|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 30
|
1 Mayıs Mahallesi Demokrasi Platformu Süreci 1995 12 Martı’nda Gazi’de bir kahvehanenin taranması sonucu mahallenin emekçilerinin ayaklanmasından 3 gün sonra Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde yaşanan ayaklanmanın yıldönümü dolayısıyla mahallede yapılacak olan eylem bu yıl, bizim de içinde yer aldığımız 1 Mayıs Mahallesi Demokrasi Platformu tarafından örgütlendi. Daha önceki yıllarda da mahallede çalışma yürüten siyasetler ve kitle kurumları bir araya gelerek eylemi örgütlerlerdi, bu yılki örgütlenmenin ilk farkı toplantı çağrısının alışılmışın dışında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ümraniye Şubesi tarafından değil, Mustafa Kemal Mahallesi Güzelleştirme Derneği tarafından yapılmasıydı. Platforma ilişkin bir başka değişiklik de sadece 15 Mart’ı değil, 16 Mart Halepçe ve Beyazıt katliamları ve 30 Mart Kızıldere direnişini örgütlemek üzere bir araya gelmesiydi. Platformda ilk tartışılan konu toplantı çağrısının geleneksel olduğu üzere PSAKD tarafından yapılmayıp Güzelleştirme Derneği’nin önce davranmasıydı. Bu davranış platformdaki ilk kopuşa yol açtı ve HÖC bu gerekçe ile platformdan ayrıldı. Platformda toplam 14 siyaset ve kitle kurumu kaldı. 15 Mart eylemine ilişkin ilk tartışma konusu ajitasyon ve propaganda serbestliği oldu. Gazi’deki ayaklanmanın yıldönümü dolayısı ile yapılan bütün eylemlere herkes kendi rengi, kendi şiarları ile katılırken 1 Mayıs Mahallesi’nde aynı nitelikteki eylem bu yıla kadar hep tek pankart arkasında ve ortak sloganlarla yapılırdı. Buna gerekçe olarak da 1 Mayıs Mahallesi’nde halkın devrimcilerin birlik olmasını istemesi, mahallenin özgün koşullarının farklı olması gösterilirdi. Ajitasyon propaganda serbestliğinin kitlenin katılımını düşüreceği söylenirdi. Bu sebeple tek pankart arkasında ortak sloganlarla yürünür, siyasetlerin kendi sloganlarını atmaları “inisiyatif dışı slogan atılamaz” gerekçesi ile engellenirdi. Bu yüzden biz bu platformlarda bu yıla değin yer almadık. Bu da 15 Martların eleştirel destek anlamında katılıp hiçbir inisiyatif gösteremediğimiz eylemler olarak kalmasına yol açtı. Bu yıl bu konuda farklı tutum almaya karar verdik. Gerekçemiz, geçmişteki tutumumuzun tavır göstermenin ötesinde kendi kendimizi tecrit, eyleme müdahale edememe gibi sonuçlara yol açmasıydı. Platformlardan çekilmekle, eylemin daha nitelikli geçebilmesi için katkı sunma olanağını yitirdiğimiz gibi, örneğin ajitasyon propagandada serbestlik ilkesinin mahallemizde de geçerli olması gerektiği konusunda diğer siyasetleri ikna etme olanağımız da olmuyordu. Dolayısı ile bu yıl bu konuda da esnek davranma, ajitasyon propaganda serbestliğini katılım şartı olarak öne sürmeme kararı aldık. Ancak bu konuda esneklik göstermemize çok gerek kalmadı zira bu yıl eylemde birlik ajitasyon ve propagandada serbestlik kararı platformdan çıktı. Elbette bu karar bizim anladığımız ajitasyon propaganda serbestliğini tümden içeren bir karar olmadı. Bu konuda en büyük sıkıntıyı kuruluş deklarasyonunun, bildirinin ve basın metninin yazılması sırasında yaşadık. Toplantı boyunca platformun ortak materyallerinin olabildiğince sade yazılmasını savunduk. Örneğin çağrı metni bir bildiri niteliği taşımamalı, yalnızca eylemin yerini, tarihini, saatini duyuran bir içeriğe sahip olmalıydı. Platforma önermedik ancak bildiri ve basın metninin katılımcı her siyasetin ve kitle kurumunun kendi imzası ile yazacağı kısa paragraflardan oluşması ajitasyon propagandada serbestliği en iyi yansıtan tarz olurdu. Keza basın açıklamasında siyasetlerin bakış açılarını yansıtacak ifadelerden kaçınılmalı idi. Ancak bunların hiçbirini ya kabul ettiremedik, ya da herkes onayladığı halde sonuç bizim beklediğimiz gibi çıkmadı. Bir biçimde onaylamadığımız bildirilere imza attık. Gerek siyasal tespitler gerekse kullanılan terminoloji ile ilgili tartışmalarımız oldu, bunlardan bir kısmı düzeltildi ancak bir kısmı için müdahalelerimiz yetersiz kaldı. Müdahalede yetersiz kaldığımız bir durum da platform pankartına yazılacak slogan konusunda oldu. Biz herkesin kabul edebileceği bir slogan önermeye gayret ettik, elbette bu sloganın siyasal tespit içermemesi gerekiyordu. 15 Mart eyleminde 16 Mart Beyazıt ve Halepçe’nin anılması kararı da çıkmıştı. Bunu da göz önünde tutarak “Gazi ve 1 Mayıs’ı, Halepçe ve Beyazıt’ı unutmadık, unutturmayacağız” önerisinde bulunduk. Ancak bu önerimiz tartışılmadı. Tartışmalar Şemdinli ve kontrgerilla vurgusu ve halk adaleti vurguları üzerinde şekillendi. Bir başka tartışma da Halepçe ve Beyazıt’a ilişkin ibarelerin pankartta yer alıp alması hususunda gerçekleşti. Tartışmanın uzaması sonucu biz slogansız pankart önerisinde bulunduk ancak bu önerimiz de kabul görmedi. Neticede “Şemdinli’den Gazi ve 1 Mayıs’a kontrgerilla devletinden hesap soracağız” ve “Halepçe ve Beyazıt’ı unutmadık, unutturmayacağız” pankartlarının platform imzası ile taşınmasına karar verildi. Birinci pankartın kararı bizim şerhimizle alındı. Şerh koymamızın gerekçesi, Gazi ve 1 Mayıs ayaklanmalarının hesapları sorulması gereken katliamlar olarak değil, devrimin yolu olarak gördüğümüz ayaklanmalar olması; dahası Gazi’de ve 1 Mayıs Mahallesi’nde katledilenlerin katilinin hesap sorulacak bir muhatap değil, yıkılması gereken bir devlet olması idi. Platformun aldığı kararlar içerisinde şerh düştüğümüz bir başka husus da yalnızca basın açıklaması sırasında atılacak olan ortak sloganlara ilişkindi. Platformun belirlediği 8 slogandan üçüne (Gazi şehitleri ölümsüzdür, 1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür, Kahrolsun MİT JİTEM, Kontrgerilla) şerh düşerek atmayacağımızı belirttik. Netice itibarı ile mart süreci boyunca bu platform içerisinde yer alıyoruz. Platformun birçok yönünde, adı da dahil olmak üzere itiraz ettiğimiz edeceğimiz birçok husus olmasına karşın mahallemizdeki eylemlere müdahale edebilmek ve eylem birliklerinde kendi kendimize tecrit uygulamamak adına yapıyoruz bunu. Bu deneyimimizi de olumlu/olumsuz bir platform deneyimi olarak bu gibi platformlarda yer alacak komünistlere yol göstermesi ve platformlarda alacağımız tutumlar konusunda pratik üzerinden kolektif bir deneyim oluşturması için paylaşmak istedik. 1 Mayıs Mahallesi’nden Komünistler |