|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 30
|
Beyazıt Eylemini Nasıl Değerlendirdik? 8 Mart’a yönelik olarak oluşan ve bizim de çağrıcısı olarak içinde yer aldığımız platformun 5 Mart günü Beyazıt meydanında düzenlediği eylem bir çok bakımdan önem taşıyor. Herşeyden önce eylemin farklı devrimci akımların bir araya gelerek düzenlediği bir eylem olması ve son dakikaya kadar buraya başkalarını da katabilmek için gayret gösterilmesi olumlu ve önemli bir gelişmedir. İkincisi mitinge izin verilmemesine rağmen Beyazıt meydanında pek çoklarının beklemediği kadar kalabalık bir kitlenin toplanması ve eylemin uzun süre düzenleyenlerin inisiyatifine uygun bir biçimde sürmesi ve düzenleyenlerin kendi kararıyla dağılması da dikkat çekilmesi gereken olumlu bir gelişmedir. Bu bakımdan eylem bir korsan eylem gibi değil kitlesel bir yasa dışı gösteri gibi gerçekleşmiştir. Üçüncüsü 5 Mart Beyazıt eyleminin bir başka altı çizilecek yanı DTP’nin etkisi altındaki Kürtlerin ve kendilerini 8 Mart’ın tek ve gerçek sahibi diye dayatmaya çalışanlarla bunların kuyruğuna takılan reformistlerin katılmamasına rağmen ve üstelik izinsiz olduğu halde ciddi bir katılım oldu. İzinli bir miting olması halinde Kadıköy şenliğini aşan bir kitleselliğin yakalanabileceği açık seçik görüldü. Bu aynı zamanda devletin ve tasfiyecilerle reformistlerin elbirliği ile 8 Mart’ı neden bölmek istediklerinin ve devrimcileri 8 Mart eyleminden niçin tecrit etmek istediklerini çıplak biçimde resmeden bir tablo olmuştur. Dördüncüsü her ne kadar Beyazıt alanında gerçekleşmesi ve eylemin sorumluluğunu üstlenenlerin hepsinin geçen yılki eylemin de sorumluluğunu üstlenenler ve en azından bu eylemde yer alanlar olması geçen yılla benzerlikler kurulmasına neden olsa da, yukarıdaki özellikleri nedeniyle bu yılki eylem geçen yılkinden farklı bir mahiyet taşımaktadır ve bu farkın da altı çizilmelidir. Bu fark olumsuz değil olumlu bir farktır ve altının çizilmesi 2006 Beyazıt eyleminin değerini gölgelemez. Nihayet beşinci bir nokta olarak altı çizilmesi gereken bir diğer farklılık da geçen yılki çatışmalı tablonun aksine bu yıl böyle bir tablonun olmaması eylemin daha geri bir eylem olduğu anlamına gelmez. Her ne kadar polisin müsamahakar davranışının ardındaki belirleyici etken geçen yılki müdahalenin AB çevrelerinde ve AB’ye bel bağlamış olanlarda yarattığı infial nedeniyle olsa da bunu bir ayıp yahut olumsuzluk diye görmeye mahal yoktur. Ama sırf geçen yıl ile süreklilik kurmak maksadıyla bu yılki tablonun geçen yılki direniş ve eyleme katılan kalabalık sayesinde yaratıldığını iddia etmek de doğru değildir. Zira AB faktörü olmasaydı polisin geçen yılki gibi saldırmasına bir engel olmayacağı açıktır. Her ne kadar bu yıl katılanların da en az geçen yılki kadar hatta daha güçlü ve kararlı bir direniş göstereceği hakkında kuşkuya yer bırakmamak gerekir ise de, polisin tutumunu sadece bu faktör ile açıklamak hem bu eylemin yanlış değerlendirilmesine hem de bundan sonraki süreçteki eylemlerin planlanmasında hatalar yapılmasına neden olacaktır. Bu konulardaki değerlendirmelerimizi değişik vesilelerle gerek platformdaki tartışmalarda gerekse de bileşenlerle teke tek görüşmelerimizde dile getirdik; yazılı olarak da muhataplarına iletme konusunda bir ihmalkarlık yapmadık aksine özenli bir tutum izlemeye dikkat ettik. Beyazıt eylemini düzenleyen platforma katılırkenki tutumumuz bu platformun ortak bir değerlendirme metnine imza atmamızı zorunlu kılmıyor olsa da, eylemin önemli yanlarını öne çıkarabilmek ve bu olumluluğu öne çıkarma gayretlerine de ortak olmak maksadıyla ortak bir değerlendirme yapılması çabalarına katılacağımızı bildirdik. Oysa bizim bu platformla esasen bir eylem birliği olarak bakışımız çağrı metni ve ortak bildiriler gibi metinlere imza atmamızı izah etse de ortak bir değerlendirmeyi zorunlu kılmakta değildi. Aksine ortak bir değerlendirme politik konularda bir ortaklaşmayı gerektirdiği için eylem birliğinin koşulu olmadığı gibi mümkün de değildi. Buna rağmen platformda ortak bir değerlendirme metnine ulaşmak için gösterilen çabaları da göz ardı etmek doğru olmazdı. Nitekim ortak değerlendirme metni olarak sunulan taslak da bu çabayı yansıtan güzel bir örnektir. Bu nedenle platformun ortak bir değerlendirme metninde buluşması için çabalara biz de katkı sunmak için gayret ettik. Peşinen «biz ilkesel olarak politik değerlendirmeleri ortaklaştırmak için çabalamaya taraftar değiliz» diyerek bu süreçte pasif durmayı tercih etmedik. Bu maksatla sunulan taslak metin hakkındaki görüş ve önerilerimizi oluşturup muhataplarına yazılı ve sözlü olarak ilettik. Hatta taslak metni esas alan bir alternatif değerlendirme taslağı da kaleme alıp değerlendirme toplantısı öncesinde bileşenlere ilettik. Platform bir taslak metin yazılması görevini bileşenlerden BDSP’ye vermişti. Bu arkadaşlar tarafından hazırlanarak sunulan taslak metnin ağırlıklı bölümü platformdaki genel ve ortak eğilime de uygun olarak kadın kadına miting örgütleyen platformla ve ESP ile olan ayrışmanın açıklanmasına ayrılmıştı. Doğrusu bu ağırlıklı bölüm de büyük ölçüde olgulara dayanılarak başarılı bir biçimde özetlenmişti. Bizim sunduğumuz alternatif metinde de bu kısmı olduğu gibi koruduk. Yaptığımız çıkartma ve düzeltmeler ise esas itibariyle iki temel gerekçeye dayanıyordu. Bunlardan biri geçen yılki Beyazıt eylemine yapılan göndermeler hakkında idi; diğeri de platformun hedeflediği eylem ile gerçekleşen eylem arasındaki açıyı ihmal eder değerlendirmelere dair idi. Bu konuda metnin içinde de çelişki ve tutarsızlıklara yol açarak değerlendirmeyi zayıflatan saptamalar olduğuna dikkat çekerek önerimizi savunduk. Geçen yılki 8 Mart eylemlerine ve özellikle de geçen yılki Beyazıt eylemine yapılan göndermelere ilişkin eleştirimiz şöyle idi: “Geçen yılki Beyazıt eylemine katılanlar bu yılki platformun da büyük kısmını oluştursa da bu eyleme yapılan göndermelerin ortak bir değerlendirmeye girmesi doğru olmaz. Çünkü hem bu yılki platforma katılanların hepsi geçen yılki Beyazıt eyleminde yer almış olsalar bile aynı bakış açısı ile yer almamışlardır. Hem de bu yılki platformda yer alanların da geçen yılki platformda yer alanların da geçen yılki eylemle ilgili ortak bir değerlendirmesi yoktur. O nedenle platformun bütün bileşenlerinin ağzından ortak bir 2005 8 Mart değerlendirmesi yapmanın koşulları yoktur. Böyle bir değerlendirme platformun bütününü kapsayan bir değerlendirme olamaz.” Aynı konuyla ilgili olarak daha önemli bir nokta da şudur: “Geçen yıla dair tartışmaların ve ayrışmaların değerlendirmeye yansıtılması böyle bir dayatmayı bahane ederek yahut böyle bir bağ kurulmasından endişe duyarak 2006 8 Martı’nda devrimcilerin ortaklaşmasına katkıda bulunmayanların tutumlarını meşru göstermelerine zemin hazırlar. Oysa 2006 değerlendirmesinde geçen yıla dair göndermelerin yapılmaması ve eldeki taslak metnin bu biçimde sadeleştirilmesi 5 Mart’ta yapılan eylemin değerinden bir şey eksiltmez. Aksine daha vurgulu bir savunuyu ifade eder ve ileride anlatılan çabaların samimiyetine de gölge düşürmeyen bir tutum olur.” Geçen yıla ilişkin göndermelere bu nedenlerle itirazımız vardı. Metindeki platformun ve eylemin anlam ve önemini gölgeleyen, metnin başındaki isabetli vurguları yer yer zayıflatan diğer çelişki hakkında öne sürdüklerimiz ise şöyle özetlenebilir: “Metnin ilk başlarında isabetli bir biçimde «2006 8 Martı’nı bir süreç olarak örgütlemeye, tarihsel anlamına, sınıfsal ve devrimci özüne uygun bir şekilde kutlamaya karar verdik. Bizler için 8 Mart’ın mirasına sahip çıkmak demek kadın sorununda erkeği değil tüm erkek egemen kültürün dayandığı sömürücü sistemi hedef alan bir bakışla hareket etmek anlamına geliyordu. Tarihsel ve sınıfsal anlamına, devrimci özüne uygun bir zeminde kitlesel ve tek bir 8 Mart örgütlemek noktasında ortaklaştık. Bizler için 2006 8 Mart’ının kazanımı bu zeminde tüm emek güçlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin, DKÖ’lerin ve ilerici güçlerin biraraya gelmesi birleşik, kitlesel ve tek bir 8 Mart örgütlemek doğrultusunda ortaklaşması ve bunun ön çalışmasının güçlü yapılmasıydı.» denmiş ve önemli bir bölümünde de bu hedeflere uygun bir biçimde platform bileşenlerinin hangi muhataplar nezdinde nasıl müdahaleler yaptığı ve nasıl bir gayret gösterdiği somut olarak hatırlatılmıştı. Ama sonrasında 5 Mart’ta gerçekleşen eylem sanki bu amaçlanan hedefe ulaşılmış gibi sunulmaktaydı. Bu bir çelişki idi. Platformun amaçladığı ve ulaşmak için azami çaba sarfettiği eylem daha fazla kitle örgütünün ve tüm devrimcilerin katıldığı görkemli bir eylem idi. Bu çabalara rağmen bu hedefe ulaşılmış değildir. Bu, yapılan ve arkasında durduğumuz eylemin değerinden bir şey eksiltmez ama olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermek hedeflerimizin küçültülmesine yol açabilirdi. Oysa metinde uzun uzun başkalarını katmak ve birleşik ve kitlesel bir 8 Mart gerçekleştirilmesine öncülük etmek için yapılanlar somut olarak dökülüyordu. Bunlar platformun asıl önemli ve güçlü yanını ifade ediyordu. Üstelik birlikte bir 8 Mart’ı gerçekleştirmek için ısrar ettiğimiz çevrelerin ve kitle örgütlerinin gelmemesine rağmen güçlü bir katılım sağlanmıştı. Ama bu durumda «zaten hedeflenen buydu» anlamına gelen bir değerlendirme yapmak bu yöndeki çabaların anlam ve önemini zayıflatmaktaydı. Bunları hem yazılı hem sözlü olarak izah ettik buna rağmen platformun diğer bileşenleri adeta peşinen taslak metinde mutabakat sağlamış gibi idiler. Eleştiri ve önerilerimizi dinlemekle birlikte tartışmaya gerek olmadığını ve taslağı imzalayacaklarını bildirdiler. Bize de imza atmayacağımızı bildirmek kaldı. Doğrusu taslak hakkındaki eleştiri ve önerilerimizi sunduğumuzda henüz Gazi ayaklanmasının yıldönümü eylemi yapılmamıştı. Bu nedenle benimsenen değerlendirme metninin sonundaki; “Devrimci, ilerici güçlerin birlikteliğine, eylemlerinin meşruluğunu savunmada gösterdikleri ısrara ve kararlılığa bir yenisini daha ekledik. Bundan çıkarılacak en önemli sonuç, gelecek yılki 8
Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne bu kazanım ve deneyimler üzerinden
hazırlanmak, bu irade ve kararlılığa tüm bileşenlerin dahil olmasını
sağlamaktır.” Buraya «önümüzdeki eylem sürecine ve gelecek yılki 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne» diye bir düzeltme önermiştik. Gazi’deki eylemin ardından «gelecek yılki 8 Mart» vurgusunun bilinçli ve seçilmiş bir vurgu olduğu açıkça meydana çıktı. Her ne kadar sık sık devrimcilerin birlikteliğine ve eylem birliğine ilişkin vurgular yapılıyor olsa da bu platformun aslında 8 Mart’tan 8 Mart’a bir araya gelmesiyle yetinilmek istenen bir platform olduğu bu vesileyle ortaya çıktı. Çünkü tersi doğru olsaydı başarılı bir Beyazıt eyleminin ardından sıcağı sıcağına Gazi’de de bu eylem birliğini sürdürmenin yolları aranırdı. Hatta tam tersine Gazi’deki tablo metnin başka yerlerinde söylenenleri de kuşkulu hale getiren bir tablo idi. 4-5 Mart eylemleri ile ilgili olarak ESP’ye yapılan eleştirilerin büyük bir kısmını Gazi anmasında HÖC için söylemeye engel olmayacaktı. Aksi gibi 8 Mart’ta ayrı ayrı yerlerde olan akımların pek çoğu da Gazi’de aynı saflara toplanabilmişti ve kimse kadın erkek ayrımı gibi ayrımlar dayatmıyordu (mesela Alevilerin dışındakiler katılmasın diyen yoktu). Bu durumda Beyazıt platformunun kazanımlarını Gazi’ye taşımak ve oradan güç alarak Gazi eylemine yüklenmek fazlasıyla mümkündü. Bu takdirde Beyazıt eylemi ileri dönük önemli bir sıçrama tahtası oluşturabilirdi. Ama bu eylemi sadece gelecek yılki 8 Mart eylemlerine yönelik bir sıçrama tahtası yapmayı tercih edenler belli ki platformda ağır basmakta idi. Besbelli ki o nedenle değerlendirme toplantısında Gazi Anmasından kimse söz etmedi. KöZ’ün arkasında duran komünistler olarak bu deneyimlerin ışığında ortak değerlendirme metnine imza atmamakla isabetli bir tutum aldığımızı bir kez daha gördük. Bir kez daha gördük ki devrimcilerin bayraklarını karıştırmadan eylemde birlik sağlamaları için gösterdiğimiz gayreti göstermeye devam etmemiz şarttır. Şart olsun bu tutum sürdürülecektir. |