Proleter Devrimci KöZ

Sayı: 25
Mart 2005


Geri Dönmek İçin Tıklayınız

 

Beyazıt Eylemi’nden Bir Gözaltı Deneyimi

6 Mart günü yoldaşlarla birlikte Beyazıt’taki mitinge katılmak üzere, Saraçhaneye doğru yola çıktım. Doğrusu önceden buluşup alana beraber gidilecekti, fakat geç kaldığım için doğrudan Saraçhane’ye yöneldim. Vardığımda Saraçhane’de kimse yoktu. Ben de belirlediğimiz ikinci buluşma noktasına gittim.

Orada eylem için toplananları polisin dağıtmış olduğunu ve saat 12’de Beyazıt Meydanında basın açıklaması olacağını öğrendim. Buluştuğumuz arkadaşlarla birlikte Beyazıt’a doğru yöneldik.

Beyazıt Meydanı’nda kortejler toparlanmış ve alana girilmişti. Biz de bir grup olarak alanda yer aldık; fakat pankartımız olmadığı için siyasetimizi alana taşıyamadık.

1 saat kadar sonra polis dağılmakta olan insanlara saldırdı. Genel panik haliyle tüm insanlar alandan ara sokaklara yöneldi. Kaçışma sırasında sakin olunması konusunda bağırıp ''kaçmayın'' diyenler oldu. Biz de bu uyarıya uygun bir biçimde hareket ediyorduk.

Kaçışmalar sırasında yanımda bir bayan arkadaşın düştüğünü fark ettim yardım etmeye çalıştım. Ama gaz bombaları atılınca ben de kaçtım ve bir ara sokağa doğru yöneldim. Koştuğumuz yolu kesen sokakta bir polis aracı vardı. Hemen taşlanmaya başlandı. Aracın dışında duran polisler de hızla arabaya doğru kaçtılar. Arabayla biraz uzaklaşıp durdular. Durduktan sonra araçtan inen bir polis silahını çıkardı. Ben de arkadaşları uyarıp yoldan uzaklaştım.

Tam bu sırada üzerimize ateş açıldı. Sakin olmamız gerektiği konusunda ve serin kanlı davranmamız gerektiği konusunda çevredeki arkadaşları uyarmaya çalıştım. Fakat herkeste büyük bir panik hali vardı. Böyle bir eyleme hazırlıklı olarak gelinmediği her aşamada kendini belli ediyordu. Doğrusu ben de buna alışkın ve hazırlıklı değildim. Yine de biraz daha uzaklaşınca etrafıma bakıp diğer arkadaşların durumunu anlamaya çalıştım. Sadece bir arkadaşı fark ettim. Onunla kaçışma sırasında kaybettiğimiz arkadaşlarımızı aramaya başladık.

O sırada biraz daha uzağımızda bir grup slogan atıyordu. Biz çevreyi bilmediğimiz için uzaklaşmayı tercih ettik. Kendi mahallemiz olsa nereden nasıl geçeceğimizi nerede durup nerede durmayacağımızı bilirdik ama gördüğüm kadarıyla herkes o sokakların yabancısıydı ve kimsenin kimseye bir yol göstermesi söz konusu değildi.

Benim aklımın erdiği kadarıyla tanımadığımız bir alanda saldırmak yanlış bir fikirdi; o nedenle böyle bir plan ve hazırlığın olmadığını anlayınca saldırmak yerine zarar almadan çekilmenin doğru olacağına karar verdik.

Bu düşüncenin doğruluğunu her adımda fark ediyorduk. Yöneldiğimiz her sokağı polisler tutmuş oluyordu.  Biz de nereye yöneleceğimizi bilmeden kaçışıyorduk. En son bir çıkış buluruz umuduyla saptığımız bir sokakta önümüze yine polis araçları çıktı. Biz de tekrar geri yöneldik. Fakat diğer yönden de polisler geliyordu.

Bunun üzerine kaçışmak yerine sakin ve serinkanlı hareket etmek gerektiğini düşündük. Yavaş adımlarla kapısı açık bir binaya girdik. Ama bizi fark etmişlerdi. Yine de tüm zillere basıp en üst kata kadar koştuk.

Bizi en üst katta yakalayıp dövmeye başladılar, çok fazla polis vardı. Beni merdivenden atmaya çalıştılar. Fakat alt katta duran polislerin üzerine düştüm. Sonra binadan çıkarıp üstümüzü aradıktan sonra polis aracına bindirdiler. Arabada da dövmeye devam ederek bizi hasar gören arabanın yanına götürdüler. Burada da dayak faslı sürüyordu. O sırada seslerinden avukat oldukları anlaşılan birileri polise müdahale etti. Bunun üzerine polis bizi oradan uzaklaştırdı.

Geç vakit bizi karakola götürdüler. Geç diyorum çünkü arabada dayak faslı devam etmişti. Fakat karakola geldikten sonra bir şey yapmadılar. Karakolda üç arkadaşı daha gördüm. Birinin durumu çok kötü idi ayağa kalkamıyordu. Yine de orada yalnız olmamak beni rahatlattı. Diğer üç kişi de tanıdıklarımdı.

Sonra bizi başka bir karakola götürdüler. Oradan da hastaneye götürdüler. Hastanede bize herhangi bir rapor vermediler. Halbuki diğer üç arkadaşın durumu hiç de iyi değildi. Onları mecburen olarak tahlil ve röntgene götürdüler. Biz arabada beklerken mitingde yaralananlardan bir kaç kişi daha hastaneye geldi. Onlar da bizi fark edip polise belli etmeden bize el salladılar. Bu bizim moralimizi düzeltti. Ve böyle bir selamın bile ne kadar kıymetli olduğu kulağımıza küpe oldu.

Hastanedeki işlemler bitince bizi tekrar karakola bıraktılar. Buradaki yasal işlemler 6-7 saat sürdü. Sonra da hepimizi nezarethaneye bıraktılar.

Orada gözaltına alınan başka arkadaşlarla konuşma fırsatı bulabildik. Onları da ara sokaklarda yakalamış cep telefonlarına, kartlarına para ve kimliklerine bizimkiler gibi el konulmuştu.

Derken gece saat 10 civarında avukatlar geldi. Telefonla ailelerimize haber verildi. Yakalandığımızı öğrenen yoldaşlar gelip yiyecek ve giyecek getirmiştiler; avukata da haber vermişlerdi. Bu benim moralimi çok düzeltti. Böyle bir eyleme çok hazırlıklı olmadığımız halde gözaltında yalnız bırakılmadığımızı hissetmek moral ve özgüveni pekiştiriyordu. Gözaltındaki diğer arkadaşlardan sadece birisi ile yoldaşlarının ilgilendiğini fark edince de yadırgadım. Herhalde dışarıda ilgilenenler vardı ama ziyarete gelinmesi ayrı bir şeydi.

Bizi sabah tekrar hastaneye oradan da fişlemek üzere emniyete götürdüler.

Sonra tekrar karakola döndük. Karakolda bize eşyalarımızı vermemek için bahaneler çıkardılar. Biz de serbest bırakılsak bile bizi tekrar alıp ezmeyi amaçladıklarını fark edip direndik.

Sonra adliye götürüldük. Orada Saraçhane’de bizden daha önce gözaltına alınanların da olduğunu ve bunun için polisin kalabalık olduğunu fark ettik. Bu esnada HÖC’den olan arkadaş slogan attı; hepimiz aynı refleksi göstermedik.

Adliye içinde bizi önce Adli Tıpa, oradan da hakim karşısına çıkardılar. Burada Çağdaş Hukukçular Derneği’nden bazı avukat arkadaşlar gelip bize ayrıca bilgi verdi. Bunlar bizi polisler dövdüğü sırada farkeden avukatlar olduklarını ve davacı olursak tanıklık yapabileceklerini de söylediler. Fakat ben burjuvazinin tüm kurumları gibi hukuk sisteminin de nalıncı keseri gibi çalıştığını söyledim. Bizim mücadele alanımızın buralar değil çalışma yaptığımız alanlar olduğunu vurguladım ve burjuvaziye ve uşaklarına kendi mahkemelerinin vereceği cezaya razı olmayacağımızı onlara asıl cezayı işçi sınıfının vereceğini söyledim.

Bu yüzden HÖC’ten olan arkadaşla tartışmak zorunda kaldık. O beni pasif tutum almakla suçladı. Çünkü parmak izimizi almak istedikleri zaman ben ve diğer 3 arkadaş itiraz etmemiştik fakat bu arkadaş vermemek gerektiğini söyleyip direnmeliyiz demişti. Biraz deneyimsizlik yüzünden biraz da avukatın yanlış yönlendirmesiyle biz buna direnmemiştik.

Bu kısa gözaltı deneyiminin ardından bizi diğer gözaltına alınanlardan daha geç de olsa serbest bıraktılar.

Biz de serbest kalmanın özgür olmak olmadığını bir kez daha hissederek, biraz daha deneyim kazanmış ve bilenmiş olarak asıl özgürlük için mücadeleyi sürdürmek üzere yolumuza devam ettik.

Özgürlük Savaşan İşçilerle Gelecek!