkasında duran komünistlerin ayrı alanlara kortejlerini bölerek katılma tutumlarının anlamı üzerinde durdu.

Her üç alanın birbirinden farklı olmadığını, ayrışmaların siyasal ayrımlardan değil, apolitik, rekabetçi yönelimlerden kaynaklandığını vurgulayan konuşmasında, bugünün asıl görevinin alanları bölen zihniyetlerle mücadele olduğunun üzerinde durdu.

Söyleşi sırasında kurumda bulunan bir arkadaşın, korteji üçe bölmenin yanlış bir şey olduğunu, alan bölünmesine karşı mücadelenin yayınlar üzerinden eleştiri şeklinde de yapılabileceğini söylemesi üzerine, söz alan arkadaşlar bunun taktik bir tutum olduğunu, bugün bu bölünmeye karşı tavrımızı en iyi şekilde gösterebilmek için bu tutumun yerinde olduğunu belirttiler.

Söyleşinin ilerleyen bölümlerinde, KÖZ’ün apolitik ayrımlara bulaşmadan, devrimci/reformist ayrımını çekmek için yürüttüğü mücadelenin bulunduğumuz dönem açısından öneminin anlatılmasının ardından, önümüzdeki sürecin ilerleyişinin de apolitik ayrımlar yönünde olmasından dolayı üzerimizdeki sorumluluğun arttırdığından bahsedildi.

Varoşlardaki çalışmamızın ilerleyen günlerde, şovenizme ve apolitik bölünmelere karşı yürüttüğümüz mücadelenin önemli bir ayağı haline getirmek için şimdiden çalışmalara başlamamızın önemli olduğunun vurgulandığı söyleşide, bölünmelerden ve Kürdistan düşmanı şoven tutumlardan rahatsız olan devrimci gruplarla ortaklaşma yollarının aranması gerektiği üzerinde duruldu.

Bir KÖZ okuru