|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 30
|
İzmir’de 8 Mart Eylemleri Nasıl Gerçekleşti? Bir 8 Mart daha gelip geçerken tarih sahnesinden; burjuvazi yeni iş yasaları çıkartmaya devam ederek bir yandan işçi sınıfının haklarının gaspının yasal kılıflarını geliştirmeye çalışıyor, diğer yandan Kürt ulusunun esaretini pekiştirmeye dönük manipülasyon araçlarını geliştirmekten geri durmuyor. Burjuva düzen cephesinde bu saldırı planları daha geniş şekilde yapılmaya devam ederken, emekçiler ve onlara önderlik etme iddiası taşıyan devrimciler cephesinde ise bu saldırıları püskürtecek ciddi bir karşı duruş gerçekleştirilememektedir. Mevcut karşı duruşlar çok cılız ve sınıfın belirli kesimlerini kapsamakla beraber; içerik olarak da burjuva düzenin sınırlarını aşamamaktadır. Bu yüzden karşı koyuşlar işçi sınıfı açısından yeni kazanımlara dönüşmek bir yana; burjuva düzenini güçlendiren muhalefet hareketi olmanın ötesine geçemiyor. İşte 8 Mart eylemleri, böyle bir siyasal tablonun gölgesinde yapıldı. Burjuva liberallerin ve feministlerin iddia ettiğinin aksine, emekçi kadınların ve onların kurtuluşunu kendi kurtuluşları olarak gören erkek emekçilerin başkaldırısının, “kadın erkek elele beraberce özgürleşmeye” şiarının haykırıldığı tarihtir 8 Mart. 8 Mart yaşadığımız topraklarda devrimciler açısından 1 Mayıs’ta doruk noktasına ulaşan bir sürecin başlangıcı olarak kabul edilir. Sadece devrimcilerin burjuva düzene karşı başkaldırısının doruk noktası değil aynı zamanda liberallerle ayrımın lafta değil pratikte de çekildiği süreç olmuştur 8 Mart’tan 1 Mayıs’a giden süreç. Bu ayrım kendiliğinden gerçekleşse de, devrimciler liberallerle ayrımı aynı eylem alanı içinde çekmek gayretinde idi. Son üç yıldır devrimciler ortak eylem alanlarında ya liberallerin etkisinden kurtulamamakta ya da liberallerle ayrışmak adına eylem alanlarını ayırarak emekçileri bölen ve burjuvaziye yarayan bir tabloya hizmet etmektedir. Elbetteki 8 Mart’ın liberaller tarafından içinin boşaltılmasına izin vermemek önemlidir ve şarttır. Ancak bu pekala en geniş eylem birlikteliği içinde ajitasyon ve propaganda özgürlüğü sayesinde de yapılabilir. Yakın tarihimiz bunu gösteren pratiklerle doludur. İzmir’de de son iki yıldır bu parçalı durum kendisini göstermekte. Burjuva liberaller ve feministler 8 Mart’ı sadece kadınlarla kutlanacak bir bayram havasına dönüştürerek içini boşaltma gayreti içindeyken bunun alternatifini yaratmak isteyenler ise biçimsel ve apolitik ayrımlar nedeniyle 8 Mart’ın içini dolduramamaktadır. İzmir’de bu yıl 8 Mart eylemleri iki ayrı alanda düzenlendi. Gündoğdu Meydanı’nda 8 Mart’ı, Dünya Kadınlar Günü olarak adlandıran ve alanda sadece kadın kortejlerine izin veren bir miting vardı. Bu mitinge şu kurumlar katıldı: DTP, SDP, ÖDP, EMEP, KESK, İHD, İşçi Hakları Derneği, Çiğli Ev Kadınları Vakfı, Bağımsız Kadın İnisiyatifi, İzmir Kadın Dayanışma Derneği, Özgür Kadın Hareketi, Tay-Der ve Özgür Yaşam Kooperatifi Kadın Çalışma Grubu. Diğer tarafta ise 8 Mart’ı Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak adlandıran ve kadınlı erkekli kortejlerin katılımına açık olan bir miting vardı. Bu mitingde ise İzmir Cezaevi İnisiyatifi, Kaldıraç, Haklar ve Özgürlükler Cephesi, Partizan, Halkın Kurtuluş Partisi, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu, Demokratik Kadın Hareketi, Emekçi Kadınlar Derneği, Özgür Yaşam Kooperatifi, Limontepe Derneği ve Kondularda Yaşam Kooperatifi ve Proleter Devrimci Köz katıldı. Bu eylemlere katılanlardan Dayanışma Kurumları Arası Koordinasyon (Özgür Yaşam Eğitim Ve Dayanışma Kooperatifi, Limontepe Derneği, Kondularda Yaşam Kooperatifi, Umut Tekstil İşçileri Kooperatifi, Kundura İşçileri Derneği, Deri İşçileri Dernek Girişimi) toplantılar boyunca ve alanlarda alan ayrışmasını doğru bulmadıklarını ve isim üzerinden yapılan tartışmanın ve ayrışmanın politik bir ayrışma olmayıp biçimsel bir ayrışma olduğunu savundular. Emekçilerin ayrı alanlara bölünmesine ve erkeklerin tecrit edilerek kadın kadına miting yapılmasına itiraz ettiler. KÖZ’ün arkasında duran komünistler de toplantılarda da eylem alanında yaptığı ajitasyon konuşmaları ve sloganlarıyla emekçilerin, Kürtlerin, devrimcilerin ayrı alanlara bölünmüşlüğüne dikkat çekti. Sonuçta eylem alanı ikiye bölündü ve bizler de erkeklere kapalı olmayan yani devrimcilerin ön ayak olduğu Konak’taki eyleme katıldık. Eylem öncesi tüm hazırlıklarımızı tamamlayarak eylem saatinde pankartımızla yerimiz aldık. “Sınıfsal, ulusal, cinsel, sömürüye karşı sınıf savaşı” şiarının yazılı olduğu KöZ pankartıyla kortejimizi oluşturduk. Bu kortejde 30 kişi idik. Katıldığımız eylemde hemen hemen tüm devrimci yapılar ve az sayıda da olsa kimi kitle örgütleri vardı. Geçen yıla nazaran bu sene devrimcilerin kortejleri biraz daha kalabalık hem de biraz daha coşkulu idi. Yaklaşık 600 civarında bir kitle bu eyleme katıldı. Ama eylemin uzamasından dolayı, ilerleyen saatlere doğru kitlenin kısmen dağılmasının da katkısı ile baştaki coşkulu hava sonlara doğru azaldı. Toplanma yerinden etkinliğin yapılacağı alanın mesafesinin kısa olmasına rağmen, hem diğer devrimci yapılar hem de biz kendi ajitasyon ve propagandamızı yürüyüş boyunca yapma imkanı bulduk. Toplanma yerinden gideceğimiz alana kadar ajitasyon ve propagandamızı özgürce haykırdık. Geçen yıla nazaran bu sene kortejimiz politik bakımdan daha disiplinliydi. Bunda, eylem öncesi tüm politik ve teknik hazırlıklarımızın koordineli bir biçimde yapılmasının katkısı olduğunu gözlemledik. Eylem sırasında bazı yoldaşlarımızın içinde çalıştığı Limontepe Derneği ile Kondularda Yaşam Kooperatifi’nin ve Özgür Yaşam Kooperatifi’nin ayrı ayrı oluşturdukları kortejlerle dirsek teması içinde olduk. Dayanışma içinde sınıf dayanışmasını örgütleyen bu kurumları sahiplenen emekçilerle sloganlarımızı ortaklaştırmaya özen gösterdik. Ayrı kortejler oluşturamayan tekstil, kundura ve deri sektöründen arkadaşlar da bu çerçevede bir dayanışma ve destek ilişkisi içinde kortejlerde yerlerini aldı. Sınıf dayanışmasını örerek alanlara emekçi kadın ve erkeklerin seslerini taşımaya çalışan bu kitle örgütleri de 35 civarı bir katılımla eyleme katıldı. Toplanma yerinden alana gidene kadar “Ulusal, sınıfsal, cinsel sömürüye son, Kadının kurtuluşu insanlığın kurtuluşudur, Kahrolsun ücretli, ücretsiz kölelik düzeni, Özgürlük savaşan işçilerle gelecek, Biji serhıldan özgür Kürdistan, Amed, Erbil, Botan örgütlen silahlan ayaklan, Kürtlere özgürlük, 8 Mart kızıldır kızıl kalacak, Kahrolsun liberal kaynaşma, Yaşasın devrimci dayanışma, Devrim için devrimci parti, parti için komünistlerin birliği, Yaşasın komünistlerin birliği” şiarlarımızı sık sık haykırdık. Bildirilerimizi ancak eylem dağılırken dağıtabildik. Çünkü aslında devrimcilerin örgütlediği, erkeklere kapalı olmayan 8 Mart eyleminde de siyaset yasağı vardı. Devrimcilerin kendi kendilerine siyaset yasağı koymasını yanlış bulduğumuz ifade etmiş olsak da bu kararların alınmasına müdahale edemedik. Ne var ki kararları alanların kendileri bu kararlara uymayarak eylem alanında ayrı sloganlar attılar. Biz bu sefer karara uymaya özen gösterdik. Sadece eylemden ayrılanların gideceği sokaklarda özel sayı dağıtarak; görüşlerimizi devrimcilere ulaştırmaya çalıştık. Diğer alanda ise sadece özel sayı dağıtımı yapabildik. Esasında iki alan da bizleri kesmiyordu. Kaldı ki bizler varolan ayrışmanın politik bir ayrışma olmadığı kanaatindeyiz. Karma katılımlı eylemde ajitasyon ve propaganda özgürlüğü kısıtlanmakta idi. Kortejlerin oluşturulduğu yerden eylem alanına yürüyene dek slogan atmak serbest fakat alanda ajitasyon ve propaganda yapmak yasak idi. Yine bu alanda siyasetlerin bildiri dağıtması kesinlikle yasaklanmıştı. Diğer alanda ise ajitasyon ve propaganda serbestliği mevcut olmasına karşın erkeklerin kesinlikle alana alınmayacağı böyle katılanların teşhir edileceği ve bunun bir provokasyon olduğu fikirleri hakimdi. Esasında iki alan da bir takım politik unsurların kendi çıkarlarını emekçilerin nihai kurtuluşunun önünde tutmasından kaynaklanan bir dayatmanın sonucu ortaya çıkmıştı. Sonuçta devrimcilerin slogan yasağı koyması Kürt kadınlarının kim ne derse desin kendi özgürlüklerinin koşulu olarak gördükleri Öcalan’ın özgürlüğü talebini yükseltmesine engel teşkil etmekteydi. Aynı zamanda kendi özgürlükleri için «Biji Serok Apo» sloganını atamayacakları bir eylem alanına gelmek istemeyecekleri için Kürt kadınları feministlerin kuyruğuna takıldılar. Böyle bir yasak olmasaydı ne olacağı konusunda kesin bir şey söylemek mümkün değil elbette. Sonuçta Kürt kadınların 8 Mart’larda devrimcilerle aynı eylemlere katılmama yönündeki tutum belirlemeleri yeni bir şey değil. Ama besbelli devrimciler de varoşlardan, atölyelerden gelen Kürt kadınları ile devrimcileri aynı alanda buluşturmak için gayret göstermemiştir. Eylem öncesinde ve sonrasında çeşitli yapılarla yaptığımız değerlendirmeden çıkardığımız sonuç şudur ki; var olan tablo kimseyi memnun etmemektedir. KöZ’ün arkasında duran bizlerin bu tabloya müdahale edebilmesi 8 Mart öncesinde yeterince planlı davranamadığımız için de mümkün olmamıştır. Dağınık ve koordinesiz bir müdahaleye giriştik ve doğallığında sonuçsuz kaldı. Bu konuda ciddi bir muhasebe yaparak önümüzdeki süreci değerlendireceğiz. Ancak, bulunduğumuz her yerde eylemlerin bölünmemesini savunduk, hiç bir alanın diğerinden daha ileri olmadığını ifade ettik. “Özgürlükle despotizm, halkla cellatları arasında uzlaşma! Hayır, Paris’ in emekçi kadınları barış değil, kıyasıya bir savaş istemektedir. Bugün bir uzlaşma ihanettir. Var olan bütün toplumsal ve hukuki ilişkilerin yıkılmasını istemek ve bütün ayrıcalıkların, bütün sömürmelerin, kısaca sermaye egemenliğinin emeğin egemenliğinin yerine geçmesini kabul etmek bir tek kelimeyle, emekçinin kendi kendisini özgür kılmasını red etmek olur. Özgürlük ağacı özgürlük düşmanlarının kanıyla sulanarak büyür.” Eylem alanlarını bölmek yerine, Parisli kadın komünarların sarf ettiği bu sözleri bayraklaştırarak eylem alanlarına müdahale etmek gerekir. Bunun için de Kürtlerin, işçilerin, devrimcilerin aynı alanlarda buluşması ve görüşlerini özgürce haykırabilmeleri gerekir. 8 Mart’ın bu anlamının unutulmasını isteyenler tamamen unutulamayacağını biliyor onun için her 8 Mart’ta bu tarihin üstünü örtmek için yeni icatlar bulmaya gayret ediyorlar. Eğer bu gayretleri sonuç veriyor ve 8 Martlar uysal bayram günlerine dönüşüp uslu 1 Mayıslara döşeme taşı yapılabiliyorsa; bu, düzen güçlerinin, feministlerin, reformistlerin, marifetlerinden değil; proletaryaya önderlik edebilecek bir devrimci komünist parti olmadığı içindir. Komünistlerin birliğini savunan komünistler ise işte bu görev ve sorumluluğun bilinci ile hareket ediyor ve 8 Mart eylemlerine bu bilinçle katılıyor. Kadın Olmadan Devrim Olmaz! Devrim Olmadan Kadın Kurtulamaz! Devrim İçin Devrimci Parti; Parti İçin Komünistlerin Birliği! İzmir’den Komünistler |