Proleter Devrimci KöZ

Sayı: 25
Mart 2005


Geri Dönmek İçin Tıklayınız

 

6 Mart Kadıköy Mitingi

Geçen yılardan farklı olarak bu sene, İstanbul’daki 8 Mart eylemlerine devrimci hareketin mezhepsel, ikameci yaklaşımları damga vurdu

Geçen yılardan farklı olarak bu sene İstanbul’daki 8 Mart eylemlerine devrimci hareketin mezhepsel, ikameci yaklaşımları damga vurdu. Ayrım noktaları devrimci çizgilerle çizilmeyen, kimin nerede ve hangi politik gerekçelerle durduğu belli olmayan bir 8 Mart yaşandı.

Böylesi bir tablo içersinde üçe bölünmüş bir eylem girişiminin en görülebilir sonuçlarından biri, eylemin gerektiği gibi kitlesel bir biçimde alanlara taşınamaması olacaktı. Öyle de oldu. Geçen yılki 1 Mayıs tartışmalarını ‘aratır’ bir içerikle sürdürülen bu kısır politik süreç, yüzünü devrimcilere dönmüş, onun etki alanındaki, zaten mevcut durum itibarı ile taşınabilir sayısı çok olmayan kitlenin, gerektiği gibi alana/alanlara taşınamamasının önemli sebeplerinden biri olmuştur.

Komünistlerin birliğini savunanlar olarak bizler, hem işçi sınıfı tarihinde önemli bir yer tutan 8 Mart’ı unutmadığımızı hem de devrimci hareketin yaşadığı bu ayrışmanın politik bir ayrışma olmadığını anlatabilmek için Kadıköy’deki Emekçi Kadınlar Birliği’nin düzenlemiş olduğu mitinge gittik. Tıpkı diğer yoldaşlarımızın Beyazıt’ta yaptığı gibi...

Günün ilk ayağını çalışma yürüttüğümüz mahallede mitinge katılmadan önce yapacağımız eylem oluşturuyordu. 8 Mart’ı mahallemizdeki emekçilerin gündemine sokmak için böyle bir eylem yapmayı önemsedik. Mahallemizin merkezinde “Kadının Kurtuluşu İnsanlığın Kurtuluşudur” yazılı pankartımızı açtık ve pankartımızın karşısında kızıl bayraklarımızla yarım daire oluşturduk. Bir yoldaşımız yüksek bir yere çıkarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne neden katıldığımızı açıklayan bir ajitasyon metni okudu. Niçin alanlarda olduğumuzu şu şekilde anlattı:

“8 Mart’ın tarihe kazınmasında, 8 saatlik işgünü isteyen, daha iyi çalışma şartlarını elde edebileceklerini, ağır iş koşullarına boyun eğmediklerini göstermek üzere eylemler yapan emekçi kadınların mücadelelerinin unutulmasına izin vermeyeceğimizi göstermek için alanlardayız.”

Metinde aynı zamanda varolan parçalı duruma değinildi ve bunun değiştirilmesi gerektiği söylendi:

“Devrimcilerin de parçalı bir biçimde katıldığı 8 Mart’lar, apolitik ayrımlarla bölünen her eylem, işçi sınıfına karşı işlenmiş ciddi bir sorumsuzluktur. Bu alanda buluşanlar, bugün ortaya çıkan tablonun yarattığı sorunları çözmeden, sınıfa ve tarihe karşı görevini yerine getiremeyecektir.”

Konuşmanın ardından “Kadın Olmadan Devrim Olmaz, Devrim Olmadan Kadın Kurtulamaz”, “Kadının Kurtuluşu İnsanlığın Kurtuluşudur”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz” sloganlarını attık. Çevrede bulunan az sayıda insanın eylemimizi takip etmesine rağmen, vakit pazar günü sabahın erken saatleri olmasından ötürü sesimizi istediğimiz kadar duyuramadık. Eylemimizi bitirdikten sonra otobüsümüze binerek mitinge katılmak üzere Kadıköy’e hareket ettik.

Yürüyüşün başlama saatinden biraz erken gelmiş olduğumuz için bu süreyi gerekli hazırlıklarımızı yaparak geçirdik. Üzerinde “Yaşasın sekiz mart!, bıji newroz!, Gazi’nin yolu ayaklanma yoludur!, villalara savaş kondulara barış!” yazılı dövizlerimizle daha önceleri kullanmış olduğumuz çeşitli KÖZ afişlerini de döviz biçiminde eylemde kullanmak için hazırladık. Yürüyüş vakti yaklaşınca hazırladığımız “Kadının Kurtuluşu İnsanlığın Kurtuluşudur” ve “Esir Bir Ulusun Kadınları da Özgür Olamaz” pankartlarını açtık.

Yürüyüş saat 12.00’de Kadıköy Numune Hastanesinin önünde başladı. Yürüyüş kolunun en önünde “8 Mart ücretli izin günü olsun” ve “Emperyalist işgale, işsizliğe, namus cinayetlerine, kadına yönelik şiddete hayır” pankartları ile Emekçi Kadınlar Birliği (EKB) yer aldı. EKB’nin arkasından “Her yer SEKA, her yer direniş” yazılı pankartıyla ESP korteji yürüdü. Arkasında bizim kortejimiz yer aldı ve en arkada ise  Pir Sultan Abdal Derneği’nin bazı şubeleri yer aldı. Mitingde ayrıca Öğrenci Kadın Derneği ve Tekstil-Sen imzalı pankartlar açıldı.

500’ü aşkın kişinin katıldığı yürüyüş Numune Hastanesi’nin önünden başladı. Kısa bir süre sonra Saraçhane’den gelen arkadaşlar da kortejimize dahil oldular. Yürüyüş sırasında kadınlar günü ile ilgili sloganların yanı sıra savaş ve devrimci tutsaklar ile ilgili sloganlar attık.

Kadıköy İskele Meydanı’nda son bulan yürüyüşün ardından miting başladı. İlk olarak açılış konuşması yapıldı. Ardından Emekçi Kadınlar Birliği adına bir konuşma yapıldı. EKB’nin ardından ESP ve Tekstil-Sen temsilcileri söz aldılar. Daha sonra Köz Gazetesi adına bir yoldaşımız kürsü-den konuşma yaptı. (Bu konuşmayı aşağıda bulacaksınız.) Konuşmanın ardından kürsüden “İşgalci ABD İşgalci Türkiye” sloganını attırdı. Son olarak İkitelli Ayazma Mahallesi’nden kadınlar adına bir konuşma yapıldı.

Konuşmaların ardından semah gösterisi yapıldı. En son olarak sanatçılar sahne aldılar ve miting böylelikle sona erdi.

Kadıköy mitingine alanda dağıtılan özel sayımız, kortejimiz, sloganlarımız ve kürsüde yaptığımız konuşmayla politik bir müdahale yapabildiğimizi düşünüyoruz. Bu müdahalenin içeriği şuydu: Alanların bölünmesi son derece apolitik gerekçelerle gerçekleşmektedir, bugün asıl olarak Kürt ulusuna kendi kaderini tayin hakkı isteyenlerle bunu boğan gerici çözümlere destek verenler arasında siyasi bir ayrım olmalıdır. Bu ayrışma farklı alanlara giderek değil aynı alanda birbirinden farklı tutumların sergilenmesiyle başarılabilir.

Anadolu Yakası’ndan komünistler

Aşağıdaki metin 1 Mayıs Mahallesi emekçilerini 8 Mart eylemine çağırmak amacıyla okunan ajitasyon metnidir:

Bugün 8 Mart mitingine gitmek için bir aradayız.

Bugün tarihimize sahip çıkmak ve onu hak ettiği yere oturtmak için eylem yapıyoruz.

İlk eylemimizi bu mahallede yapıyoruz çünkü, ilk ateş buralarda yakılacak, buna inancımız sonsuz.

Atölyelerde, evlerinde, sokaklarında, hergün cendereye çekilen; hiçbir ayrıcalığı olmayan; öldüresiye sevilen, öldüresiye sömürülen kadınlar.

Başları okşanıp gönülleri alınmaya çalışılan, şimdilik kurtuluşu bir sevda masalında arayan kadınlar....

Mahallelerimizin girişlerinde tecavüze uğrayanlar, atölyelerde taciz edilenler; evleri başlarına kış günleri yıkılanlar; başka başka şehirlerde, adı başka başka olan mahallelerde yaşıyoruz. Limontepe'deyiz, Aydos'dayız, Ermenek'te, Okmeydanı'ndayız, Esenkent'te, Ümraniye'deyiz.. Adını bilmediğimiz ülkelerde, şehirlerde, mahallelerde, sokaklardayız. Heryerdeyiz. Ama ayrı ayrıyız. Hergün aynı sorunları yaşıyor, ama bu parça bölük oluşumuz nedeniyle sorunlarımızı çözemiyoruz.

Bugün bu alanda 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü unutmadığımızı, tarihimizi kimseye bırakma niyetinde olmadığımızı söylemek için bir aradayız.

8 Mart’ın tarihe kazınmasında, 8 saatlik işgünü isteyen, daha iyi çalışma şartlarını elde edebileceklerini, ağır iş koşullarına boyun eğmediklerini göstermek üzere eylemler yapan emekçi kadınların mücadelelerinin unutulmasına izin vermeyeceğimizi göstermek için alanlardayız.

Bu mücadelelerin bedellerini canlarıyla veren adlarını bilmediğimiz New York’lu 129 dokuma işçisi kadını unutmadık. Düşük ücretle çalıştırılmaya baş kaldıran 1857’deki kadınları, «özgürlük ağacı düşmanın kanıyla sulanacak» diyen Komün kadınlarını. 1917’de 8 Mart günü eylem yaparken erkek işçileri fabrikalarından dışarı döken ve Çarlık Rusyasının dünyanın başına yıkılmasını sağlayan kadınları. Leyla Kasım’ları, törelere, köleleştirmeye baş kaldırılarını dağlara çıkarak gösteren Kürt kadınları, cezaevlerinde bedenlerini devrime ikircimsiz yatıran kadınları, cam silerken, koca dayağından, kötü şartlarda doğum yaparken, iş kazalarında yitirdiğimiz kadınları da devrimci kadınlardan ayırmıyoruz. Adını bilmediğimiz ve bilmemiz de gerekmeyen, özgürlüğe, dünyanın da onların özgürlüğüne ihtiyacı olan kadınlar.

Kadının mayası olmadan dünyanın özgürleşemeyeceğini gösteren ve bizim tarihimizi yaratanlara söz vermek; umutlarının, kavgalarının sahipsiz olmadığını göstermek için toplandık.

8 Mart kavga gününün adıydı. II. Enternasyonal hem emekçi kadınların geçmiş mücadelelerini sahiplenmek hem de özgürlüğün kavgadan geçtiğini, bu kavganın sürekliliğinin şart olduğunu göstermek için Dünya Kadınlar Gününü ilan etmişti. Tüm dünyada, aynı günde kadınların mücadelede yerlerini almaları gerektiğini görmek ve göstermekti amaçlanan.

8 Mart mücadeleler sonucu kazanılmış, bekçiliği yapılamayan her kazanım gibi şimdilik kaybedilmiştir. Kaybettiklerimizin adını koymak bizi ne güçsüzleştiriyor, ne de umutsuzlaştırıyor. Bu tarih bizim tarihimizse, ona sahip çıkmanın ve geçmiş mücadeleleri aşan, onların derslerini kuşanan bir mücadeleyi yürütmekse hedefimiz ne tarihimizle ne günümüzle hesaplaşmaktan çekinmiyoruz.

Bu yüzden henüz 8 Mart’ı bir kutlama değil, davaya sahip çıkma günü olarak görüyoruz.

Bu dava, devrimcilerin ezilenlerin acılarını, sevinçlerini yüreklerinde hissetmediği, onun tarihiyle buluşması sorumluluğunu iliklerine dek hissetmediği koşullarda başarıya ulaşamaz. Bunu biliyoruz. İşte bu yüzden bugün aynı saatlerde bir 8 Mart eyleminin daha varlığı, dün bir başka eylemde DEHAP’lı kadınların feminist ve reformistlerle baş başa bırakılmasını ciddi bir sorun olarak görüyoruz. Devrimcilerin de parçalı bir biçimde katıldığı 8 Mart’lar, apolitik ayrımlarla bölünen her eylem, işçi sınıfına karşı işlenmiş ciddi bir sorumsuzluktur. Bu alanda buluşanlar, bugün ortaya çıkan tablonun yarattığı sorunları çözmeden, sınıfa ve tarihe karşı görevini yerine getiremeyecektir. 

Ayrı durup birlikte vurmayı, emekçilerin ve ezilen Kürt halkının sorunlarına sahip çıktığını göstermek için Mart ayında daha pek çok fırsatımız olacak. Newroz'da, 12 Mart eylemlerinde, bu parçalı duruma müdahale etmeyi, ortak şiarları öne çıkarırken, farklılıklarımızı da ayrı yerlerde durma koşulu yapmamayı, devrimci güçleri reformistlere bırakmamayı hedefleyelim.

8 Mart'lara yeni kavga günleri eklemenin birinci yolu buradan geçer. Ancak bu bilinçle hergün 8 Mart ve her yer kavga yeri olacak!

Aşağıdaki metin EKB’nin 6 Mart’ta Kadıköy’de düzenlediği  mitingde KöZ gazetesi adına okunmuştur.

Sınıfsız ve sınırsız bir dünya için mücadele eden tüm dostlar,

Merhaba,

Komünistlerin birliğini savunanlar olarak hepinizi selamlıyoruz.

8 Mart, Dünya Kadınlar Gününü hatırlamak ve hatırlatmak için biraradayız.

Evet, bütün kadınlar eziliyor ezilmesine. Ama ezilen kadınların hepsi kendi sorunlarını aynı şekilde görmüyor; bu sorunları yok etmek için aynı kararlılıkla mücadele etmiyor.

Bu farklılıklar elbette 8 Mart’a da yansıyacak; yansımalı. 8 Mart’a iki şekilde bakmak mümkün. Uzlaşmacı ya da devrimci bir bakışla.

8 Mart’ta herkes kadınlardan söz ediyor. Ama uzlaşmacıların aklına sadece burjuva kadınlar geliyor. Kadınların sorunlarını Güler Sabancı’nın, Hülya Avşar’ın sorunlarıyla sınırlıyorlar.

Devrimcilerse emekçi kadınlardan söz etmeli. Fabrikada, atölyede, büroda, hastanede okulda on iki saat on dört saat sömürülen kadınlardan.

Arta kalan zamanlarında ev işlerinde boğulan kadınlardan.

İşten eve giderken bile özgür olamayan, “ya başıma bir şey gelirse” tedirginliğiyle yaşayan kadınlardan.

Uzlaşmacılar kadın deyince sadece İstanbul’un, İzmir’in, Çorum’un, Çankırı’nın kadınlarını düşünüyor.

Devrimciler Amed’deki, Botan’daki, Rewanduz’daki kardeşlerini, esir Kürdistan’ın esir kadınlarını bir an bile akıllarından çıkarmamalı.

Yurdu, dört düşman devletin postallarıyla çiğnenen, kimyasal gazlarla kırımdan geçirilen, yerinden yurdundan edilen Kürdistanlı kadınların sorunlarını kendi sorunları olarak görmeli.

Uzlaşmacılar burjuva kadınların, ezen ulus kadınlarının kazandıkları ayrıcalıkları bir kazanım olarak pazarlıyor.

Devrimciler burjuva kadınların özgürleşmesinin daha çok kadının kölelik zincirine vurulmasına bağlı olduğunu göstermeli.

Sadece ezen ulus kadını ferahlarsa Kürt kadının üç kat fazla sömürüleceğini belirtmeli.

Uzlaşmacılar ayrıcalıklı kadınların ayrıcalıklarını arttırmak için devletle pazarlık ediyor. Birleşmiş Milletler’den, Avrupa Birliği’nden medet umuyor. Pusulaları Kopenhag Kriterleri olmuş.

Devrimciler devlete karşı mücadele eden, onu parçalamaya kalkan kadınlardan ilham almalı.

En başta komünar kadınlardan. “Özgürlük ağacı düşmanın kanıyla sulanır” diyen Parisli kadınlardan…

Sonra New York’lu dokumacı kadınları örnek almalılar…. Grevlerde canlarını ortaya koyan emekçi kadınları…

Devrimciler 1917’de Petrograd’da Moskova’da fabrikalarda erkekleri mücadele için sokaklara döken kadınların yolundan gitmeli. Çarlığı dünyanın başına yıkan emekçi kadınların yolundan.

Uzlaşmacılar 8 Mart’ta bayram ediyor. 8 Martı kadın kadına geçen bir şenliğe, demokrasi makyajını tazeleyen bir müsamere gününe çevirmek istiyorlar.

Devrimciler 8 Mart’ı kadınların yeryüzünün tüm ezilenleriyle kol kola girdiği bir mücadele günü olarak kavramalı. Bu uğurda mücadele etmeli.

Ne yazık ki 2005 8 Martı’na damgasını vuran her boydan uzlaşmacılar oldu. 8 Mart dar grup çıkarları uğruna parçalandı. İstanbul’da İzmir’de mitingler bölünebildiği kadar bölündü. DEHAP’ın alana taşıdığı Kürt kadınları reformistlerle feministlere teslim edildi. Devrimci akımlar kendi aralarında bile duramadılar. Böylelikle 8 Mart’a uzlaşmacılığın sarısı lafazanlığın turp kırmızısı damgasını vurdu.

Biz 8 Mart’ın bu biçimde bölünmesini doğru bulmadığımız için dün de buradaydık. Bugünkü bölünmeyi de doğru bulmadığımız için iki miting alanında birden yer alıyoruz. Yoldaşlarımızın bir kısmı şu anda Saraçhane’de bulunuyor.

Kortejimizi önümüzdeki Mart-Mayıs sürecinde gerçekleşecek bu türden yapay bölünmelere karşı durduğumuzu göstermek için ikiye böldük.

Her türlü bölünmeye değil yarışma kaygısıyla gerçekleşen apolitik bölünmelere karşıyız. 2005 8 Mart’ında olduğu gibi kitleleri ayrı ayrı alanlara hapseden yapay bölünmeleri desteklemeyeceğiz. Bunun için hem yerellerde hem de merkezi düzeyde en geniş kitlelerin birlikte katıldığı mitingler düzenlenmesini savunmaya devam edeceğiz.

Mitinglerin birliğinden söz ediyoruz. Ama bayrakların karışmasını savunmuyoruz. Aksine devrimcilerle uzlaşmacılar birbirinden ayrışmalı. Bugünün en acil görevi bu. Ancak bu ayrışma kitlelerin buluştukları alanda gerçekleşen siyasal bir ayrışma olmalı. Bugünküne benzeyen bir yarışma değil.

Öyleyse bugünkü ayrışmanın temeli nedir?

Kadınların alana erkeklerle birlikte girip girmemesi bugün için bu ayrışmanın temeli olamaz. Miting alanının Saraçhane’de mi yoksa Çağlayan’da mı gerçekleşeceği hiç olamaz.

Asıl ayrım başka yerdedir.

Asıl ayrım emperyalist güçlerin Ortadoğu’yu yağmalamasına karşı çıkanlarla çıkmayanlar arasındadır.

Asıl ayrım Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunanlarla savunmayanlar arasındadır.

Asıl ayrım “Amerika Bağdat’tan defol!” demekle yetinenlerle bu sloganı “Türkiye Diyarbakır’dan dışarı!” diye haykırarak destekleyenler arasındadır.

“Bir İki Üç Daha Fazla 8 Mart Daha Fazla Bir Mayıs!” bugün bu söz parçalanmış kısır ve ruhsuz 8 Mart’lara 1 Mayıs’lara işaret ediyor.

Bu bir kader değil. Zira 8 Martın parçalanması uzlaşmacıların, liberallerin, feministlerin marifeti değil. Devrimci güçlerin kendi eksiklikleri bu sonuca yol açtı. Öyleyse oportünizmin sarısından lafazanlığın turp kırmızısından kendisini ayırmak da yine devrimci güçlerin kendi elinde.

Biz tüm devrimci güçleri böylesi bir ayrışmaya çağırıyoruz:

Kızıl 8 Mart’ları, bir Mayısları bu bilinçle örelim; Newroz’u bunun provası kılalım!

Her gün kavga, her yer kızıl olana dek; ayrı durup birlikte vuralım!

Cinsel Ulusal Sınıfsal Sömürüye Son!

Ezilen Bir Ulusun Kadınları Da Özgür Olamaz!

8 Mart Şenlik Değil Kavga Günü Olacak!