Proleter Devrimci KöZ

Sayı: 30
Mart - Nisan 2006


Geri Dönmek İçin Tıklayınız

 

Dev-Genç’liyle Sohbet

8 Ocak tarihinde Mayısta Yaşam Kooperatifi’nde bir söyleşi organize ettik. Söyleşi, 15-16 Haziran eylemlerinde genç devrimcilerin işçi sınıfıyla nasıl buluştuğu üzerineydi. Bu soru, bugün bizim için yani üniversite öğrencilerini işçi sınıfıyla buluşturmaya çalışan, Mayısta Yaşam Kooperatifi için çok önemli. Bir efsane gibi anlatılan 15-16 Haziran eylemini ve öncesini olduğu gibi görebilmek ve daha doğru dersler çıkarabilmek için  o dönemin, kazanılan zaferlerin, yapılan hataların birebir içinde bulunmuş olan devrimcilerden biri misafirimiz oldu.

Söyleşi iki bölümden oluştu. İlk bölümde, Dev-Genç adı verilen örgütün nasıl oluştuğunu, bu oluşumu sağlayan gençlerin o koşullarda neleri başarıp, nerelerde hata yaptıklarını ve 6. Filo olaylarını dinledik misafirimizden. İkinci bölümde mahallelerde işçilerle yapılan çalışmalar nasıl gerçekleşmiş ve öğrencilerde bu gayreti yaratan etmenler hangileriymiş bunları öğrendik.

İzlenimlerini tüm gerçeklikleriyle bizimle paylaşan kişi, 68’den önce içinde bulundukları koşulları anlatarak konuşmasına başladı. Tek düşünceleri bir an önce okullarını bitirip sınıf atlamak olan öğrencilerin arasında, İstanbul’un en apolitik okulunda bulunuyorlarmış ve eğitim sisteminden son derece rahatsız olan öğrenciler olarak bir araya gelmişler. O sırada Amerika’da başlayıp Fransa’ya sıçrayan öğrenci ayaklanmaları, üniversitelerini işgal etmek gibi somut bir takım şeyler düşünmelerine zemin hazırlamış. Bu konuda destek alabilecekleri herhangi bir örgütlülük bulunmadığı için, komünist olarak gördükleri TİP’li öğrencilere akıllarından geçenleri anlatmışlar ve TİP’li öğrenciler bunun kanuni bir eylem olmadığını söyleyerek reddetmiş. Buna rağmen bir işgal kararı alarak bir sabah okullarının duvarına kocaman harflerle şöyle bir yazı yazmışlar: “ Sağ yok, sol yok, işgal var!”. İşgali başlatan öğrenciler; rektörleri, profesörleri vs. okuldan atarak hızla komiteler kurmaya başlamışlar. Savunma görevini üstlenen bir asayiş komitesi ve 20 kişilik bir işgal komitesi oluşturulmuş. İşgalin devamı için de diğer öğrencilerle birlikte oylama yöntemi kullanılmış. Oluşturulan komiteleri ve konseyleri tek bir merkez altında toplama ihtiyacı bununla birlikte görevini yapmayan komite üyelerinin yerine daha uygun üyelerin getirilmesi gibi kararlar farkında olmadan onları Sovyet  demokrasisi anlayışına yöneltmiş. Bu işgal sırasında polislerden veya faşistlerden zarar görmemelerinin nedeni; sıkı savunma ve saldırı teknikleri, silahlanma ve örgütlülük anlayışları olmuş.

İşgal sırasındaki hatalarını, eksiklikleri görmeleri için en kıymet verdikleri şey yoldaşlarının eleştiri, özeleştirileri ve kolektif çalışmaları olmuş.

İşgal sonrasında değerlendirme yapıldığı günlerde 6.Filo adıyla gelen Amerikan askerlerine tükürdükleri için 8 arkadaşları gözaltına alınmış. Bunun haberini alan öğrenciler hemen demir çubuk ve zincirlerle karakolu basarak arkadaşlarını geri almışlar ve oradan çıkınca 6. Filo askerleriyle çatışmışlar ve onları kovalamışlar. O sırada Amerikan askerlerinin kaldığı otelin personelinin protesto edenleri dövmeleri üzerine, öğrenciler oteli basarak, camları kırmış ve personeli dövmüş.

Karşılaştıkları sorunların kaynağına ilişkin tüm bu deneyimlerinden sonra yapılması gerekenin ne olduğunu tartışmaya başlamışlar ve şu kararı almışlar: “İşçilere, köylülere, gecekondulara gitmemiz gerek.” Bu konuda İstanbul’da veya başka bir yerde yapılan en ufak bir şey göremedikleri için işe başlamakta zorlanmışlar.

İşçilerle, işsizlerle ve atölye sahipleriyle 150 kişilik bir toplantı düzenlemişler. Makinelere ve atölyelere sahip oldukları için yönetimi ele almak isteyen atölye sahiplerine, bunu asla kabul etmeyiz diyerek karşı çıkmış işçiler. Öğrenciler, buna engel olabilmeleri için iktidarı almaları gerektiğini söyleyerek, işçilere sosyalizmi anlatmaya çalışmışlar. İşçi kahvelerine ve buna benzer yerlere giderek, işçilerle birlikte olmaya, onlarla bağlarını sıklaştırmaya çalışmışlar. Bunun için spor haberlerini takip etmek, kağıt oyunlarını öğrenmek gibi aslında ilgilenmedikleri bir çok şeyi öğrenmişler. Bunun için uğraşan onca Dev- Genç’li, Dev Genç’in merkezinden haberdar değilmiş, merkezin de bu çalışmalardan haberi olmuyormuş ve bu nedenle en fazla ihtiyaç duydukları şey öncelikle, bu çalışmalar arası koordinasyonu ve ilişkiyi sağlayacak bir partiymiş. O dönemde öncü devrimci bir partinin olmayışı duvara çarpmalarına neden olduğunu söylüyor. “Bugüne baktığımızda kendine devrimci parti diyenler var ama durum o günkünden farklı değil. Komünist bir parti olmadığı sürece de onlarla aynı duvara çarpmamız kaçınılmaz.” diyor.

Dev-Genç’in içinde ön saflarda yer alan ve çalışan bu arkadaşın izlenimlerini dinledikten sonra söyleşiyi birkaç soruyla bitirdik. Bu sorulardan bir kaçı şöyleydi. “O dönemde Lenin’in parti ihtiyacına karşılık veren yazıları yok muydu?”, “O zamanlar Dev-Genç’i bir parti olarak görmediniz mi?”, “Okulunuzda yaptığınız protestolarda bu dönemde yapılanlar gibi sadece öğrencilerin çıkarlarına yönelik, bir takım ayrıcalıklar üzerinden yapılan, dar kapsamlı talepleriniz oldu mu?”.

Birkaç saate sığdırdığımız ama doyamadığımız söyleşiye, kalacak bir ev ayarlayıp gece geç saatlere kadar devam ettik.

Yenibosna Mayısta Yaşam Kooperatifi Bileşenleri