|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 30
|
Kitle Örgütleri Koordinasyonu Hakkında Aşağıdaki metin Kitle Örgütleri Koordinasyonu’nun ne olduğunu anlatmak amacıyla Mayısta Yaşam Kooperatifi tarafından hazırlanmış ve Koordinasyon toplantısında sunulmuştur. ... KİTLE ÖRGÜTLERİ KOORDİNASYONU HAKKINDA Bu sunumun amacı: . Koordinasyonun Amaçlarına Açıklık Getirmek . Kimlerin Koordinasyon Bileşeni Olabileceğini Tarif Etmek . Koordinasyon Hakkında Sık Sık Sorulan Soruları Yanıtlamak KOORDİNASYON NE DEMEK? Sözlükte koordinasyon “Belli bir amaca ulaşmak için çeşitli işler arasında bağlantı, uyum ve düzen sağlama, eş güdüm” olarak tanımlanıyor. Bu tanım kitle örgütleri koordinasyonu anlamak için iyi bir kalkış noktası olabilir. Bugün koordinasyon çatısı altında bir araya gelen tüm kurumların ortak bir amacı ortak bir kaygısı var. Emekçiler arasında dayanışmayı güçlendirmek ve sınıf temelli bağları sıkılaştırmak. Bu amaçlara sahip olan kurumlar sadece bu koordinasyonların bileşenleri ya da bu koordinasyon toplantılarına gözlemci olarak katılan kurumlarla da sınırlı değil. Sendikalardan kooperatiflere, mahalle güzelleştirme derneklerinden köy derneklerine onlarca yüzlerce kurum var. Bu kurumlar yıllardır fedakar ve sebatkar bir çaba gösteriyorlar. Ekonomik sıkıntılardan yılmıyorlar, devletin baskılarına boyun eğmiyorlar. Ancak emekçiler arasında dayanışmayı sağlamlaştırmak için vargüçleriyle çalışan bu kurumların kendi aralarındaki ilişkiye bakınca ortaya şaşırtıcı bir manzara çıkıyor. Bu kurumların arasında dayanışma yok denecek kadar az. Dayanışmanın ilk şartı birbirinin varlığından haberdar olmak; ancak emekçiler arasında çalışma yürüten bu kurumların çoğu birbirinden haberdar değil.Haberdar olduklarının çoğunu ismen tanıyor. Bu kurumların neyi, ne kadar, nasıl yaptığını bilmiyor. En azından biz Mayısta Yaşam olarak bu son koordinasyon toplantısı hazırlıkları sırasında bunu daha da yakından fark ettik. Duymadığımız tanımadığımız pek çok kurum varmış. Bunların çoğunun bizi tanımadığını, gıyaben tanıyanların da hakkımızda sağlıklı bilgilere sahip olmadıklarını söylemeye gerek yok herhalde. Tek sorun habersizlik değil. Birbirinden haberdar olan kurumlar arasında ise rekabet yaygın bir hastalık. Aynı kesimleri örgütlemek için birden fazla sendika, sendika girişimi; aynı dönemde gerçekleştirilen birden fazla işçi kurultayı yapılıyor. Benzer bir durum lisedeki emekçi çocuklarını birleştirmek isteyen oluşumlar için de geçerli. İrtibatsızlık ve rekabet bu kurumların dişleriyle tırnaklarıyla mücadele ederek elde ettikleri olanakların akıl dışı bir biçimde çarçur edilmesine yol açıyor. Çoğu zaman bir çok kuruma merhem olabilecek kaynaklar onları her zaman kullanmayan diğer kurumların elinin altında atıl bir biçimde bekliyor. Daha sık rastlanan bir durumsa hep birlikte daha sık, daha kolay, daha masrafsız gerçekleştirilecek işlerin ayrı ayrı çoğu zaman yarım yamalak gerçekleştirilmesi. Etkinlikler, film gösterimleri, söyleşiler, sendikal eğitim, sağlık taramaları, kurultaylar, forumlar, ders verme faaliyeti.... ortaklaştırılamadığı oranda amatörce yapılıyor. Kaynak israfı dendiğinde akla haklı olarak en çok maddi olanakların paylaşımı geliyor.Oysa en az onun kadar önemli başka bir boyutu daha var: Deneyim Aktarımı. Deneyim aktarımı olmadıkça işçiler arasında çalışma yürüten kurumlar benzer hataları yapıyor. Bir kooperatif en ucuza nasıl açılır? Noterlere en az para nasıl kaptırılır? Bir kitle örgütü mühürlendiği, polisin tacizlerine uğradığı zaman ne yapmalıdır? Bir kitle örgütünün bülteni nasıl çıkarılır? Bir sektörde, diyelim ki tekstilde, sendikal çalışmaya başlandığı zaman dikkat edilmesi gereken şeyler nelerdir? Bu tarz deneyimler paylaşılmadı oranda aynı hatalara tekrar tekrar düşülüyor. NE İÇİN KOORDİNASYON? Emekçiler arasında sınıf temelli bir çalışma yürüten, bu çalışmalara destek olmak isteyen kurumlar birbirlerinden haberdar olmalı, aralarındaki irtibatı sürekli kılınmalı, eşgüdüm içinde hareket etmeli, olanaklarını paylaşmalı ve tecrübelerini birbirlerine aktarmalılar. 2003 yılında Yeni Yaşam (Ankara)ve Özgür Yaşam’ın (İzmir) çağrılarıyla gerçekleşen ilk koordinasyon toplantısı da belirttiğimiz amaçları taşıyordu. 2003’ten bugüne değişen koordinasyonun amaçları değil bileşen kıstasları oldu. Koordinasyonun katılımcıları başlangıçta demokratik kitle örgütlerinin işleyişine dair ortak bir kavrayışa sahip olan ve bu temelde işleyen kurumlardı. 2005 Eylül’ünde İzmir’de yapılan koordinasyon toplantısının ardından bu tanımın koordinasyonu sınırlayan bir kıstas olduğuna karar verildi. İrtibat halinde olmaya, eşgüdüme, deneyim aktarımına, olanakları paylaşmaya sadece benzer işleyişe sahip olan kurumların ihtiyacı yoktu. Koordinasyon işleyişleri nasıl olursa olsun, emekçiler arasında sınıf temelli bir çalışma yürütmek, bu türden çalışmalara destek olmak isteyen tüm kurum ve girişimlerin ortak ihtiyacıydı. Bu nedenle bu kurum ve girişimleri koordinasyonun bileşeni olabilir, olmalıdır. Söz konusu değişiklik koordinasyon bileşeni kurumların kitle örgütlerinin işleyişini kendi aralarında tartışmalarına engel değildir. Aksine koordinasyon bileşenlerinin hangi türden kitle örgütlerinin sınıf dayanışmasına daha elverişli olduğuna ilişkin bilgi ve birikimlerini aktarması önemli bir deneyim aktarımı olarak görülüp teşvik edilmelidir. KOORDİNASYON NE DEĞİLDİR? Koordinasyondan söz ettiğimiz zaman sık sık yanlış anlaşılıyoruz. Bu durumda hem bizim kendimizi anlatmak için gerekli araçları yeterli etkinlikte kullanamayışımızın payı var. Hem de yaşadığımız topraklarda koordinasyon sözcüğünün platform, cephe, ittifak vs. kavramların eş anlamlısı ya da kılıfı olarak kullanılması rol oynuyor. Biz kendi payımıza koordinasyon hakkında en sık karşılaştığımız yanlış anlamaları düzeltmek istiyoruz. KOORDİNASYON BAĞLAYICI KARARLAR ALAN BİR MERKEZİYETÇİ BİR YAPI DEĞİLDİR Koordinasyona gelmekte tereddütlü davranan kurumlar genelde koordinasyonu kendi hedefleri, ilkeleri ve işleyişleri hakkında bağlayıcı kararlar alan bir yapı olarak görüyorlar. Oysa bu doğru değildir. Koordinasyon birbiriyle irtibatlanmak isteyen örgütlerin toplamıdır. Onların toplamından fazla, onlara dışarıdan bakan, talimatlar veren bir üst irade değildir. Koordinasyona katılanların amacı basittir: Birbirlerinden haberdar olmak, enerji ve kaynak sarfiyatını en aza indirmek, deneyimlerini ve olanaklarını uygun gördüğü oranda paylaşmak. Koordinasyona katılan kurumlar kiminle neyi nasıl paylaşacaklarına kendileri karar verir. Bu paylaşımda yetkili bir üst irade mevcut değildir. Koordinasyon katılımcıları üzerinde bağlayıcı olan bir irade olmaması, koordinasyon bileşenlerinin böyle bir iradeyi anlamsız ya da gereksiz bulmasından kaynaklanmaz. Koordinasyon bileşenleri bu türden bir iradeyi tanıyan platformlar kurabilirler. Benzer bir biçimde koordinasyonun halihazırdaki katılımcıları dışındakiler tarafından kurulmuş platformlar da koordinasyona katılabilirler. Burada hatırlanması gereken nokta koordinasyonun kurulacak platformların bir bileşeni değil, söz konusu platformların koordinasyonun katılımcısı olacağıdır. KOORDİNASYONUN MERKEZİYETÇİLİĞİ FARKLIDIR Koordinasyonun kitle örgütlerini yönetme iddiasında olmaması onun hiçbir merkezi nitelik taşımadığı anlamına gelmez. Aksine koordinasyonu anlamlı kılan onun merkezi niteliğidir. Koordinasyon şu ya da bu ildeki, ilçedeki, iş kolundaki ya da okulda çalışma yürüten kitle örgütlerinin değil yaşadığımız toprakların her tarafındaki kitle örgütlerinin toplanmasıyla yaşama geçebilir. Zira kitle örgütleri sadece kendileriyle aynı yerelde bulunan kurumlarla dayanışma ihtiyacı duymazlar. Koordinasyon bu bakımdan merkezi bir nitelik taşır. Bu durum koordinasyonun kurulacak yerel koordinasyonları ikame ederek gereksiz kılması anlamına gelmez. Aksine kitle örgütü koordinasyonunun kitle örgütlerinin birbirlerinden haberdar olmasını sağlayarak aynı yerelde ya da işkolunda çalışma yürüten kitle örgütlerin daha koordineli bir biçimde çalışmasını kışkırtması beklenmelidir. Tekrarlamak gerekirse: Kitle örgütleri koordinasyonları yerel koordinasyonlarla yetinmeyen, bu tür koordinasyonların alt yapısının olmadığı alanlardan gelen kurumların koordinasyonudur. Asla yerel ve sektörel koordinasyonların alternatifi ya da rakibi olarak görülmemelidir. Bu durum kitle örgütü koordinasyonuyla yerel koordinasyonlar arasındaki ilişkide de akılda tutulmalıdır. Hali hazırda kurulmuş ya da kurulması muhtemel yerel koordinasyonlar merkezi koordinasyonların alt organları değildir. Bu koordinasyonlar arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Yerel koordinasyonlara katılan kurumların merkezi koordinasyonlara katılmayı gerekli görmemesi mümkündür. Aynı şekilde merkezi koordinasyona katılan kurumların yerel koordinasyonlara katılması anlamlı olsa da şart değildir. KOORDİNASYON BİR LÜKS BİR ÖDÜL DEĞİL TEMEL BİR GEREKSİNİMDİR Koordinasyon toplantısına davet ettiğimiz kurumlardan sık sık bu tür girişimleri olumlu bulduklarını ancak kendilerinin bunlara ayıracak vakitlerinin bulunmadığını duyduk. Kimi kurumlar da güç bela ayakta durabildiklerini, türlü imkansızlıklarla boğuştuklarını belirtti. Ancak kendi ayakları üzerinde durmaya başladıkları zaman bu tür toplantılara katılabileceklerini ifade ettiler. Başta da belirttiğimiz gibi bu durum “Her koyun kendi bacağından asılır” mantığına karşı mücadele eden bu kurumların emekçiler arasında yürüttüğü çalışmanın amaçlarıyla taban tabana zıt bir tutuma işaret ediyor. Zira her kurumun kendi ayakları üzerinde durma gayretiyle burjuvazinin her koyunu kendi bacağından asma mahareti birbiriyle yakından ilişkilidir. Koordinasyon yani birbirimizle irtibat halinde bulunmak, birbirimizin sorunlarından, imkanlarından haberdar olmak bir lüks değildir. Aksine kendi amaçlarımıza ulaşmak yani sınıfsal dayanışmayı kuvvetlendirmenin olmazsa olmaz koşullarından biridir. SİYASİ BİR PLATFORM DEĞİLDİR Koordinasyon sık sık siyasi platformlarla karıştırılıyor. Koordinasyon toplantısı çağrılarında bize sık sık daha güncel, daha politik bir dayanışma platformu kurmanın daha anlamlı olduğu söyleniyor. Bu türden platformlar kurmak koordinasyona katılan kimi kurumlar ve onların içinde çalışma yürüten siyasi akımlar açısından anlamlı olabilir. Zaten koordinasyona katılan kurumların önemli bir bölümü bu türden platformlarda yer almışlardır, yer alma gayretindedir. Ancak bu türden girişimler koordinasyonun alternatifi değildir. Zira koordinasyon önüne emekçiler arasında çalışma yürüten kurumların dayanışması hedefini koymuştur. Koordinasyona katılacak kurumlar için kimi siyasi kriterler tarif etmemiştir. Böyle kriterler konulduğu zaman ya farklı siyasi tutumların etkisinde olan ya da siyasetle en ufak bir ilişkisi olmayan kurumları koordinasyondan dışlayacaktır. Ya da herkesi katmak için siyasi zemini sulandıracaktır. Bunun hem kitle örgütlerine hem de siyasi mücadeleye haksızlık etmek olduğu kanısındayız. Bu durum elbette koordinasyon bileşenlerinin emekçilerin birleşik mücadele günü olan 1 Mayıs, 8 Mart vs. gibi günlerde, ya da işçi ve emekçi eylemlerinde sınıf kardeşleriyle yan yana eylemlere katılmasının önünde engel değildir. Aksine kendisi bir dayanışmanın ifadesi olan koordinasyonun işçilerin dayanışma ihtiyacı olan bu eylemlere birbirine siyaset yasağı koymadan katılması mecburi olmasa da tercih edilen bir durum olsa gerekir. Koordinasyon lüks değil acil bir ihtiyaçtır. Kuşkusuz kitle örgütlerinin önce kendi ayakları üzerinde durma kaygısına yol açan etmenler sadece bir kavrayış sorunundan kaynaklanmamaktadır. Aynı zamanda bu kurumların bu türden toplantılardan yorgun düşmeleriyle de alakalıdır. Önüne somut işler koymayan, soyut tartışmalarla havanda su dövmekle zamanı çarçur eden dayanışma girişimlerinden ibret almamız gerekir. Bu aynı zamanda önümüze koordinasyon toplantılarını daha verimli kılmak için yeni düzenlemeler yapma görevini de koyar. |