Proleter Devrimci KöZ

Sayı: 30
Mart - Nisan 2006


Geri Dönmek İçin Tıklayınız

 

Okur / Yazar Mektupları

Aydın’dan Yeni Bir Ses

Farklı bir bölgeden yeni yeni yeşeren seslerle merhaba!

Okuduğumuz üniversitedeki olanaksızlıklara alternetif olabilmekti amaç. Bu yereldeki öğencilerin ortak sorunu dolmuş fiyatlarının yüksek oluşuydu. Bu konuyla ilgili imza kampanyası düzenledik. Bunu belediyeye taşıdık. Beklediğimiz sonucu alamadık. Bunun üzerine bölümde her sınıftan birer temsilciyle  şöförler odası önünde bir basın açıklaması yapma kararı aldık.

Geçen yıl bir araya gelen aktivistlerin sorumsuzlukları ve ''idarenenin baskısıyla'' kapatılan Felsefe Sanat Bilim Klubü'nün tekrar faaliyete geçmesi için girişimde bulunduk. İlk toplantımızda komisyonları belirledik.  Tİyatro, müzik, şiir, halk oyunları, felsefe komisyonları oluşturduk. İlk aşamada dört kişiydik, şimdiki tooplantılarımızda yirmi-yirmibeş kişi oluyoruz. Çalışmalarımız devam ediyor. Bu klübü yakında ilçeye taşımak gibi bir hedefimiz var.

Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!

Aydın'dan Bir Komünist

KÖZ Ne İçin, Hangi İhtiyaca Dönük Çıkıyor?

İçinde faaliyet yürüttüğümüz kitle örgütünde, komünist gazete KÖZ'ün hangi ihtiyaca dönük çıktığı ile ilgili bir söyleşi düzenledik. Sadece KÖZ’ün arkasında duran komünistlerin değil, KÖZ’ü takip eden okurların da bulunduğu, önerilerin ve eleştirilerin sunulduğu ve cevap arandığı bir toplantı oldu. Bir süredir KÖZ’ü takip eden aynı kitle örgütü içinde çalıştığımız mahalleden bir arkadaşımızla bu toplantı üzerine bir ropörtaj yaptık.

Ne zamandır KÖZ’ü takip ediyorsun?

Yaklaşık bir buçuk senedir takip ediyorum.

Bir yayın organı olarak KÖZ’ün diğer sosyalist basından bir farkı var mı? Varsa nelerdir?

Komünistlere yönelik bir gazete olmasından dolayı teorik bir dili var. Bu yüzden benim gibi işçi kökenli birinin anlaması güç oluyor. Özellikle deneyim yazıları yaptığımız işlerde ön açıcı oluyor. Bu yüzden bizim gibi faaliyet yürüten yoldaşların, karşılaştıkları deneyimleri daha sık köze yazması anlamlı olur diye düşünüyorum. Okur yazar bölümünün de çok faydalı olduğunu düşünüyorum.

Yaptığımız söyleşide KÖZ’ün nasıl kullanılması gerektiğini konuştuk. Sen bundan nasıl sonuçlar çıkarttın?

O güne kadar KÖZ’ün periyodik çıkmamasını bende sorun etmekteydim ve anlayamamıştım. Ancak KÖZ’ün diğer yayınlardan farklı olarak, ayrı bir yazı kurulunun olmaması ve asıl olarak KÖZ’ün komünistlerin deneyimlerinin birbirine aktarıldığı bir gazete olmasından dolayı periyodun aksamasında sorumluluğun ben de dahil bu gazeteyi savunan herkeste olduğunu anladım. Karşılaştığımız sorunları veya önemli gördüğümüz deneyimleri bir an önce gazeteye göndermemiz gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca gazetede çıkan perspektif yazılarını pratik siyasete katkı sunması için, bütün yoldaşların düzenli bir şekilde tartışması da gerekli.

Peki gazetede daha sık değinilmesini istediğin konular var mı?

Okur yazar bölümüne daha fazla ağırlık verilebilir. Bu bölümün işçi kökenli insanlar için epey bir faydalı olduğunu düşünüyorum. Biz de mahallemizdeki gençlere bu bölümü daha rahat okutabiliyoruz.

Son olarak söylemek istediğin başka bişey var mı?

KÖZ’ün periyodik çıkması ve pratik siyasette komünistlerin önünü açması için bütün yoldaşlara sorumluluk düşüyor. Bu noktada ben de üstüme düşen sorumlulukları yerine getireceğim. Ayrıca bu yaptığımız toplantının belli periyotlarla devam ettirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.

İzmir’den Komünistler

BDSP Paneline Katıldık

Selamlar,

Geçtiğimiz günlerde bulunduğumuz mahalledeki Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde BDSP’nin düzenlediği panele katıldık. Kırk kişinin katıldığı panelde sigorta hakkı, sendika hakkı, ücret nasıl belirlenir, yıllık izin ve doğum izni gibi konular ele alındı. Panelist bir avukattı. Sunuş kısmını gerçekleştiren arkadaş, genel bir değerlendirme yaparak işçilerin örgütsüzlüğünden, parçalanmışlığından ve onları asıl yönlendirenlerin rotalarını yanlış yöne çevirmelerinden bahsetti.

İşçi kurultaylarından bahsederek, işçilerin hak alma mücadelesinde aktif bir rol üstleneceğinden söz etti. Ve konuşma sırasını panelist Avukat Seyit Nusret Öztürk’e verdi. Konuşmacı avukat olmasından ötürü daha çok yasalara değindi. Elindeki kitapçıktan birkaç yasa okuyup değerlendirdi. «Ben yeri gelince bunları Kızıl Bayrak gazetesine de yazdım, yazıyorum, merak edenler buradan temin edebilir» diyerek kısa bir gönderme yapmış oldu.

Aynı sınıfın mensupları olmamızdan kaynaklı, aynı sorunları bir şekilde yaşıyoruz diyerek, bir dönem değerlendirmesi yaptı. Yetmişli yıllardaki işçi mücadeleleriyle bugün arasında korkunç bir uçurum olduğundan bahsetti. 15-16 Haziran eylemlilikleriyle alanlar dolup taşarken, bugün örgütlülüğün cılızlığından bahsetti. Ardından kendi alanıyla ilgili bazı bilgilendirme içeren konuşmalara değindi. İhbar tazminatı, yıllık izin, doğum izni gibi konularla ilgili yasalara değinerek, nasıl yararlanılır noktasında açıklama yaptı.

Elbette ki yasal boşluklardan yararlanmak olasıdır. Ama salt bu talepler üzerinden hareket, işçi sınıfının birleşik mücadelesi yolunda hamleleri zayıflatan bir durumdur.

Bugün elzem olan, işçi sınıfının ayrıcalıklı kesimiyle, dağınık ve örgütsüz durumdaki ayrıcalıksız kesimi arasında bağ kurmaktır.

Bunu yaratmanın yolu da ayrıcalıklıların ayrıcalıklarını paylaşmasıyla gerçekleşecektir. Ve elbette sınıfı kendi tekelinde gören kısır yaklaşımlardan uzaklaşıp, onların örgütlülüğünü önemseyen, dar, kısmi çıkarlarını sınıfın çıkarlarının önüne koyan yaklaşımlardan uzak durmak gerekmektedir. Sınıfın farklı kesimlerinin ve aynı kesimi içinde yer alanların bir araya gelebilmesini, birbirinden güç almasını sağlayacak kurultaylar, etkinlikler düzenlemek; sınıfın iktidarını hedefleyenlerin boynuna borçtur.

Herkese Sendika, Herkese Sigorta Hakkı

Yaşasın Sınıf Dayanışması

Maltepe’den komünistler

Ankara’da Koordinasyon Toplantısı İzlenimleri

Merhaba arkadaşlar ben sizlere katıldığımız koordinasyon toplantısı ile ilgili deneyimlerimi akataracağım. Ankara Umut Kültür Derneği adına İstanbul’daki kitle örgütleri arası koordinasyon toplantısına katılılan temsilciler arasında ben de vardım.

Toplantının ve forumun olacağı Okmeydanı’na Ankara’dan bir diğer kitle örgütü girişimi olan Altındağ Toplumsal Dayanışma girişiminden arkadaşlarla birlikte yola çıktık. Anadoluda Yaşam Tüketim Kooperatifinde yapılan ortak kahvaltıdan sonra forumun yapılacağı salona gittik.

Foruma yaklaşık 30 kurumun katılması ve gerek deneyimlerini gerekse de yaşadığı sıkıntıları anlatması bizim açımızdan olumlu bir noktaydı.

Ben de forumda konuşmacı olarak söz aldım ve dernekte yaptığımız etkinliklerden, yaşadığımız sorunlardan söz ettim. Özellikle de katılımcısı olduğumuz şehirlerarası koordinasyonun bizim açımızdan önemini vurgulayan bir konuşma yaptım.

Forumda bir yandan sorunlarımızda yanlız olmadığımızı bu sorunları çözmeye çalışırken de yanlız olmayacağımızı hissettik. Diğer yandan da kendimizi ifade etme olanağı yakaladık. Çünkü bulunduğumuz varoşta günlük sorunlarla cebelleşirken pek de bizim gibi birilerinin varolduğunu birarada durabileceğimizi somutlayamıyorduk.

Koordinasyon toplantısı ise pazar günü Güneşin Sofrası Kooperatifi’nde gerçekleşti. Hem katılımcı olarak hem de gözlemci olarak toplantıya katılan kurumlar kendilerini bir kez daha tanıttılar ve kısaca şimdiye kadar olan faaliyetlerinden ve çalışmalarından bahsettiler.

Mayısta Yaşam’dan bir arkadaşın koordinasyonun nasıl bir yapı olduğuna dair yaptığı sunumla toplantı devam etti.

Toplantının ilk bölümü özellikle koordinasyon toplantısı ile ilk defa tanışan arkadaşların koordinasyonun yapısına dair sorduğu sorular ve eleştiriler üzerinden ilerledi.

İkinci bölüm ise daha fazla netleşilmiş bir havada pratik konular üzerinden ilerledi.

Biz de hem ihtiyaçlarımızı dile getirdik hem de koordinasyonun şimdiye kadar bile somut adımlarda hangi yönde etkili olduğundan bahsettik. Olanak ve imkanlarımızı paylaşmanın yanı sıra en önemli noktalardan birinin de özellikle şehirlerarası koordinasyonda deneyim aktarımı olduğuna dikkat çektik. Bunun ne kadar önemli olduğunun altını çizdik.

Bir sonraki koordinasyon toplantısının yeni katılımcılarının da sorumluluk alması ile hazırlanacak olması toplantının olumlu noktasını gösteriyordu.

Önümüzdeki koordinasyon toplantısının tarihinin belirlenmesi ve alınan başka kararlarla birlikte toplantı sona erdi.

Ama bizim açımızdan toplantının bitişiyle yeni gündemler ortaya çıktı, bunları da  aktarmak isterim.

Eylül ayında yapılan toplantıdan sonra İzmir, İstanbul ve Bursa’da oluşturulan il koordinasyonlarına bir yenisini eklemenin tohumları atıldı. Ankara’dan toplantıya katılan Altındağ Toplumsal Dayanışma Girişimi’nden arkadaşlarla bizlerin de şehirlerarası koordinasyona ihtiyaç duyduğumuz kadar  bir yerel koordinayona olan acil ihtiyacımız üzerine konuştuk.

Hem şehirlerarası koordinasyonu tanıtan hem de Ankara’daki diğer kitle örgütleri ile irtibatımızı dayanışmamızı sağlayacak bir çalışma başlatmaya karar verdik. Bu koordinasyonun da etkisiyle toplantıdan sonra birlikte örgütleyeceğimiz etkinlikleri önümüze koyduk. Bunları da süreç içinde sizlerle paylaşacağız.    

Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!

Ankara’dan Bir Komünist

Tatsız Bir Deneyimin Düşündürdükleri

Merhaba arkadaşlar sizlere protokol dağatırken yaşadığım bir olayı anlatacağım Ankara DSİP bürosuna protokol bırakırken bizlere bir çay içmemizi önerdiler. Biz de bunu kabul ederek daveti geri çevirmedik. İlk girişimizde gazeteyi tanımadığını ve ilk kez gördüğünü söyleyen bir arkadaş bu çaylı sohbetin içinde bize niye herkes gibi bütün ülkelerin işçileri birleşin yerine bütün ülkelerin komünistleri birleşin yazdığımızı sordu. Ben de parti olmadan işçilerin birliğinin bir sonuca götüremiyeceğini ve ancak komünistler birleştiğinde işçilerin sınıf olarak birleşmesinin sağlanabileceğini söyledim.

O da bana enternasyonal bir partinin oluşmasının zor olduğunu ve bunun Troçkizm olduğunu söyledi. Ben de ona Troçkistlerin enternasyonali ile bizlerin oluşturmak istediği parti arasındaki farkları anlattım. Bunun ardından arkadaşın asıl karın ağrısının farklı olduğunu anladık. Bizim bir yoldaşımızın eskiden Troçkist olduğunu ve daha sonra Maya gazetesini de kurduğunu sonar da KöZ’ü kuranın o olduğu hakkında dedikodu yapmaya başladı.

Ben de bu dedikodu üslubunun yanlış olduğunu ve daha düzgün bir üslup kullanması gerektiğini belirterek sözünü kestim. Bizim anlayışımıza gore kimsenin tek başına bir gazete çıkaramayacağını ve hele parti kuruluşunun bireylerin işi olmadığını belirttim. Bizim platformumuzda bu nedenle bireylerin değil ancak örgütlü militanların yer alabileceğini anlattım.

Ancak arkadaşın art niyetli olduğu daha da çok belli oldu. Aslında KöZ’ü ilk kez gördüğünün yalan olduğu ortaya çıktı.

Bolşevik parti ve Mustafa Suphi  hakkındaki konuşmalarımızda ise bu arkadaş Mustafa Suphi’nin aslında Bolşevik olmadığını söyledi. Aslında konuşmanın başından beri bizleri tanıdığını anlamış olduk.

Arkadaş bir yandan en önemli tartışmanın parti üzerine olduğunu söyledi bir yandan da kendi partisinin tam anlamıyla bir çözüm olmadığını söyledi. Bütün konuşma boyunca bizi tek tek bireyleri bahane ederek troçkist olmakla suçlarken kendisinin troçkist olduğu ortaya çıktı.

Biz de kendisine bizim doğru ve ilkeli siyaset yaptığımızı ve TSİP in amacının ne olduğunu sorduk ama bir cevap alamadık.

Kendisinin savunacağı bir şey olmaması neden genel olarak bizi karalamaya çalıştığını da anlamamıza yardımcı oldu.

Biz de kendi açımızdan bu sohbetin de bir deneyim olduğunu ve bu vesileyle bazı eksikliklerimiz olduğunu görmemize yardımcı olduğunu farkettik. Böyle konuşmaların yararsız olduğunu bilmemize rağmen bir deneyim olması dolayısı ile anlamlıydı. Paylaşmak istedik.

Ankara’dan bir Komünist

Sevda Aydın’a Dönük Saldırı Protesto Edildi

Merhaba Yoldaşlar!

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da, Şemdinli ile bir dayanışma etkinliğinin ardından sivil polisler tarafından kaçırılıp, işkence ve tecavüze maruz kalan İkitelli Sanat Merkezi emekçisi Sevda Aydın’a dönük saldırı İzmir’de de protesto edildi.

Biz de Sevda Aydın şahsında tüm devrimcilere yönelen bu saldırıyı protesto etmek için Ayışığı Sanat Merkezi tarafından düzenlenen basın açıklamasına katıldık. 15 Aralık Perşembe günü gerçekleşen basın açıklamasına Ayışığı Sanat Merkezi çalışanlarının yanı sıra, hemen hemen tüm devrimci siyasetler de temsili düzeyde katılmışlardı. Buna rağmen eylemde sayı oldukça düşüktü.

Eylemde okunan basın metni kısaca, saldırının devrimcilere yönelik olduğunu, ancak bu tür saldırıların devrimcilerin kararlılıklarını geriletemeyeceğini ifade ediyordu. Uzun zamandır alışageldiği gibi kamu vicdanına seslenen ve soyut bir insan hakları savunuculuğu yapan bir anlayıştan ziyade; devleti ve düzenin bekçilerini hedef gösteren bir dilin egemen olduğu basın metni polisin de hareketlenmesine yol açtı. Ayrıca eylemde atılan ve bizim de katıldığımız “Sevda Aydın Yalnız Değildir”, “İşkenceci Polis Hesap Verecek”, “Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “Bedel Ödedik Bedel Ödeteceğiz” sloganları tansiyonun iyice yükselmesine sebep oldu. Polisin çevredeki mağazalardan birine girerek dışarıya yüksek sesle müzik yayını yaptırmasına kitle tepki gösterdi. Akabinde kitle içerisinden mağazaya giderek gerekli müdahaleyi yapan devrimcileri sivil polisler sözlü biçimde taciz etti. Kitle bu saldırıyı sloganlarla yanıtladı. Bunun üzerine Konak Meydanı’nda bekletilen çevik kuvvet polisleri Kemeraltı girişine konuşlandı.

Ancak herhangi bir müdahale ile karşılaşmaksızın eylem bitirildi ve toplu biçimde dağılındı.

Gerek devrimci kimliği, gerekse kadın kimliğini hedef alan bu ve benzeri saldırılar, saldırının muhatabını boynu eğik yürütmek, utandırıp kavgadan uzaklaştırmak ve kitlelere bu yönde bir mesaj vermek için yapılmaktadır.

Bu saldırılar ise ancak, devrimci ve örgütlü siyasette ısrar ve bu tür saldırıların ve her türden aşağılanmanın gündelik hayatın bir parçası haline geldiği işçi sınıfının en ezilen, en yoksul, en örgütsüz katmanları arasında sabırlı örgütlü bir mücadeleyle püskürtülebilir.

KADINLAR OLMADAN DEVRİM OLMAZ, DEVRİM OLMADAN KADINLAR KURTULAMAZ!

ÖZGÜRLÜK SAVAŞAN İŞÇİLERLE GELECEK!

İzmir’den Komünistler

Gazete Dağıtımı

Bir süredir yaşadığımız mahallede yaygın gazete dağıtımı yapıyoruz. İlk başladığımız zaman bunu Köz sayfalarına iletmiştik. Şimdi de geçen bu süreç bizden ne aldı, ne getirdi sorusuna cevabını sizlerle paylaşacağız.

Önceleri gazeteyi almayan ailelere pek ısrarlı davranmıyor, tamam deyip gidiyorduk. Şimdi ise daha iknacı ve onların sorunlarını kabullenmesi noktasında bir şeyler söylüyor, dayanışma kurumundan bahsederek somut ihtiyaçlarına bir yanıt bulabiliyoruz. Yine belli bir dönem gazete paralarını alamıyorduk. Elbette amacımız herkesi iliklerine kadar soymak değil ama 500 bin gibi bir rakam da çocukların şeker parasıdır. O yüzden mümkün mertebe kimseyi zorlamadan ama gazetemizin ücreti, tutarı şu kadar diye söylüyoruz. Ve ilk önceleri para vermeyenler şimdi katkı yapıyorlar. Bu da bir nebze de olsa gazeteyi sahiplendiklerini gösterir. Gazete satışlarına genelde sıcak havalarda gidilir ama biz tam tersini yaparak buz gibi bir havada yola koyulduk. Bu şu anlamıyla önemliydi. İnsanlar soğukta kalmamızı istemeyip içeriye davet ediyorlardı. Bu da bizim sohbet etmemizi kolaylaştırıyordu. Dün ile bugün arasındaki bir başka fark ise, dün tek tük ilişkilerle mahallede bağımız varken, bugün yaygın gazete dağıtımından tanıştığımız ailelerle haftanın üç günü yetmeyecek oranda düzenli ev ziyaretleri yapıyor, mahallede liseli öğrencilere ve üniversiteye hazırlananlara ders veriyoruz. Tüm bunları yaparken işçilerin birbirlerine ya da devrimcilere olan güvenlerini yeniden kazandıklarını görüyor, gözlemliyoruz.

İşçi sınıfının en ayrıcalıksız, en dinamik ama bir o kadar da örgütsüz oldukları bu alanda çalışma yürütmek elbette ki çok zor. Bu görev ve sorumluluklarımızın bilincinde olarak varoşların engebeli, taşlı, tozlu yollarına takılmadan dayanışma ağlarını genişleteceğiz. Kazandığımız tecrübeleri, deneyimleri sizlere aktarmaya devam edeceğiz.

Yaşasın Sınıf Dayanışması

Yaşasın Komünistlerin Birliği

Maltepe’den Komünistler