|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 25
|
İzmir’de 8 Mart Bölünmesinin Arka Planı Biz komünistlerin görevi 8 Martların bir bayram günü değil bir kavga günü olarak geçmesi gerektiğini öne çıkartmak ve kadının kurtuluşunun ancak kadın-erkek tüm ezilenlerin el ele mücadelesiyle mümkün olduğunu tekrar tekrar vurgulamaktır İzmir Kadın Platformu 8 Mart eylemlilik süreci için çağrı yapmıştı. İçinde çalışma yürüttüğümüz kurum da söz konusu toplantılara katıldı. İlk toplantıda platformda bulunan SDP, ESP, Feminist çevreler, EMEP, İHD ve bazı kadın örgütlenmeleri “Yaşasın 8 mart dünya kadınlar günü” pankartıyla alana çıkacaklarını bildirmişler. Toplantıya katılan devrimciler ise (Kaldıraç, Partizan, Köz gazetesi, Devrimci Hareket dergisi, Alınteri, Yeni Demokrat Kadın Hareketi Girişimi, Mücadele Birliği, Devrimci Proletarya Gençliği, BDSP) alanlara böyle çıkmayacaklarını “8 Mart dünya emekçi kadınlar günü” pankartı üzerinden ancak bir ortaklık yakalanabileceğini dile getirmişler. Bunun üzerine toplantıda kargaşa çıkmış. Her yapının bir daha ki toplantıya gündemler belirleyerek gelmesi kararlaştırılıp toplantıya son vermişler. İkinci toplantı için daha önceki adres olan İHD’de toplandık. Siyasetler bir bir toplanmaya başlamıştı. Platform üyeleri de içeride ön toplantı alıyorlardı. Siyasi yapıların temsilcileriyle sohbet ettiğimiz esnada Devrimci Hareket dergisinin temsilcisi toplantıya gelmeden önce İHD’den bir telefon aldığını söyledi. Telefondaki şahıs ‘siyasetlerin toplantıya gönderecekleri temsilcilerin kadın olması yönünde bir karar olduğunu’ dile getirmiş. Salonda bulunan temsilcilerle bu konuyu tartışmaya başladık. Ortak kanaatimiz siyasi bir yapının göndereceği temsilcinin nasıl biri olacağı konusunda böyle bir belirleme yapılamayacağı doğrultusundaydı. Diğer siyasetlere ise ne böyle bir telefon ne de faks ulaşmıştı. Platform temsilcileri salona geldi ve toplantıyı başlattılar. Toplantı başlamadan önce bir açıklama yaptılar. Toplantıda erkek temsilci istemediklerini aksi taktirde toplantıya son vereceklerini açıkladılar. Bir devrimci arkadaşımız söz alıp bu konudaki ortak tutumu dile getirdi: “ Biz devrimciler kadın sorununa sınıfsal açıdan bakıyoruz. Kadın erkek işçilerin el ele mücadelesiyle bir kurtuluşun mümkün olduğunu savunuyoruz. Bu sebepten ötürü de erkeklerin bu toplantıya katılması doğal bir durumdur. Üstelik siz siyasi bir yapının göndereceği temsilci konusunda böyle bir belirleme yapamazsınız.” Platform temsilcisi ise bunun platformun ilkesi olduğunu üstelik çağrı fakslarında ‘kadın temsilci’ noktasına değinildiğini açıkladı. Bu konuyu tartışmayacaklarını “ya erkek temsilciler toplantıyı terk etsinler ya da biz terk ederiz” şeklinde tutumlarını dile getirdiler. Alınan bu tutum karşında toplantıya katılan tüm devrimci yapıların temsilcileri salonu terk etiler. O esnada küçük bir münakaşa çıktı. Biz temsil ettiğimiz kurum adına gözlemci olarak toplantıda kalmayı kararlaştırdık. Hem platformun tutumunu eleştirmek hem de toplantının gidişatından haberdar olmak için. Bir süre ara verilsin ondan sonra sakin bir şekilde toplantı alalım dendi. Arada sohbet edilmeye başlandı. Temsilcilerden biri, devrimcilerin toplantıyı terk ederken aldıkları tutumu ve yaptıkları eleştiriyi kişisel olarak değerlendirmeye başladı. Hem hoş bir üsluba sahip olmayan hem de yanlış yapılan bir değerlendirmeydi bu. Hemen müdahale etme ihtiyacı duyduk. Geçen tartışmanın ideolojik bir bakış açısı olduğunu, yapılan eleştirinin kişiliğe değil siyasetlere karşı bir eleştiri olduğunu ve bu konuda bir sıkıntı varsa bunun bu şekilde kapı arkasında dile getirilmemesinin; o siyasetin muhatap alınması gerektiğini, bunun daha sağlıklı olduğunu dile getirdik. Sonrasında toplantıya geçildi. İlk olarak platform mitinge dair yaptığı düzenlemeleri dile getirdi. Bunun ardından söz sırası bize geldi. Toplantıya gözlemci olarak katıldığımızı bildirdik. İlk önce platformun aldığı tutumu eleştirdik. Kadın sorununa sınıfsal açıdan yaklaştığımızı kadın çalışma gruplarında erkek arkadaşlarımızla çalışma yaptığımızı belirttik. Bizim için kadın sorununun erkek-kadın arasındaki bir eşitlik mücadelesi olmadığını; içinde yaşadığımız sınıflı toplumda cinsel, sınıfsal ve ulusal bakımdan ezilen emekçi kadının kurtuluşunun emekçi erkeklerle el ele verilen bir mücadele sonucunda gerçekleşeceğini belirttik. Bunun ardından ESP temsilcisi söz alıp kadın sorununa ilkesel olarak sınıfsal açıdan baktıklarını ancak ortak bir eylem için bu kararları aldıklarını dile getirdi. Sonrasında gündemlerimiz soruldu. Biz içinde çalıştığımız kitle örgütünde alınan kararlar doğrultusunda belirlenen gündemleri platforma önerdik. AB’ye uyum yasaları ve kentsel dönüşüm projeleri adı altında bugün varoşlarda yıkımlar başlamıştır; sınıfın en ezilen en çok sömürülen kesimleri buralarda yaşamaktadır ve bu yıkımlardan en çok etkilenen de buradaki kadınlar olacaktır- dedik. Bu yüzden biz de gittiğimiz alana gerek şiarlarımızla gerek bildirilerimizle gerekse dövizlerimizle gecekondu yıkımlarını taşıyacağımızı ilettik. Bu gündem karşısında yorum yapılmadı. Ve alana bu gündemin taşınması konusunun üzerinde dahi durulmadı. Diğer gündemimiz ise platformun bir önceki toplantıda gündem olarak sunduğu “ABD emperyalizmine hayır” konusundaydı. Emperyalizm karşıtlığının salt ABD emperyalizmine indirgenemeyeceğini dile getirdik. Ayrıca Kürt ulusuna özgürlük şiarını yükseltmeden Kürt kadınlarına özgürlük istenemeyeceğini de dile getirdik. Ezen ulusun devrimcileri olarak üçüncü kez ulusal kimliği nedeniyle ezilen Kürt kadınlarının sorunlarının alana taşınması konusunu vurguladık. Bu gündemimizin taşınabileceğini söylediler. Ama ardından somut bir öneri getirmediler. Sonrasında düzenlenecek eylemin teknik işlerine geçildi. 6 Mart miting günü seçildi. Ortak pankartın “Her gün 8 Mart her gün mücadele” olması kararlaştırıldı. Esasında 3 ortak pankart üzerinden konuşuldu. Diğer toplantılara katılmadığımız için diğer ikisi için neye mutabık kalındığını bilmiyoruz. Diğer ikisi de şöyleydi: “8 Mart ücretli izin günü olsun.” ve “Tacize, kadın katliamına, şiddete hayır”. Karma grupların ve erkeklerin en arkada durmasında platformun tüm bileşenleri mutabıktı. Yapılacak program sırsında müzik dinletisi olması; solistin ve de tüm müzisyenlerin kadın olması kararlaştırıldı. Hatta ses düzeni yapanların dahi kadın olması gerektiği karara bağlandı. Müzik dinletisinin yarısının Kürtçe diğer yarısının Türkçe yapılması kararlaştırıldı. Bu arada “Pes doğrusu!” dedirten öneri SDP temsilcisinden geldi; eğer müzik grubu (kadın elemanlardan oluşan) bulunamazsa CD’den dinleti yapılabileceğini, tabi bunun için de kadın seslerinden oluşan karma bir CD bulunması gibi bir ihtiyacın olduğunu dile getirdi. Böylelikle ortaklaşmayı hedef alan kararlar doğrultusunda bir bayram havasında geçecek olan 8 Mart kutlamalarının temelleri atılmış oldu. 8 Mart eylemliliklerinde kadınların önde olması karma grupların arkada olması tartışması kadınların asıl kurtuluş mücadelesini perdeleyen bir unsurdur. Sanki 8 Mart tarihi kadın ve erkek arasında bir eşitlik mücadelesiymiş gibi. Erkek ve kadın arasında bir eşitlik istenmesi sınıfsal değil tamamıyla Feminist bir bakış açısıdır. Kadın sorununu kadın erkek arasındaki eşitlik mücadelesine indirmek aradaki ezme-ezilme ilişkisini doğal sebeplerden doğduğunu ve bu düzen içinde kaldırılabilecek bir sorun olduğunu kabullenmektir. Oysa kadının ezilmişliği tarihsel ve toplumsal nedenlere dayanır. Ve bu tarihsel toplumsal nedenleri içinde barındıran kapitalizm yıkılmadıkça kadın özgür olamaz. Biz komünistlerin görevi 8 Martların bir bayram günü değil bir kavga günü olarak geçmesi gerektiğini öne çıkartmak ve kadının kurtuluşunun ancak kadın-erkek tüm ezilenlerin el ele mücadelesiyle mümkün olduğunu tekrar tekrar vurgulamaktır! KARNAVAL DEĞİL DEVRİMCİ 8 MART! KADIN ERKEK EL ELE ÖZGÜRLEŞMEYE! KADIN OLMADAN DEVRİM OLMAZ DEVRİM OLMADAN KADIN KURTULAMAZ! YAŞASIN KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİ! İzmir’den Komünistler |