|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 25
|
İzmir’de 8 Mart Eylemleri Eyleme toplamında 400 kadar kişi katıldı. Alan genel anlamıyla coşkuluydu. Önce basın açıklaması okundu sonra ise öğrenci, işçi ve tutsak yakını bir kadın konuşma yaptı. İzmir’deki 8 Mart eylemine Türkiye genelinde olduğu gibi alan tartışması damgasını vurdu. 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olduğunu iddia eden feministler ve onların kuyruğuna takılan bir takım yapılar ile 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olduğunu ve bu vurguyla bir eylem örgütlenmesini isteyen devrimciler tartışmaların sonucunda alan ayrışması yaşadılar. Devrimci gruplar bu ayrışmada devrimci bir 8 Mart’ı örgütleme iddiasıyla yola çıktılar. Biz ise başından beri bu vurgunun ortak alanda yapılması gerektiğini ifade ettik. Kısaca böyle özetleyebileceğimiz 8 Mart eyleminin hazırlık süreci ve eylem şöyle gerçekleşti. İzmir Kadın Platformu 8 Mart eylemine yönelik tüm yapılara bir çağrı yaptı. İlk toplantıya kimi grupların erkek temsilci göndermesi üzerine yaşanan tartışmalar sonucu feminist yapılar platformdan çekildiklerini ve eyleme katılmayacaklarını söylediler. Gerekçeleri ise 8 Mart gününün Dünya Kadınlar Günü olduğu, örgütlenmesinin kadınlar tarafından yapılması, yılın 365 günü ezilen kadıların en azından bir günü kendilerine ayırmaları gerektiğiydi. Tabii ki devrimciler buna cevaben kadınları ezenin sınıf kardeşleri erkekler olmadığı ve var olan ezme ezilme ilişkisinin sınıfsız ve sınırsız bir dünyada gerçekleşeceği cevabını verdiler. Yapılan tartışmalar sonucu iki farklı eğilim ortaya çıktı. Bunlardan birincisi Dünya Emekçi Kadınlar Günü vurgusu yapılması gerektiğini ve alana katılım konusunda karma katılımlı veya sadece kadın katılımı olan gruplar arasında bir ayrım yapılmaması gerektiği yolundaki eğilim. Diğeri ise feminist ideolojinin hakim olduğu 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü adı altında bir direniş günü olmaktan çıkararak bir karnavala dönüştürmeye çalışanların hakim olduğu eğilimdi. Biz ise 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak düzenlenmesi gerektiğini ama alandaki biçimsel düzenleme konusunda çok ısrarcı olmadığımızı belirttik. Yine alanda üzerine vurgu yapılması gereken bir konu olarak Kürdistan’da mevcut T.C. işgalinin ortadan kalkmadan ne Türk kadınlarının ne de Kürt kadınlarının özgürleşemeyeceği konusuna değindik. Tabii ki mevcut tartışmalar eylemin içeriği ile ilgili düşünceleri bulanıklaştırıyordu ve biz de taleplerimiz üzerine daha sonrasında ısrarlı olacağımızı düşünerek konuyu daha fazla uzatmadık. Tüm tartışmalar sonucu devrimci gruplar taleplerinin olmazsa olmaz nitelikte olduğunu ve aksi durumda ortak eylem yapmayacaklarını bildirdiler. Sonuçta toplantı katılımcılarının hepsi bu mevzuları tekrar aralarında tartışmak üzere yeni toplantı tarihlerini belirlediler. Bütün bunlar gerçekleşirken devrimci gruplar ortak bir tutum almak ve düşüncelerini daha etkin bir şekilde savunmak üzere kendi içlerinde toplantılar düzenlediler. Biz de söz konusu toplantılara katıldık. İlk katıldığımız toplantıda alan ayrışmasının ideolojik temellere dayandırılmaya çalışılmasına rağmen asıl ayrışmanın ortak alanda ilkeler konusunda net ve kararlı olarak yaratılabileceğine değindik. Komünistlerin her alanda kendi ajitasyon ve propagandalarını yapmaları gerektiğini ve mümkün olan en geniş kitleler içinde bunun etkili olacağını belirttik. Nihayetinde bizim için bir ilke olan eylemde birlik aitasyon ve propagandada serbestlik ilkesi çerçevesinde ortak alanı zorlayabileceğimizi ve yine aynı şekilde ortak alanı boş bıraktığımız takdirde feminist ve burjuva liberal akımların etkili olacağını belirttik. Ve son olarak geçen yıldan beri bir alışkanlık haline gelen alan ayrışmasının önümüzdeki sürece de damga vurabileceğini ve bunun ancak burjuvazinin ekmeğine yağ süreceğini söyledik. Son sözümüzü ise İzmir Kadın Platformu (İKP) ile yapılacak bir dahaki toplantıya erteledik. Ama devrimciler arasında hakim olan fikir alan ayrışması noktasındaydı. Bunu ideolojik gerekçelendirilmesi ise şu şekilde oldu: İzmir’de yıllardan beri feministlerin gölgesinde 8 Mart eylemleri düzenlenmektedir. Bu etkiyi kırmak için devrimciler ortak bir tutum almalıdırlar. Sonuç olarak İKP’nin toplantısına gelindiğinde İKP temsilcileri sadece kadın çalışması yapan kurumlara çağrı yapıldığını ve kadın temsilcilerin gönderilmesi gerektiğini ve kendi tüzüklerinde de sadece kadınların üye olabilecekleri şeklinde bir madde geçtiğini belirterek erkek katılımcıların olduğu bir toplantıyı gerçekleştirmeyeceklerini söylediler. Sonuçta devrimciler olarak yaptığımız ortak açıklamada hiçbir kurumun temsilcisine İKP’nin karışamayacağını ve kendi tüzüklerinde geçen bir maddeyi de dayatamayacaklarını belirttik. İKP kendi tutumunda ısrarlı davranınca toplantı yapma imkanı tamamıyla ortadan kalkmış olduğu için devrimciler olarak toplantıdan ayrıldık. Kısaca bu şekilde özetleyebileceğimiz tartışmalar sonucu İzmir’de 8 Mart eylemliklerinin iki ayrı alanda yapılması konusunda her iki eğilimde kendi içerisinde netleşmişti. Bizler de başından beri net olan tutumuz doğrultusunda hareket ettik. Ama sonuçta bir tercih yapmamız gerekiyordu. Bütün şerhlerimizi itinayla vurgulayarak devrimcilerle birlikte eyleme katılmaya karar verdik. Tüm bu süreçte dikkat edilmesi gereken bir nokta da kendisini devrimci olarak niteleyen kimi yapıların (ESP, EKB, EMEP) İKP içinde yer alarak aradaki burjuva liberal ve feminist ideolojinin etkisi dışında hareket edememeleriydi. Bu süreçten sonra devrimcilerle 8 Mart eyleminin örgütlenmesi ve içeriği konusunda tartışmalar başladı. Bu tartışmalara bizler gündem olarak Kürdistan’daki işgali ve gecekondu yıkımlarını katmaya çalıştık. Devrimcilerle yapılacak ortak basın açıklamasında Irak, Afganistan ve Filistin halklarının direnişinden ve emperyalist işgalden bahsedilmesi üzerine biz Kürdistan’da 80 yıldır T.C. işgalinin mevcut olduğunu ve bu vurgunun olmadığı bir açıklamaya imza atamayacağımızı belirttik. Bu tartışma iki ayrı zamanda gündemimize girdi. Bizlerin işgalden ve bağımsız bir Kürdistan’dan ısrarla bahsetmemiz ve bunun bizim için olmazsa olmaz bir vurgu olduğunu söylememiz sonucu ortak bir mutabakat kurmak için çaba sarfedildi. Öncelikle belirtmemiz gereken temel mevzu Kürdistan’daki işgalin niteliği konusunda yada oradaki fiili durumu tespit etmek konusunda her bir yapı farklı tanımlamalar getiriyordu. Çözüme gelince hiçbir yapı bağımsız birleşik özgür Kürdistan’dan bahsetmiyordu. Hakim fikre göre emperyalizmi teşhir edebileceğimiz ve emperyalist bir işgal olarak tanımlayabileceğimiz en gözde örnek Irak’tı. Irak’taki işgal konusunda bizimde farklı olarak söylediğimiz bir şey olmamasına rağmen Irak’taki direniş konusunda anlaşamıyorduk. Çünkü bugün için Irak’ta direnişin öncülüğünü yapan eski Baas’çılar ve aynı zamanda orada var olan statükonun değişmesi sonucu kısmi taleplerini kabul ettirmek yolunda adım atmış olan Kürtler söz konusudur. Güneyde meydana gelen değişimler haliyle Kuzey üzerinde de etkili olacaktır. Yaptığımız tartışmalar sonucunda basın metnine “Ortadoğu ve Afganistan’daki işgaller” şeklinde herkesi kesen ortak bir cümlenin yazılması uygun görüldü. Eylem gününe gelince 8 Mart eylemi 6 Mart Pazar günü yapıldı. Eylem gününü pazara almamızın sebebi katılımın daha fazla olmasını sağlamaktı. Eyleme toplamında 400 kadar kişi katıldı. Alan genel anlamıyla coşkuluydu. Önce basın açıklaması okundu sonra ise öğrenci, işçi ve tutsak yakını bir kadın konuşma yaptı. Şiirler, sloganlar ve halaylarla eylem sona erdirildi. Alanda öne çıkan konular işgal, cezaevlerine yönelik saldırılar ve emperyalizm karşıtlığıydı. Sonuçta kitle örgütlerinin ve bağımsız katılımcıların bulunduğu diğer alana devrimciler ortak kararları gereği katılmadılar. Oysaki devrimcilerin seslerini duyurmaya ve yön vermeye çalıştığı kitleler başka bir yerde burjuva hakim ideolojisinin etkisi altında bırakıldı. Bizler her iki alanda da KÖZ pankartını açamasak da içinde çalışma yaptığımız kurumlarla iki alanda da eyleme katıldık ve kendi fikirlerimizin ajitasyonunu gerek sloganlarımızla gerekse bildirilerimizle yaptık. KÖZ’ün arkasında duran komünistlerin bir kısmı Konak’ta “Sınıfsal, Ulusal Cinsel Sömürüye Karşı Sınıf Savaşı – Proleter Devrimci KÖZ” pankartı ile katılırken, bir kısmı da Bornova’da ve Konak’ta çeşitli kitle örgütleri ile 8 Mart eylemlerine komünistlerin görüşlerini ve şiarlarını taşıdı. 8 Mart’ın bir diğer önemli bir noktası da Mayıs sürecinin başlangıcı olmasıdır. Bizler siyaseten alan tartışmalarının ileriki sürece de damgasını vurmaması yolunda çalışmalarımızı yürüteceğiz. 8 Mart eyleminde devrimci yapıların ortak bir tutum almak için bir araya gelmeleri ve tavırlarında ısrarlı olmaları olumludur ve önemsenmesi gerekir. Bu çalışma beraberinde devrimcilerin eylemlerde daha etkin olmasının önünü açacaktır. Eylemleri devrimci hale getiren yapılan çatışmanın fazla olması ya da hangi alanın daha devrimci olduğuna dair suni ayrışmaları değildir. Komünistler işçi sınıfının birleşik mücadelesini örgütlemek yönünde işçilerin, emekçilerin en ezilen ve aynı zamanda en dinamik kesimlerini eylemlere taşıyabildiği, işçilerin, emekçilerin üzerine karabasan gibi çökmüş sosyal şovenizmin etkisini kırabildiği ve tasfiyeciliğin her çeşitine karşı devrimci örgütte ısrarlı tutumu dosta düşmana sergileyebildiği ölçüde, eylemlerin devrimcileşeceği açıktır. Yaşasın Komünistlerin Birliği! İzmir’den Komünistler |