|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 30
|
Kadınlar Özgürleşmeden Özgürlüğe Varılamaz! Geçtiğimiz günlerde «8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü eylemleri ve kadın sorunu» ile ilgili bir KÖZ söyleşisi düzenledik. Mart-mayıs sürecinin ilk eylemlerinden olan 8 Mart bir başlangıç olması nedeniyle bizler için önem taşıyor. Yine aynı zamanda geçen yıllara damgasını vuran bölünmelerin İzmir’de de yeniden yaşanması hatta bu yılki tablonun diğer yıllara nazaran daha vahim bir durum sergilemesi bizim bu konudaki fikirlerimizi daha detaylı bir şekilde çevremizdekilere anlatmamızı âdeta bir zaruret haline getirmiştir. Özelinde 8 Mart üzerinde ama genel olarak son iki yıl için hemen hemen her eylem sürecinde karşı karşıya kaldığımız bir tablo eylemlerin birkaç parçaya ayrılması... Her bir bileşen kendi perspektifinden çeşitli gerekçeler sunarak eylem alanlarının bölünmesine katkıda bulunmaktadır. Örneğin bu yıl İzmir özelinde eylem ikiye bölünmüştür. Bir alanda, sadece kadın katılımlı olup, 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak adlandıran gruplar diğer alanda ise kadınlı-erkekli katılan ve 8 Mart’ı Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak adlandıran yapılar bulunuyordu. Kısaca yukarıda özetlendiği şekliyle İzmir’de 8 Mart eylemlikleri düzenlendi. Bizler de düzenlediğimiz söyleşide bu konulara bakışımızı aktardık ve yaşanan sürecin değerlendirmesini hep beraber yaptık. İlk olarak isim tartışması üzerine konuşuldu. Esasında 8 Mart, 1910 yılında II. Enternasyonal’de Clara Zetkin’in önerisiyle “Uluslarası Kadınlar Günü” olarak isimlendirilmiş ve emekçi kadınlar tarafından dünya kadınlarına armağan edilmiş olduğunun altı çizildi. Birleşmiş Milletler’in emekçi kadınların mücadelelerinin tüm dünya kadınlarına mal olmuş günü olan bugünün altını oymak için gösterdiği gayrete işaret edildi. Dünya Emekçi Kadınlar günü ve Kadınlar Günü tartışmalarına; kadınlar gününü Birleşmiş Milletler’in değirmenine su taşıyarak kadın meselesine burjuvazinin at gözlüğünden bakıp bakmama konularının şekil verdiğinden bahsedildi. «Kadınlar günü» ismini genelde kadın sorununu burjuva toplumunun sınırları içinde çözüm arayan liberal siyasetler tarafından kullanıldığı; «emekçi kadınlar günü» isminin ise kadınların kurtuluşunu emekçilerin örgütlenerek gerçekleştireceği bir devrimde görenlerin kullandığından bahsedildi. Sanki liberallerle, devrimciler arasındaki ayrışma 8 Mart’a hangi ismin kullanıldığı üzerinden yaşanmaktaydı. Biz de içinde çalıştığımız kitle örgütlerinde bugüne dek aynı bakış açısıyla bakarak 8 Mart’a emekçi kadınlar günü demeyi tercih ediyorduk. Oysa günün isminin ilk defa Clara Zetkin’ler tarafından nasıl verildi ise öyle adlandırılması gerektiğine kanaat getirdiğimizi ifade ettik. Üstelik bu günün adı konusundaki tartışmanın önemli olmadığını asıl bu günün emekçi kadınların örgütlü mücadelesinin ve emeğin kurtuluş mücadelesinin damga vuracağı bir gün olması gerektiğinin altını çizdik. Bu nedenle bizim için esas referans noktasının Komünist Enternasyonal’in birinci ve üçüncü kongrelerinde kadın meselesine yaklaşım temeli olduğuna işaret ettik. Rusya’da Şubat devriminin gerçekleşmesine yol açan kadınlar gününü; hak ettiği biçimde gerçekleştirmek için emekçilerin birlik ve mücadele günü haline gelmesi gerektiğini ifade ettik. Eylemlerin içeriği, emekçi kadınların alana taşınıp taşınamayacağı, işçi ve emekçilerin taleplerinin alanlarda nasıl daha tok bir şekilde dillendirilip dillendirilemeyeceği, ezilen ulus kadınları özgürleşmeden ezen ulus kadınlarının özgürleşemeyeceği gibi birçok gündemin geri plana düştüğü hatta tartışılmadığı bir süreçte eylemin isminin ne olacağı üzerinden yaşanan bir ayrışma sunidir. Devrimciler kendi perspektiflerinden feminist ideolojinin hâkim olmadığı devrimci kimliğin damgasını vurduğu bir 8 Mart eylemi düzenleme kaygısı taşıyorlardı. İsim tartışmasını gündemleştirerek bunu ifade etme yolunu tercih ettiler. Fakat bugün için devrimciler emekçi kadınların bir araya geldiği değil ayrıştığı eylemler düzenlenmesine vesile olmuşlardır. Özelinde feministlerin düzenlediği eyleme Kürt kadınları ve birçok emekçi kadın katılmıştır. Bizler bugün için yaşanan tartışmaların içeriğinin ve alanların bölünmesinin apolitik ve biçimsel temellere dayandığını ifade etmekle beraber alanın bölünmesine müdahale edemedik. Fakat iki alana da müdahil olabilmek için karma katılımlı eyleme katılmakla beraber diğer eylemde de özel sayı dağıtımı yaptık. Fakat bizlere referans olabilecek ve unutmamamız gereken 98 8 Mart eylemleri müdahalenin nasıl olması gerektiği konusunda bir çok veri içermektedir. 98’de de burjuva liberal akımlar, sendika bürokratları devrimcilerin alana gelmemesini istiyorlardı. Ama bu oyun 98 8 Martı’nda bozulmuştur. Kadın erkek emekçiler, devrimciler ve Kürtler düzen güçlerine karşı tek bir yumruk tek bir ses olmuş, burjuva güçlerinin himayesinde erkek polislerin koruması altında adeta bir karnavala dönüşen 8 Martlara inat devrimci bir duruş sergilemişlerdir. Sonuçta bugün alanlara kadınların kurtuluşunun bir devrimle mümkün olacağı şiarıyla çıkıyoruz. Ama bugünden kadınların kendi kurtuluşları için mücadele etmeleri şarttır. Bugün için sınıfsal zeminde hareket ederek elde edilen kısmi kazanımlar da önemlidir. Hatta devrim sonrasında dahi kadınların öz örgütlülükleri olması gerekecektir. Geçmişte özellikle 60’lı yıllarda kadınlar birçok kısmi kazanımlar elde etmişlerdir. Fakat önemli olan bu kazanımların gerisine düşmemek, sürekli ve örgütlü bir şekilde nihai hedefimiz olan devrime kadar mücadeleyi elden bırakmamaktır. Komünistler kadın hareketlerini ve bağımsız kadın örgütlenmelerini meşru görürler. Çünkü bunlar ezilen bir cinsiyetin talepleridir ve haklı taleplerdir. Fakat bu kadın sorunu konusunda alanların feminist akımlara bırakılması manasına gelmemelidir. Bizler içinde çalıştığımız kurumlarda ve bulunduğumuz her alanda diyoruz ki “Sermaye Düzeni Yıkılmadan Kadınlar Kurtulamaz Kadınlar Kurtulmadan Özgürlüğe Varılamaz!” Söyleşide ayrıca kadın meselesini nasıl kavradığımızı Komünist Enternasyonal referans gösterilerek açıklığa kavuşturuldu. Dünyada ve Türkiye’de kadın hareketi ele alındı. Bunlara ek olarak söyleşide şu konulara vurgu yapılmıştır: Bugün devrimci parti eksikliğine işaret ederek komünistlerin birliğini savunan komünistler alanlara kadın sorununu çözmek için çıkmazlar. Kadın sorununun çözülebilmesinin yegane yolu bir proleter devrimden geçer. Bir proleter devrim içinse yegâne aracımız devrimci bir partidir. Devrimci bir parti kurma iddiasında olan biz komünistlerin bugün için tek hedefi budur. Bu sebeplerden ötürü katıldığımız tüm eylemlerde ve yaptığımız tüm işlerde çalışmalarımız buna dönük olarak devam etmektedir. Buradan hareketle üç temel ayrım noktamızı dillendirmek ve propagandasını yapmak üzerinden bir takım faaliyetler yürütürüz. Bu üç temel nokta şu şekilde özetlendi: Birincisi ulusal soruna olan yaklaşımızdır. Başkasını ezen bir ulus özgürleşemez Yaşadığımız topraklarda Kürtler özgürleşmeden ezilenler özgürleşemez. Yine işçi sınıfının en dinamik kesimi olan en çok ezilen, sömürülen, sendikasız sigortasız kesimler içinde çalışma yürütmek bizler için esastır. Son olarak da devrimci örgütlerin tasfiyesinin olağan karşılandığı böyle bir dönemde legal değil; devrimci parti ihtiyacını öne çıkartarak eylem alanlarında da bir araya geldiklerimizden ayrımlarımızı daha kalın çizgilerle çekmemiz gerektiğini ifade ettik. YAŞASIN KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİ! İzmir’den Komünistler |