|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 25
|
İstanbul’da 8 Martı Kim Böldü? 8 Mart’ın parçalanmasında bütün sosyalistlerin bir rolü vardır ve hep birlikte bölünmüş bir 8 Mart tablosu yaratılmıştır. 8 Mart’a siyasi bir müdahale yapmak kaygısıyla hareket edilmemiştir; diğerinin önüne geçme, onu yalnızlaştırma ve kendi eylemini yapma kaygısı öne çıkmıştır. İstanbul’da bölünmüş bir 8 Mart tablosu vardı. Aynı hafta sonu içinde 3 tane miting düzenlendi. Bu mitinglerin ilki 5 Mart Cumartesi günü DEHAP, EMEP, SDP ve ÖDP gibi reformist partiler ile Mor Çatı, Pazartesi gibi feminist örgütler tarafından Kadıköy’de düzenlendi. Ertesi gün Kadıköy ve Beyazıt’ta aynı saatlerde biçim ve içerik bakımından birbirinden farklı olmayan iki miting oldu. Kadıköy’de EKB, Beyazıt’ta ise BDSP, ÖMP, ÇHD, HÖC, DKH (Demokratik Kadın Hareketi), HKM, Partizan, Odak, Kaldıraç, Devrimci Hareket, Proleter Devrimci Duruş, Emekçi Kadınlar ve EHP’nin oluşturduğu platform bir miting düzenledi. 8 Martın neden bölündüğü sorusu daha çok sorulacak. Bunu siyasi gerekçelerle açıklamaya çalışanlar da eksik olmayacak. Hâlbuki 8 Martın bölünmesinin ardında siyasi nedenler değil grupsal kaygılar ve birbirinin önüne geçme çabası vardır. Herkes farklı anlarda farklı roller oynayarak bu bölünmeyi hazırladı. Ve doğrusu kimse samimi bir biçimde birleşik bir 8 Mart istemedi. Önce DEHAP erkeksiz bir 8 Martı dayatarak sosyalist akımları miting alanından uzaklaştırmak istedi. Bunun nedeni DEHAP kadın kollarının feministleşmesinden ziyade, DEHAP’ın kendi kitlesini sosyalist akımlardan uzak tutmak istemesiyle açıklamak gerekir. Zaten önce NATO eylemlerinde sonra 19 Aralık’ta bu mitinglere katılmayarak bunu yapıyordu; 8 Mart’ta ise kadın-erkek ayrımını öne çıkararak bunu yaptı. DEHAP’ın sadece kadınların katıldığı bir miting örgütlemek istemesi sosyalist akımların da ayrı bir 8 Mart örgütleme konusunda elini rahatlattı. Bu ayrışmanın altı hemen dolduruldu. 8 Martların içi boşaltılıyordu, 8 Martlar kadın erkek birlikte örgütlenmeliydi ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Aslına bakılacak olursa 2002’den beri 8 Martlar tam da eleştirdikleri şekilde içi boşaltılarak feministlerin gölgesinde devrimcilerin elleriyle örgütleniyordu ve bu tutumun ne zamandan beri yanlış bir tutum olarak mahkûm edildiğini bilen de yoktu. Hatta o zamanlar bu sorun biçimsel bir sorun olarak ele alınıyor, nasıl olsa yürüyüş bitince miting alanında karışılıyor diyerek hafifseniyordu. Herkes o alana bir biçimde gittiği halde bu oyunu bozma yönünde en ufak bir girişim de görülmüş değildi. Sonuç olarak bu 8 Mart’ın DEHAP’la birlikte yapılmayacağı baştan belli oldu. Ancak EKB’nin diğer devrimci yapılara danışmadan ve ortak bir karar çıkmasını beklemeden Kadıköy başvurusunda bulunması DEHAP’tan uzak duran devrimcilerin de kendi içinde birbirinden ayrılmasına neden oldu. EKB’ye başvuruyu geri çektirmek için baskı yapan devrimciler bu olmayınca bu sefer çözümü onu dışlamakta buldular. EKB’nin tutumunu bahane eden devrimci yapılar başka bir alanda başka bir miting örgütlemeye koyuldu. Yer Beyazıt’tı. Bu sırada EKB “eğer Kadıköy’e izin çıkarsa gelin eylemi birlikte yapalım, eğer Beyazıt’a izin çıkarsa biz sizin oraya geleceğiz. Yaptığımızın bir hata olduğunu kabul ediyoruz” diyerek platforma bir çağrı yaptı. Elbette bu çağrı bir özeleştiri içermiyordu. Ancak birlikte bir miting yapılması tamamen EKB’nin vereceği özeleştiriye bağlanarak bir bakıma bilinçli olarak bu ortak miting olasılığının önü kesildi. Herhalde hiçbir grup samimi olarak EKB’nin özeleştiri vereceğini beklemiyordu. Olmayacak bir şey bahane edilerek ortak miting olmaması sağlanmış oldu. En son Kadıköy’e izin çıktığı ve Beyazıt’a çıkmadığı belli olunca EKB’liler bu sefer toplantıya katılarak bir ortaklaşma zemini bulunabileceğini önerdiler. Biz izne bakmayız, biz devrimciyiz diyerek bu öneri de reddedildi. Bu konuda yapılan tartışmada BDSP Kadıköy olursa platformdan çekilecekleri tehdidini savurarak, ÖMP de aynı şekilde bu konuda yumuşamayacağını göstererek bunun önünü kesti. Diğer akımlar da bu konuda ısrarcı olmadılar. Doğrusu onlar da 8 Mart’tan ne beklediklerini bilerek oraya gelmiş değillerdi. Bu 8 Mart neyin vesilesi olmalıydı? Eğer güçlü kitlesel bir 8 Mart bekleniyorduysa Kadıköy düşünülebilirdi. Eğer 8 Mart hiç siyasete katılmamış kadınları alanlara çıkarmanın bir vesilesi olacaksa Kadıköy düşünülebilirdi. Örneğin izinsiz bir mitingin zayıf bir katılımla geçeceği ve bunun da siyasi söylemin gücünü düşüreceği üzerine de pek düşünülmedi. (HKM temsilcisi bunu gündem etti ama üzerinde durulmadı.) Üzerine düşünülseydi ve buna rağmen biz fiili eylem yapmak zorundayız denseydi bu da anlaşılırdı belki ama bu kadar uzun boylu düşünülmedi. Kısacası diğer yapılar da 8 Mart’tan beklentilerini bağımsız bir biçimde belirlemedikleri için onlar da oradaki eğilime uydular. BDSP ve ÖMP içinse sorun mitingi EKB’siz örgütlemek sorunu haline gelmişti. KöZ olarak biz bu tartışmalara ancak bu aşamada dâhil olduk. Ve birleşik ve kitlesel bir 8 Mart amacına uygun bir biçimde bu tartışmada yer aldık. Devletin izni meselesinin bizim için önemli olmasa bile getireceğimiz insanlar için önemli olduğunu, bizim bu 8 Mart’ı Ayşe Teyzeyi Fatma Ablayı alanlara çıkarmanın bir vesilesi haline getirmek istediğimizi, eğer DEHAP’ın örgütlediği 8 Mart’a alternatif bir 8 Mart yapılmak isteniyorsa bile bunun ancak kitlesel bir 8 Martla olabileceğini, bu bakımdan da kitleselliğin önemli olduğunu ve bu yüzden devletin izni meselesi üzerinde düşünülmesi gerektiğini söyledik. (Hem zaten Beyazıt mitingini örgütleyenler de devletten izin istemişti. Ne var ki devlet izin vermediği için bir anda bu eylemi düzenleyenler devrimci bir eylem örgütlüyor duruma gelmişti!) Eleştiri/özeleştiri konularına herkesin kendi yayınında girebileceği ve girmesi gerektiği ancak bunun burada alınacak kararı bağlamadığını söyledik. Bunun birleşik bir 8 Martı engellemek için üretilen bir bahane olduğunu ifade etmeye çalıştık. Hasbelkader bir eylem örgütlemek için bir araya gelmiş yapıların oluşturduğu platformun ilkelerinden söz edilemeyeceğini eğer varsa bu ilkelerin neler olduğunu merak ettiğimizi, kısacası EKB ilkesiz hareket ediyor demenin bir anlamı olmadığını söyledik. Ama asıl niyet EKB’nin burnunu sürtmek olduğu için bu tür eleştiriler dikkate alınmadı. Hatta Kadıköy’e kendi tarzınız ve ilkelerinizle katılın ve orada EKB’ye de en iyi eleştiriyi yapmış olursunuz dedik. 98 1 Mayısı’na gönderme yaparak o zaman alanda üst araması olduğunu bahane ederek kimse başka bir miting alanına gitmemişti, bilakis o alana üst araması oyununu bozmak üzere gidilmişti ve buraya devrimci bir müdahale yapılmıştı. Ama içinden geçtiğimiz süreçte böylesi sorumluluklar almak yerine alanı veya alandakileri çeşitli bahaneler üreterek beğenmeyip onları Allaha havale ettiğini söyledik. Nitekim devrimciler önce DEHAP’ı ve Kürt kitlesine böyle bir müdahaleyi aklından geçirmemişti. Şimdi de EKB’ye bir müdahale yapmak yerine başka bir alana gitmenin hesaplarını yapıyordu. Doğrusu 12 yapının bir tane EKB’ye kendi tarz ve ilkelerini kabul ettirmesi pek ala mümkündü. Ancak bu konular üzerine yeterince düşünülmedi ve karar çıktı. Doğrusu içinde yer almadığımız bir platformda bu meseleyi hakkıyla tartıştırmak da bize düşmezdi. Ama şimdi ortaya çıkan bölünmenin ardından sormak gerekir. Bu bölünmede «erkeksiz» 8 Mart örgütlemek isteyen DEHAP’ın bir rolü yok mudur? DEHAP’ın bu oyununu bozmak yerine, ayrı bir miting örgütlemeye razı gelenlerin bir rolü yok mudur? Diğerlerinin bir adım önüne geçmek için miting başvurusu yapan, 8 Martı diğer devrimci yapılarla birlikte örgütlemek yerine önce sendika ve demokratik kitle örgütlerine giden EKB’nin bir rolü yok mudur bu bölünmede? EKB’nin bu adımı atmasını fırsat bilerek sözüm ona ilkeli davranıyormuş gibi yaparak EKB’yi dışlayıp Beyazıt’ta ayrı miting örgütlemeyi savunan BDSP ve ÖMP’nin bir rolü yok mudur? Kadıköy’e gidilecek olursa platformdan çıkarız tehdidini savuran BDSP’nin bir rolü yok mudur? Tarz konusunu eylemi bölmek için yeterli bir şart gören ÖMP’nin bir rolü yok mu bu bölünmede? BDSP ve ÖMP’nin kuyruğuna takılmaktan kendini alamayan ve onlar üzerinde birleşik bir 8 Mart basıncı oluşturmak yerine onların isteklerine razı gelen akımların bir rolü yok mudur bu bölünmede? Peki ya EHP? Onlar baştan beri birleşik bir 8 Martı savundu, platformlara da bu bakış açısıyla gitti. KöZ’ün arkasında duranların yaptığı gibi hem DEHAP önderliğinde örgütlenen mitinge hem de Beyazıttaki mitinge katıldılar. Ama onlar da “devrimcilerle reformistler” ayrıştı diyerek bu bölünmenin yarattığı durumdan faydalanmaktan kendilerini alamadılar. Bu bölünmeyi devrimci olduklarını tescil ettirmek üzere faydalanmaya çalıştılar. 8 Mart’ın parçalanmasında hepsinin bir rolü vardır ve hep birlikte bölünmüş bir 8 Mart tablosu yaratılmıştır. Ve doğrusu bunun arkasında yatan siyasetsizliktir. 8 Mart’a siyasi bir müdahale yapmak kaygısıyla hareket edilmemiştir; diğerinin önüne geçme, onu yalnızlaştırma ve kendi eylemini yapma kaygısı öne çıkmıştır. DEHAP sosyalist grupları yalıtmaya çalışmış, BDSP ve ÖMP önderliğindeki diğer gruplar EKB’yi yalıtmaya çalışmıştır. Grupçuluk öne çıkmıştır. Siyasi olarak birbirinden farklı olmayan sosyalist akımlar miting alanlarını ayırmıştır, siyasi tutumlarını ayrıştıracakları yerde. Zaten asıl siyasetsizlik de budur. Sonuç kendi sorunlarını kendi içinde çözüp düzen güçlerinin karşısına yekpare şekilde çıkmayı beceremeyen bir sosyalist harekettir. Önceden 8 Martlar mart-mayıs sürecinin başladığının bir delili olur bundan alınan hızla mart ayı devrimci bir içeriğe kavuşturularak geçer buradan alınan güçle 1 Mayıs’a gidilirdi. Ama böyle bir kaygısı olanların sayısının gittikçe azaldığı görülüyor. Komünistler olarak bu kaygıyı taşıyanlarla taşımayanları ayırt etmenin önemini biliyoruz ve bunu yapmak üzere hazırlıklarımızı yoğunlaştıracağız. |