|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 30
|
Yamanlar Kültür Merkezi’nde Son Dönemde Yaşananlar Komünistlerin kurulmasına ön ayak olduğu ve içinde bilfiil çalıştıkları kitle örgütlerine “bizim kitle örgütümüz” diye bakmadığı KöZ sayfalarında sıklıkla tekrarlanan bir vurgu. Komünistlerin birliğini savunanlar, bu perspektiflerini gazete sayfalarında bırakmayıp, pratikte de uygulayarak içinde çalışma yürüttükleri kitle örgütlerini diğer kitle örgütleriyle buluşturmak ve bu kitle örgütlerinde devrimcilerin siyaset yapma özgürlüğünü geliştirmek için ısrarlı bir çaba göstermektedirler. Bununla birlikte komünistler başka siyasal akımların açmasına öncülük ettiği, çalışma yürüttüğü sınıf dayanışma örgütlerinde de çalışmaktan geri durmayıp, aynı yerelde benzer faaliyetleri yürüten bir başka kurum açmaktansa hali hazırda var olan kitle örgütlerinde çalışmaya öncelik verirler. Ancak içinde çalışılacak kitle örgütünde, bu kitle örgütünün işleyişine dair bazı genel ilkelere uyulup uyulmadığına bakarak buralarda çalışma yürütüp yürütmeyeceklerine karar verirler. Bu ilkeler; kurumun siyasal görüş, ulusal kimlik, cinsiyet, sınıf, mezhep vb. ayrımı yapmadan kapılarını bütün herkese açması, kurum içinde siyaset yapma yasağı konulmaması, kurumun çalışmalarına emek koyan herkesin karar alınırken de söz sahibi olması vb. gibi sıralanabilir. Söz konusu bu ilkeler de bize vahiy yoluyla gelen veya bizim çalışmalarımıza kolaylık olsun diye bizim uydurduğumuz ilkeler değildir. Bunlar çeşitli tarihsel dönemeçlerden süzülerek ortaya çıkan “sovyet demokrasisi” deneyimlerinden öğrendiğimiz ve çeşitli kitle örgütlerinde uygulamaya çalıştığımız ilkelerdir. Biz komünistler geçen yıl kurulan Yamanlar Kültür Merkezi’nin çalışmalarına bu anlayış ve ilkeler doğrultusunda emek koymak için yola çıktık. Fakat geçtiğimiz günlerde ilk kurulurken ortaya konan ilkelere ters düşen bir kararla Yamanlar Kültür Merkezi’nin işleyişi değiştirildi ve farklı siyasal düşüncelere, dolayısıyla da bu siyasal düşüncelere sahip emekçilere kapısını kapatan kitle örgütlerine bir yenisi daha eklendi. Biz de bu konuda yaşadığımız olumsuz deneyimi sizlerle paylaşmak istedik. Yamanlar’da uzun zamandan beri hissedilen bir sınıf dayanışma örgütünün eksikliği; 2005 Nisan ayında ESP’nin açılmasına öncülük ettiği Yamanlar Kültür Merkezi ile giderilmeye çalışıldı. ESP’li arkadaşlar uzun yıllardır devrimci hareketin yaptığı “kendi yan kuruluşunu açma” yanlışlığını bu kez tekrarlamak istemediklerini ifade ederek, kurumun kapısının bütün siyasetlere açık olduğunu beyan ettiler. KÖZ’ün arkasında duran ve Yamanlar çevresinde bir kitle örgütünün yakıcı eksikliğini hisseden biz komünistler de bunu değerlendirerek kurumun açılmasından itibaren faaliyetlerine omuz vermeye çalıştık. “Çürüme ve Yozlaşma Karşıtı Platform” girişimi, gecekondu yıkımlarının mahalle gündemine sokulması ile ilgili çalışmalar ve kurumun kendi faaliyetlerinde de “dar grup çıkarları” gözetmeden, gücümüz oranında birlikte emek harcayıp birlikte karar vermeye çalıştık. Yeterince emek koyamadığımız dönemler olmasına rağmen kuruma verdiğimiz önem var olmaya devam etti. Fakat geçtiğimiz Şubat ayında ESP’li arkadaşlar kurumda bundan sonra sadece ESP’nin siyaset yapabileceğini, diğer siyasal akımların “yürütme”de yer alamayacağını bize beyan ettiler. Bu durumun sadece KöZ’e ilişkin bir tavır olmadığını, bütün siyasal akımlar ile ilgili alınmış bir karar olduğunu belirttiler. ESP’nin genel çizgisinin kendi açtıkları kurumlarda başkalarına siyaset yaptırmamak olduğunu ama bu kurumun açılmasında emek koyan yoldaşlarının böyle farklı bir karar aldığını, bu kararı ise kendilerinin onaylamadıklarını ifade ettiler. Bu tutumlarını, farklı siyasetlerin bir arada çalışmasının “anarşi” yaratacağı ve kurumun bu durumda çok fazla yol kat edemeyeceği iddialarıyla gerekçelendirdiler. Kendilerinin açılmasına öncülük ettiği bir kitle örgütünde sadece kendilerinin örgütleme çalışması yapmak istediklerini, başka siyasal akımların bir siyasal etki bırakmasının kendi örgütleme ve siyasallaştırma çalışmalarına zarar vereceğini açıkladılar. Ayrıca kurumun belli bir dönem kapanma aşamasına geldiğini, bu dönemde de yeterince emek sarfetmediğimizi dile getirdiler. Biz de arkadaşlara görüşlerimizi genel olarak şöyle ifade ettik: “ESP, kitle örgütlerinde diğer siyasetlerle birlikte çalışmayı doğru bulmamasına rağmen kültür merkezinin açılmasına ön ayak olan ESP’li arkadaşlar doğru bir karar vererek kurumun kapılarını herkese açmışlardır. Farklı siyasal akımların birlikte çalışmasının zorluğunu “anarşi” olarak ifade etmek yanlış bir tutumdur, birlikte emek koyup birlikte karar vermenin bir takım zorlukları olmasına rağmen “sovyet demokrasisi”ni şimdiden öğrenmenin tek yolu budur. İşçi sınıfının genel çıkarları örgütlerin kendi çıkarları üstünde tutulduğu sürece bu zorluklar birlikte aşılabilir. Ayrıca şu ana kadar da kurumun faaliyetlerine zarar verecek, işlerin ilerlemesini engelleyecek bir sürtüşme yaşanmamıştır. Kuruma bazı dönemlerde yeterli emek koyamadığımız doğru bir tespittir; fakat bu durum sadece bizim için geçerli değildir. ESP’li arkadaşlar da aynı dönemlerde yeterli emeği sarfetmemişlerdir. Dolayısıyla bu gerekçe kurumla ilgili aldığınız kararla ilgili yeterli bir gerekçe değildir. Kitle örgütü içinde örgütleme ve siyasallaştırma çalışmaları sorununa gelince; kitleleri siyasallaştırırken veya örgütlerken başka siyasal akımları buna engel olarak görmek kendi siyasetine güvenmeme ve kitleyi koyun sürüsü olarak görme anlayışının bir ürünüdür. Ayrıca kitle örgütünün kapılarını farklı siyasal düşüncelere kapatmak, aynı zamanda kurumu o siyasal düşüncelere sahip emekçilere de kapatmaktır. Dolayısıyla bu tutumunuz işçilerin birliğine de, devrimci dayanışmaya da zarar verecek bir tutumdur.” ESP’li arkadaşlar, kitle örgütlerine dair ortaya koyduğumuz bakış açısını doğru bulmalarına rağmen günümüz koşullarında bunun gerçekleşmesinin zor olduğunu düşündüklerini ifade ettiler. Bu sebeple de ESP çizgisinin kitle örgütlerinde farklı siyasetlerin çalışmasını doğru bulmadığını belirttiler. Biz de asıl, işçilerin-emekçilerin, devrimcilerin parçalanmışlığının had safhaya ulaştığı bu dönemde birlikte çalışmak gerektiğini ifade ettik. Konuşmamız bu şekilde noktalandı. Bu durumun kuruma gelen diğer emekçilerle birlikte konuşulması gerektiğini düşünerek daha sonra ESP’li arkadaşlarla tekrar konuştuk. Yamanlar Kültür Merkezi ile ilgili bu kararın ESP tarafından bize iletildiğini, YKM Yürütmesi’nin bu yönde bir kararı varsa bize iletilmesini talep ettik. Hatta sadece bize değil, kurumun muhatabı bütün emekçilere de değişen bu durumun açıklanması gerektiğini belirttik. Böyle bir açıklama hem YKM’nin işleyişi açısından önemlidir, hem de KöZ’ün arkasında duran komünistlerin bir siyasal özne olarak bu kurumda çalışma yapma konusundaki taahhüdlerini bundan böyle neden yerine getiremeyecekleri sorusuna yanıt olacaktır. Zira bu soruyla mahallede zaman zaman karşılaştığımızı ve bundan sonra da karşılaşabileceğimizi; bizim bu soruyu yanıtlayabileceğimizi, ancak bu problemin asıl muhatabının da bunu emekçilere açıklamamasının dedikodulara yol açarak kuruma zarar verecebileceğini belirttik. ESP’li arkadaşlar da bu durumu YKM’nin emekçilere açıklamasının mümkün olmadığını, YKM’nin bize açıklamasına da gerek olmadığını çünkü zaten ESP’nin böyle bir açıklama yaptığını ifade ettiler. Biz de bu durumu açıklama yapma gereği duyduğumuz yerde ve zamanda kuruma zarar vermeyecek şekilde açıklayacağımızı belirttikten sonra kurum dışında da ortak iş yapabileceğimizi söyleyerek konuşmayı noktaladık. Köz’ün Aralık 2005 sayısında yer alan “Kitlelere” yazısının içinden geçtiğimiz döneme ayna tutan bir bakış açısının ürünü olduğu yaşadığımız deneyimle bir kez daha kendini göstermiştir. Biz ESP’li arakadaşlarla yaptığımız bu tartışmalarda “Kitlelere” yazısında yer alan argümanların bir kısmını kullanmamıza rağmen kitle örgütlerine bakış ile tasfiyecilik arasındaki ilişkiye bu tartışmalarda değinememizi eksiklik olarak değerlendirdik. KöZ’ün arkasında duran komünistler olarak Yamanlar ve çevresinde bir “sınıf dayanışma örgütü”nün eksikliğini hala hissediyor ve bu eksikliği gidermek için şu ana kadar koyduğumuz emeğin yetersiz olduğunu göz önünde tutarak çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Ayrıca bu kötü deneyimden dersler çıkarıp, kitle örgütlerinde farklı siyasal akımlarla çalışmanın yanlış olduğu gibi bir sonuç çıkartmadan yeni girişimlerde bulunmaktan geri durmayacağız. Çünkü işçi sınıfının içinde, emekçi mahallelerinde dayanışmayı örgütleme iddiasını savunan farklı devrimci siyasetlerin içinde çalıştıkları dernekler, kültür merkezleri ya da kooperatifler arasında rekabet olamaz, olmamalıdır. Çünkü devrimci örgütler arasındaki rekabet emekçilerin devrimcilere olan güvensizliğini pekiştirdiği gibi, içinden geçilen siyasal gericilik döneminde devrimci dayanışma ilişkilerinin gücüne yaslanarak atılabilecek olumlu adımlara engel teşkil etmektedir. «Kitle örgütleri arasında rekabet değil; dayanışma» yaratmak için devrimciler arasında da somut ve pratik bir güven ilişkisi kurmak gerekir. Bu sadece işçilerin-emekçilerin birliğini sağlamakla ilgili bir yükümlülük değil, ayrıca Komünistlerin birliğini savunanların partileşme stratejisi ile ilgili bir gerekliliktir de. İzmir’den Komünistler |