Proleter Devrimci KöZ

Sayı: 30
Mart - Nisan 2006


Geri Dönmek İçin Tıklayınız

 

İstanbul’da 8 Mart’a Hangi Hedeflerle Katıldık?

İstanbul’daki 8 Mart toplantılarından büromuza fakslanan bir çağrı metni ile haberdar olduk. Aldığımız metinde «8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü tarihsel ve sınıfsal özüne uygun şekilde kutlamak» için destekleyici ve örgütleyici olunması çağrısı yapılıyor ve metnin altında Alınteri, BDSP, Devrimci Hareket, DKH-DHP, EKD-ESP, HKM, HÖC, Partizan gibi devrimci grupların da imzaları bulunuyordu.

Sözkonusu birliktelik 8 Mart eylemini hazırlık süreci de dahil olmak üzere örgütlemek için oluşturulmuş bir eylem birliği idi. Bizim siyasal tutumumuzu özgürce ifade etmemize engel olmamak kaydının dışında eylem birliklerine katılmamızı engelleyen herhangi bir kaydımız bulunmadığı için bu çağrıyı da dikkate aldık.

Elbette birlikteliğin niteliği kadar bizim bu birlikteliğe hangi maksatla katıldığımız da önemliydi.

2005 8 Martı’nda olduğu gibi bu sene de 8 Mart’ta birleşik, kitlesel ve güçlü bir mitinge sahne olması hedefini taşıyorduk. Elbette hemen her eylem için geçerli gibi görünen bu hedef 8 Mart özelinde bizce başka bir anlam da taşıyordu. 8 Mart tarihsel anlamının yanı sıra üzerinde yaşadığımız topraklarda farklı bir anlama sahipti. 8 Mart, 12 Mart-Gazi, 15 Mart-Ümraniye, 16 Mart-Halepçe ve Beyazıt, 21 Mart-Newroz, 30 Mart-Kızıldere gibi günlerin içinde yer aldığı mart ayının hemen başında, mart-mayıs sürecine start veren bir gündü. Geçmişte 8 Mart kitlesel ve güçlü bir biçimde geçirilir buradan alınan ivmeyle diğer eylemlere de güçlü bir katılım sergilenirdi. Bizim 8 Mart’tan özellikle beklentimiz de yıllardır üzerine ölü toprağı serpilmiş kitlelerin sokaklara çıkması, devrimci akımların tekrar kitleler üzerindeki etkinliğinin artması idi.

Birleşik bir 8 Mart için gerekli koşullardan ilki eylemlerin farklı alanlara bölünmemesi, eylemin tek bir miting alanında gerçekleşebilmesiydi. Bizim için devrimci eylem farklı bir alanda örgütlenen eylem demek değildi. Asıl önemli olan aynı eylem alanında farklı siyasal tutumların birbirinden ayrışması idi. Devrimcilerin de farklı bir alanda kendi mitinglerini yaparak değil, 8 Mart alanına siyasal tutumlarını sergileyerek damga vurmalarını ve bu şekilde reformistlerden ayrışması gerektiğini savunuyorduk.

Ancak geçen sene feministler, reformist partiler ve DEHAP erkeklere kapalı bir miting örgütlemiş, bu nedenle devrimciler de ayrı bir miting örgütlemek durumunda kalmış, eşzamanlı olarak EKD diğer devrimci grupların inisiyatifini dikkate almadan bir miting başvurusunda bulunmuş, diğer devrimci gruplar da bu nedenle ayrı bir miting örgütlemeye koyulmuştu. O zaman biz oluşturulan 8 Mart platformunun dışında olduğumuz halde o platformun EKD’nin örgütlediği Kadıköy mitingine katılması gerektiğini ifade etmiştik. Bunun nedeni başvuruyu EKD yapmış olsa bile alanın onlara ait olmadığını düşünmemiz, bu miting alanında devrimcilerin ortak bir biçimde yer alabileceğine inanmamızdı. Ancak sahip olduğumuz siyasal etki bu doğrultuda bir yönelimin oluşması için yeterli olmamıştı.

Bu sene birleşik bir 8 Mart yönünde geçen seneden daha etkin bir rol oynayabilmek için bu eylem birliğinin içinde yer aldık, bu maksatla yapılan toplantılara dahil olduk. Daha doğrusu somut olarak 8 Mart eylemlerine yönelik bir müdahale etmeyi tasarlamaktan ziyade onu izleyen süreçte daha etkin bir rol oynayabilmek amacıyla yaklaştık 8 Mart eylemlerine ve platformlarına.

İki Miting Olacağı Başta Belli Oldu

Katıldığımız ilk toplantıda devrimci grupların yanı sıra Demokratik Özgür Kadın Hareketi, SDP ve Tez Koop İş ile SES Aksaray şubesi gibi kimi sendika temsilcileri de yer aldı. Bu ilk toplantının temel amacı katılan grupların 8 Mart’a yönelik yaklaşımlarını öğrenmekti. Toplantının başında çeşitli temsilcilerin söz almasıyla beraber bu toplantılara eş zamanlı olarak «erkeklere kapalı» bir 8 Mart örgütlemek üzere feminist grupların, reformist yasal partilerin ve Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nin toplantılar düzenlediğini de öğrendik.

Bu toplantıda çeşitli gruplar 8 Mart’a dönük yaklaşımlarını ifade etti. Biz de söz aldığımızda geçen sene savunduğumuz gibi birleşik bir 8 Mart olması gerektiğini savunduk. Bunun koşulunun kimsenin başkasının kortejinin nasıl olması gerektiğine karışmaması olacağında ısrar ettik. Herkesin kendi siyasal tutumunu alanda istediği gibi yansıtabileceği bir mitingin mümkün olduğunu anlattık. Gerek erkeklere kapalı mitinglerin, gerekse de 8 Martı belli bir siyasal zeminle tarif etmenin bu 8 Mart’ın birleşik bir şekilde gerçekleşmesine engel olan tutumlar olduğunu ifade ettik. Partizan temsilcisi de birleşik bir 8 Mart’ın ancak eylemde birlik ajitasyon propagandada serbestliğin geçerli olduğu bir mitingle mümkün olduğunu farklı sözlerle dile getirdi.

Toplantıda Demokratik Özgür Kadın Hareketi temsilcisinin sözleri etkili oldu. Temsilci geçen seneki ayrışmayı olumlu olarak görmediklerini, iki grubun birlikte 8 Mart gündemi ile ilgili ortak şeyler yapabileceğini düşündüğünü ifade etti. Bununla birlikte ESP, EKD, EHP ve DKH de birleşik bir 8 Mart olması gerektiği konusunda görüş bildirdiler.

Bu eğilimin benimsenmesi üzerine, kadın kadına miting örgütlemek için yola çıkan diğer grupla görüşülmesi ve mitingleri ortaklaştırmak üzere bir görüşme yapılması kararı alındı. Bu görüşme için toplantıya çağrı yapan kurumlar arasından bir heyet seçildi ve sözkonusu kurumların hemen hepsi bu heyet içinde yer aldı.

Katıldığımız ikinci toplantı bu görüşmenin sonuçlarının aktarılmasıyla başladı. Öncelikle diğer grubun kadın kadına miting konusunda geri adım atmadığı, bu konuyu tartışmak bir yana kendi mitinglerini örgütlemek için 5 Mart Pazar günü Kadıköy alanı için başvuruda bulundukları, kendi programlarını vs. de tebliğ ettikleri bildirildi. Bu görüşmeyle beraber 8 Martların sayısı resmen ikiye çıktı.

İkinci Miting Hakkındaki Tartışmalar

Bunun üzerine ayrı bir 8 Mart örgütlemek için tarih ve yer konusu gündeme alındı. Toplantıda bizim ve ESP’nin dışında katılan bütün kurumlar 5 Mart günü Beyazıt’ta bir miting olması konusunda hemfikir oldu. ESP izinli bir miting yapmak istediklerini belirterek 4 Mart Cumartesi günü Kadıköy için başvuru yapılabileceği önerisini dile getirdi. Biz de izinli bir mitingin emekçilerin katılmasını kolaylaştıran bir eylem biçimi olması nedeniyle Cumartesi günü Kadıköy alanında miting yapılabileceğini ifade ettik. Ancak bileşenlerin çoğunluğu katılımın düşme olasılığından hareketle Pazar günü bir miting olması ve bunun da Beyazıt’ta olması konusunda hemfikir oldu. Biz de sözkonusu karar hakkında bir itirazda bulunmadık. ESP temsilcisi ise kendi kararlarının değişmediğini bildirdi.

Aynı toplantıda mitinge taşınacak gündemler, her grubun kendi gündem önerilerini ifade etmesiyle belirlendi ve bu gündem önerileri ve ana şiar üzerinden çağrı metninin tekrar kaleme alınması ve son halinin verilerek bileşenlerin onayına sunulmasına karar verildi. Bir sonraki toplantıya katılmadan evvel biz Beyazıt mitingine yapılan çağrının altında imzamız olacağını diğer bileşenlere bildirdik. Zira bizim açımızdan kitlelerin buluştuğu ve 8 Mart gündeminin muhataplarına taşındığı  bir mitingin koşullarından birisi de devrimci grupların ortak bir biçimde hareket edebilmesiydi.

Bir sonraki toplantıya kadar ESP çağrı metni konusunda bir görüş bildirmedi. Toplantıda ise ESP, EKD ve Tekstil-Sen temsilcileri ortak bir öneri sundular. ESP bu sene 8 Mart’ı izinli bir miting biçiminde kutlamak istediklerini, Beyazıt’a giderek bunun olmayacağını dolayısıyla Kadıköy kararlarında ısrarcı olduklarını, herkesi oraya çağırdıklarını ifade etti. Beyazıt kararının çoğunluk üzerinden alınan bir karar olduğunu bunun birlikçi bir tutum olmadığını azınlığın kararlarına hassasiyet gösterilmesi gerektiğini anlattı. Bu toplantıların ortaya çıkış sürecine ilişkin de kimi rahatsızlıklarını dile getirdi. En sonunda “Beyazıt’a izin çıkarsa biz oraya geleceğiz, Kadıköy’e izin çıkarsa sizi oraya eşit örgütleyici olarak davet ediyoruz” dedi.

Üçüncü Miting

Bu öneri zaten baştan kendini o platformdan ayrı tutup dışarıdan konuşarak yapılan bir öneriydi. Zaten bunun ciddi bir öneri olup olmadığı da şüpheli idi. Zira bu konudaki gündem bir önceki toplantıda karar altına alınmış, bu süreçte çağrı metni belirlenmiş ve birçok kurum bu metnin imzacısı olmuştu. Dolayısıyla ESP kendi önerisini uygun bir biçimde platformun gündemine getirmeden kendi kararını oradakilere tebliğ etmiş oldu. Bu usul zaten ortak hareket etme kaygısının taşınmadığını gösteriyordu.

Toplantıdaki platform bileşenlerinden hiçbiri de bu «öneri»yi tartışmadı. Asıl olarak tartışmalar ESP’nin tarzı, usulu üzerinde döndü durdu. Biz de burada söz alarak öncelikle bu usulün doğru olmadığını belirttik. Geçen toplantıda bir karar alındığını, alınan bir kararın şimdi tekrar tartışmaya açılmasının doğru olmadığını söyledik. Sözkonusu kararın çoğunluk üzerinden alındığını ama bu usulün de eğer eleştirilecekse o toplantıda eleştirilmesi gerektiğini belirttik. ESP’nin 8 Mart’ın örgütlenme temposunu kendi temposuna göre belirlemeye çalışmasının doğru olmadığını da ifade ettik.

Ancak ESP’nin bir önerisi olduğunun da altını çizdik. Platform Beyazıt’a izin çıkmadığı koşullarda Kadıköy’e gidebilmesi gereklidir dedik. HÖC herhangi bir gerekçe bildirmeden bunu asla düşünmeyeceğini ifade etti. HKM ise henüz başvurumuzu yapmadık, başvurumuzu yapalım ondan sonra bu konuyu gündeme alırız dedi. Bu iki bileşen dışında ESP’nin önerisi konusunda hiçbir grup herhangi bir görüş bildirmedi.

ESP devrimci uslubun tamamen ortadan kalktığı ve konunun tamamen saptığı, kimin birlikçi olup olmadığı konusunda uzayıp giden tartışmaların ardından toplantıyı terk etti. Böylece ikinci ayrışma da gerçekleşti.

Bu toplantıdan sonra platform bileşenleri herhangi bir ayrışma olmadan yoluna devam etti. 8 Mart’a dönük bir afiş, bir de bildiri çıkartıldı. Bir basın açıklaması ile eylem kamuoyuna duyuruldu. Mitingin ortak programı belirlendi.

ESP’nin Mitingine İlişkin Tutum Ne Olmalıydı?

Platformun içinde yer aldığımız halde ESP’yi de platformun düzenlediği mitinge sembolik bir biçimde de olsa katılmaya çağırdık. Bunu önümüzdeki senelerde bu ayrışmanın daha da derinleşmemesi bakımından önemsedik. Bu çağrıyı aynı zamanda o alana kortej oluşturup giderek ve orada platformun çıkardığı bildirileri dağıtarak da somutlamaya çalıştık. Çıkardığımız özel sayıda da özel olarak birleşik 8 Mart’ın neden bir ihtiyaç olduğunu vurguladık.

Kürsüden konuşma fırsatımız olsaydı da biz özellikle bölünmüş eylemlerin devrimci harekete zarar verdiğini vurgulayacak ve katılan kitleye Beyazıt’taki mitinge de katılma çağrısı yapacaktık. Elbette bu tutumun bizim gibi siyasal çapı ve etkinliği sınırlı bir yapı tarafından izlenmesi etkileyici olmadı.

Ama ESP mitinginde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği adına yapılan konuşmada da hemen hemen bizim söylemek isteyeceğiz sözlerin hepsi söylendi. PSAKD temsilcisi devrimciler arasındaki ayrışmanın insan hakları ve demokrasi mücadelesine zarar verdiğini ifade etti, kendilerinin Beyazıt mitingini örgütleyen platformun bir bileşeni olduğunu açıkladı ve ESP kortejini de Beyazıt’a davet etti.

PSAKD temsilcisi ile miting öncesinde konuştuğumuzda kendilerinin bir kitle örgütü olduğunu ve bu tür bölünmelerde bir taraf tutmak istemediklerini, zira kendi bileşenleri arasında farklı siyasal görüşlere sahip emekçilerin olduğunu anlattı. O nedenle her iki mitinge de katıldıklarını açıkladı.

Biz de kürsüden söz aldığımız zaman aynı sözleri söyleyecektik. Elbette bunun bizim tarafsız kalmak istememizle ilgisi yoktu. Biz sözkonusu tartışmalara katıldık, bu tartışmalarda görüş de bildirdik ve bir tutum aldık. Biz tarafsız olduğumuz için değil, birleşik bir 8 Mart hedefimiz nedeniyle kürsüden çıkıp o konuşmayı yapacaktık.

Sonuç itibariyle PSAKD’nin konuşmasının da bir etkisi olmadı. ESP’liler sembolik bir biçimde bile olsa Beyazıt mitingine katılmadı.

Beyazıt Platformunda Niçin Yer Aldık?

Biz platformda benimsenen ortak metinler konusunda bir konu hariç herhangi bir içerik tartışmasına girmedik. Zira bu birlikteliğe kadın sorununa en doğru yaklaşımı getireceğini düşündüğümüz için dahil olmamıştık. İdeolojik olarak bize daha yakın bir çerçeveyi temsil etmesi nedeniyle de bu birlikteliğin içinde değildik. Veya bu birlikteliğin 8 Martı tarihsel içeriğine daha uygun kutlayacağını düşündüğümüz için de içinde yer almadık.

Bu birliktelik birleşik bir 8 Mart şiarıyla ortaya çıkmış bir birliktelikti, buna uygun bir biçimde oluşturulmuş, çeşitli tartışmaları adım adım tüketerek ilerlemişti. 8 Martı birleştirmek doğrultusunda kadın kadına miting örgütleyenlerle gidip görüşülmesi de bu bakımdan anlamlıydı. Aynı zamanda oluşturulan zemin birleşik bir 8 Mart konusundaki tek sahici zemindi. Nitekim birleşik bir 8 Mart olması gerektiği konusunda ısrarcı olan EHP, DKH, Partizan gibi grupların da bu birlikteliğin içinde yer alması bunu gösterir.

Eğer 8 Mart konusunda en doğru sözü söylemek gerektiyse en başta «Emekçi Kadınlar Günü» vurgusuna itiraz ederek başlamamız gerekirdi. Hatta metinlerin kendi siyasal bakışımızı ifade edecek şekilde düzenlemesinde ısrar etmemiz gerekirdi.

Oysa platformun metinlerinde içerik tartışmasına bir kere girdik. O da kadının kurtuluşu sosyalizmde gibi bir vurgu konusundaydı. Zira biz platforma bu görüşe sahip olanların oluşturduğu bir platform olduğu için dahil olmamıştık. Biz «Kadınlar olmadan devrim olmaz devrim olmadan kadınlar kurtulamaz ve kadınlar kurtulmadan özgürlüğe varılamaz» formülasyonun doğru olduğunu ve bunu vurgulamanın önemli olduğunu savunuyorduk. Ancak bu görüşü kendi yayınlarımızda işlemeye devam ederek ve ikna olmadığımızı belli ederek platformdaki tartışmalarda esneklik gösterdik. «Kadının kurtuluşu devrim ve sosyalizmle mümkün hale gelir» ifadesinin geçtiği metinlere imza attık.

Biz platformdaki metin tartışmalarına birleşik 8 Mart perspektifinden yaklaştık. Örneğin kadının kurtuluşu feminizmde değildir gibi feminizmi karşısına alan ve platformun feminizmden kendini ayrıştırmasının olumlu olduğu şeklindeki ifadelere itiraz ettik. Zira bizim platformda yer alma nedenimiz feministler de dahil herkesle ortak bir 8 Mart örgütleyebilmekti. Kadın kadına platform da feminist ideoloji üzerinden kurulduğu için değil asıl olarak erkeklere kapalı bir miting örgütlediği için bölücü bir pozisyondaydı.

Hem 1 Mayıs’ta hem de önümüzdeki 8 Mart’ta benzer tartışmalarda daha etkili bir pozisyona sahip olmak ve birleşik 8 Mart vurgusunu daha güçlü yapabilmek için bu eylem birliği içinde yer aldık. Bundan sonra da bu tutumu ısrarla izlemeye devam edeceğiz.

İstanbul’dan Komünistler