|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 30
|
Varoşlardaki Kadınların Emekçiler arasında dayanışmayı örmek üzere dernek ve kooperatif çalışmalarına katıldığımız Limontepe semtinde 8 Mart’a nasıl hazırlanıldığını ve bu hazırlık sonucunda edindiğimiz deneyimleri KÖZ sayfalarına aktarmak istiyoruz. Bu mahallede çalışmalarına katıldığımız biri dernek diğeri kooperatif olmak üzere iki kurum var. Bu iki kurumda çalışan kadın emekçiler, 8 Mart’tan bir ay önce 8 Mart eylem ve etkinliklerine hazırlık yapmak üzere bir araya geldiler. Kadın komisyonu ismiyle çalışmalarına başladılar. Başlangıçta oldukça kalabalık olmalarına rağmen zamanla sayıları azaldı. Buna rağmen kadın sorunu üzerine okuyup tartışarak ortak bir bildiri hazırladılar. Bu bildiri aşağıda bulunuyor. Bildiriyi kurumlarda çalışan erkekler arkadaşların da yardımıyla mahallede yaygın bir biçimde dağıttılar. Ayrıca mahalledeki kadınlarla ev toplantıları düzenlediler. 8 Mart eylemi 5 Mart’ta gerçekleştiği ve İstanbul’da gerçekleşen kurumlar arası koordinasyon da 5 Mart’tan bir hafta önce olduğu için kadınlarla ilgili etkinlik eylemden bir hafta sonraya sarktı. Bu nedenle etkinlik 11 Mart’ta düzenlenebildi. KÖZ’ün arkasında duran komünistler de bu çalışmalara olabildiğince katılmaya çalıştı. Bu çalışmalarla ilgili gözlem ve değerlendirmemizi sizlerle paylaşmaya çalışacağız. 5 Mart’ta, Varoşlarda Yaşayan Kadınların Taleplerine Ses Olduk, Onların Sesini Alanlara Taşıdık! «Kondulardan Geliyoruz! Herkes İçin Özgürlük İstiyoruz!» Eylem sabahı dernek önünde toplanarak geçen sene olduğu gibi eyleme katılanlar önce mahallede yüründü. Sloganlar ve alkışlarla mahallemizdeki emekçilere seslerini duyurdular. Dernek tabelası asmanın, bildiri dağıtmanın, dayanışma sözcüğünü kullanmanın bile emekçilerin birçoğunu "ürküttüğü" siyasal olarak gericilik döneminden geçmekte olduğumuz ortadadır. Devrimcilerin emekçilerle olan bağı koptuğu gibi burjuvazinin emekçilerin arasına ektiği güvensizliğin pekiştiği de açıktır. Bu bataktan hep beraber kurtulmayı amaçlayanlar her zaman, yaptıkları her işte ve her eylemde şu iki seçenek arasında seçim yapmak zorunda kalacaklardır: Ya bu batağa gömülmek, ya da bu bataktan hep beraber çıkabilmek için elele vermek ve öne çıkmak... İşçilerin uluslararası mücadele günlerinden biri olan Dünya Kadınlar Günü'nde, bütün bu güvensizliğin, dedikodunun, yozlaşmanın ve çürümenin hâkim olduğu bir gericilik döneminde, bu mahallelerde oturan emekçilerin kendi kurumlarıyla beraber, kendi mahallelerinde yürümesi yaşanan yozlaşmaya karşı bir karşı duruşu ifade etmekteydi. Çünkü en çok varoşlarda yaşayan kadınların duyması gereken şeyleri söylemek istiyorduk. Mahalledeki yürüyüşün ardından Konak’taki eyleme katılmak üzere yola çıktık. 8 Mart eylemine gittiğimizi söyleyerek otobüse bilet atmadık. Umduğumuz kadar kalabalık değildik. Ama miting alanının en coşkulu kortejlerinden birinde olduğumuzu söylemeliyiz. Tüm gücümüzle varoşlardaki kadınlar için özgürlüğün kadın ve erkek birlikte mücadele etmesinden geçtiğini haykırdık. Bu sene 8 Mart eylemine katılırken dernek yürütmesinde yaşanan tartışmalardan dolayı dernek kortejinde «Kürtlere Özgürlük» sloganları atılmadı. Bizimle eyleme gelen Kürt kadınlarının sorunlarını dile getirememiş olduk. Bunu kendi eksikliğimiz olarak görüyoruz. Çünkü devlet bilinçli olarak Kürtlerle işçiler arasında ya da Kürtlerle Aleviler arasında ayrımlar yaratarak emekçileri bölmeye çalışıyor. Halbuki Kürt ulusu özgürleşmeden işçi sınıfı özgürleşemeyeceği gibi devletin baskısından muzdarip olan toplumun başka kesimleri de özgürleşemeyecektir. Çünkü tüm bu baskı ve zorbalığın kaynağı olan devlet başka bir ulusun topraklarını işgal altında tuttukça daha güçlü bir biçimde emekçilerin boğazına çöreklenmeye devam edecektir. Fakat biz bu konuda aynı kurumlarda birlikte çalıştığımız emekçileri yeterince ikna edemediğimizi gördük. Kendi görüşlerimizi bağımsız bir biçimde söyleme hakkımızı saklı tutarak onlarla ortaklaşmaya özen gösterdik. Çünkü biliyoruz ki emekçiler, kendi özgürlükleri için doğru bir yoldan harekete geçmeye ikna olmadıkça kimse özgürleşemeyecek. 11 Mart’ta, Bugün de Biz Kadınların Günü Olsun Bir Arada Dertleşelim; Ortak Dertlerimize Ortak Çözümler Üretelim Dedik! V. Kurumlar Arası Koordinasyon nedeniyle kadınlarla ilgili etkinlik eylemden sonra yapılmak zorunda kaldı. Etkinliğe mahalledeki kadınları davet etmek için bir davetiye hazırlayıp, bu davetiyeyi yaygın bir biçimde dağıttık. Davetiye aşağıda bulunmaktadır. Davetiyeyi yaygın bir biçimde dağıtmamıza rağmen katılım beklediğimizin altında oldu. Etkinlikte programa uygun olarak şiirler okundu, 8 Mart’ın tarihçesi anlatıldı, sohbet edildi, müzik dinlendi, halaylar çekildi. Sohbet kısmında kadınların öne çıkarttığı sorunlar ve bu sorunlara çözüm önerileri açısından dikkate değer noktalar ortaya çıktı. Kadınlar, ortak sorunlarına çözüm üretmek için sosyal ilişkilerini arttırmak istediklerini ifade ettiler. Eve kapanıp televizyon izlemek yerine dernekte bir araya gelip film izleyip sohbet etmek istediklerini söylediler. El becerisi yarışması önerdiler. Daha bir çok öneri vardı. Ama bu öneriler bir yana bizim bu çalışmaya dönük söylememiz gereken birkaç şey var. Varoşlarda Yaşayan Kadınlar Haklarına Sahip Çıkmak İçin Adım Atmadıkça Kimse Özgürleşemeyecek! İşçi sınıfının en fazla ezilen kesimlerinin yaşadığı Limontepe’nin diğer varoşlardan hiç farkı yok. Burada da emekçiler kendilerine, birbirlerine, devrimcilere her şeyden önemlisi kendi kaderlerini değiştirebileceklerine inanmıyorlar. Burjuvazinin onları mahkûm ettiği küçücük evlerde, küçük hayatları kabullenmiş durumdalar. Halbuki bu dünyada güzel olan ne varsa hepsini herkes kadar hak ediyorlar. Hayatlarını yaşanabilir kılabilecek biricik yolun birbiriyle dayanışma içinde olmaktan geçtiğini de bilmiyor değiller. Fakat bunun için kimse fedakârlık yapmaya, birbirinin derdine derman olmak için vakit ayırmaya yanaşmıyor. Bu nedenle el ele verip güneşi evlerine, mahallelerine taşımaktansa; herkes kendi karanlığında cılız mum ışığıyla yetinmeye çalışarak yaşamaya devam ediyor. Çünkü güneş için harekete geçtiklerinde mum ışığını da kaybedeceklerini düşünüyorlar. Fakat mum ışığında kalmakla yetinmeyerek kendilerinin ve başkalarının hayatına güneş ışığını taşımak isteyen emekçiler de var. Onlar Limontepe’deki sınıf dayanışma kurumlarında çalışıyorlar. Fakat onlar da zaman zaman yaptıklarının karşılığını alamadıklarını düşünerek ümitsizliğe kapılıyorlar. Örneğin kadın komisyonu etkinliğe ve eyleme davet etmek için, mahalleden başka kadınların da çalışmaya katılması için epey emek harcadı. Fakat beklenildiği kadar kadın katılmadı. Sadece kadın komisyonunda çalışan emekçiler değil, kurumlarda çalışan emekçiler arasında da bir ümitsizlik ortaya çıkmaya başladı. «İki senedir dernek faaliyeti yürütüyoruz. Ne değişti? Hiçbir şey değişmiyor.» diye düşünenler de var. Hâlbuki böyle düşünenler iki şey unutuyorlar. İki sene çok şeyin değişmesi için hiç de uzun bir süre değil. Çünkü burjuvazi yüz yılı aşkın bir süredir dünyaya hükmetmek için canını dişine takarak çalışıyor. Oysa biz iki sene emek verince burjuvazinin sosyal olarak eğitimle, medyayla bölüp-parçaladığı, birbirine düşman haline getirdiği emekçileri bir araya getirmeye çalışıyoruz. Çok şey değiştiremediğimiz doğru. Ama biz yapmayınca çok şeyin eksileceği de doğru. Çünkü birileri güneşi elleriyle tutmak için öne çıkıp sorumluluk almazsa Limontepe’de doğan her çocuk daha karanlık bir dünyaya «körleşmeye» mahkûm oluyor. Eğer bu çocukların neden karanlığa mahkum edildiğini biliyorsak ve bunun için bir şey yapmıyorsak, işte o gün tek tek kişiler de çok şey kaybetmiş olacak. Kadın komisyonunun düzenlediği etkinliğe çok sayıda kadın gelmedi. Belki de toplam 20 kişiden fazla kimse yoktu. Ama oradaki bir kadının söylediği şey çok önemliydi: «Ancak bu biçimde çoğalabiliriz. Sizin şikayet etmeye hakkınız yok. Daha çok çalışmanız gerekir. Hepimizin daha çok çalışması gerekir» Haklıydı. « Hep bir ağızdan türkü söyleyip, hep beraber sulardan çekmek ağı, demiri oya gibi işleyip hep beraber, hep beraber sürebilmek toprağı, ballı incirleri hep beraber yiyebilmek, yârin yanağından gayrı her şeyde her yerde hep beraber! » diyenlerin şikayet etme ya da pes etme lüksü yoktur. Çünkü bunu diyerek yola çıkan onbinler Bedreddin’in eşitlik yolunda Karaburun’da sekiz binini vermişti. Ne ah ettiler, ne de ağladılar; dünü yarına bağlamak için mücadele etmeye devam ettiler. Biz komünistler de dünü yarına bağlamak için elini dayanışmaya, özgürlüğe uzatan emekçilere tutunarak; onların birbirine tutunmasına harç olmaya çalışarak yolumuza devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki: Kazanılacak Bir Dünya Var! Özgürlük Savaşan İşçilerle Gelecek! İzmir’den Komünistler |