|
Proleter Devrimci KöZ
Sayı: 30
|
Dev-Genç “Efsane”sini Canlı Bir Tanıktan Dinledik Dev-Genç hikayelerini bilirsiniz. Çoğu zaman bu hikayelerde dev gibi adamların olduğundan ve bunların Türkiye’yi kurtaracağından bahsedilir. Yemeyen, içmeyen bu dev adamlar, okullada örgütleniyor, işgallere katılıyor, eylemlerden geri durmayıp, 6. Filoları denize döküyor, fabrikalarda işçileri, tarlalarda köylüleri ayağa kaldırıyor. Elbette ki bunlar böyle sıradan anlatılmıyor. Konular da, kişiler de efsaneleştiriliyor. Kendisi de oluşturulmuş olan Dev-Genç efsanesinin bir parçası olan, Dev Genç’li deyince kafamızda oluşmuş olan tiplemeyle, hayal ettiğimiz Dev-Gençliyle biçimsel olarak uyuşmayışıyla bizi şaşırtan, ama esas şaşkınlığı kendisinin de içinde olduğu bu Dev-Genç efsanesini, efsane olmaktan çıkartıp sıradanlaştırmaya gayret edişiyle bizlere yaşatan bir Dev-Genç’liyle tanışmak şansına sahip olduk. Biz Dev-Genç’li arkadaşı sıkılmadan iki kez dinledik. İkinci dinleyişimiz, bulunduğumuz mahallede olması sebebiyle anlamlıydı. Onbeş kişinin katıldığı söyleşimiz bir Köz okuru ailenin evinde gerçekleşti. Şunu hemen belirtmeliyiz ki, oda çok dardı ama böyle olması daha iyiydi. Daha sıcak bir tablo sunuyordu çünkü. Dev-Genç’li arkadaş, hiç de anlatılanlar gibi efsaneleştirilecek biri değildi, hatta bu durumdan özellikle kaçınıyor, kendisine öyle yaklaşılmasını bir rütbe verilmesi olarak tanımlayarak, rütbenin pek hayra alamet bir şey olmadığını, göklere çıkarılanların eninde sonunda onu yukarılara çıkaranlar tarafından hedef haline gelmesinin her zaman yaşanan bir şey olduğunu, dolayısıyla, bu tür bir yaklaşımın kendine zarar vermek istemek anlamına geleceğini söylüyordu. O efsanelerdekilere benzemiyordu. Ya da kafamızda sis duvarları örmemizden, önümüzü göremememizden kaynaklı, önümüze çıkarttıklarıyla avunacağımız kahramanlıklar söz konusuydu. Dev-Genç’li arkadaş, tam da bizim ihtiyaç duyduğumuz deneyimlerden söz ederek bizi etkiledi. İstanbul Üniversitesi işgalinden, 6. filolardan, işçi mahallelerindeki çalışmalardan, okullarındaki örgütlülüklerinden (Öyle ki, sadece kendi fakültelerindeki toplam 800 öğrencinin 750 tanesi eylemlere katılıyor. Üstelik katılımcıların içinde kadınlar da gerekli ağırlıklarıyla yer alıyorlarmış) ve daha birçok şeyden bahsetti. Yapılan bir deneyim aktarımıydı. O da uzak bir yerden bu aktarımı yapmayı iş bilerek gelmişti. Biz “eski solcuyuz geldik geçtik o yollardan” diyenlere inat, “evet ben eski Dev-Genç’liyim. O yıllardan bugüne kalanlar, sadece efsanelerdir. Oysa ki sorun, işçiler içerisinde örgütlenmeye çalışanlara yaptıklarımızı aktarmaktır” diyerek; devrimcilerle döneklerin arasındaki farkı göstermiş oldu. Dev-Genç’li arkadaşla, sohbet sona ermiş, vedalaşma zamanı gelmişti. Yüzünde yılların eskitemediği bir gülüş, gözlerinde ise sevecenlikle bakıyordu. Biz yapamadık, siz bunu yapacaksınız, ben de burada olacağım der gibi arkamızdan el salladı. Yazılanlardan öğrendiğimiz 68 kuşağının deneyimlerini canlı bir tanıktan dinlemek elbette çok daha önemliydi. Şimdi bu deneyimler ışığında yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı birkez daha gözden geçirip, adımlarımızı daha emin bir şekilde yere basacağız. Lenin’i anarken Bolşevikleri, Denizleri, Mahirleri, İboları anarken, tüm Dev-Genç’lileri anmaya devam edeceğiz. Bolşevizmin ışıklı yolunda ilerlerken kendi topraklarımızdaki yaşanan devrimci mücadelelere ve değerlere de bir o kadar sıkı sıkıya sarılacağız. Bolşevizm Kazanacak, Komünist Bir Dünya Kuracağız Yaşasın Komünistlerin Birliği! İstanbul’dan Komünistler “Beni Eleştirmediniz Öğrenmemi Engelliyorsunuz” Sohbette birçok şeyden bahsedildi. Bunlardan bir tanesi de o dönemde bu arkadaşların kendi aralarında eleştiri konusunu nasıl değerlendirdikleri hakkındaydı. Bir yandan öğrenen bir yandan öğrendiklerini hayata geçirmeye çalışan bir grup genç... Bu gençler farklı farklı şehirlerden, kasabalardan gelmiş, daha ziyade Adalet Partili gençlermiş. Bir yandan Adalet Partili, diğer yandan da koca İstanbul’da zor koşullar altında okumaya çalışan; bu nedenle de birbirlerine tutunarak ayakta durmaya çalışan bir grupmuşlar. Bu grup, bir yandan hamallık yapıyor, ne iş yapabilirlerse ona koşturuyor, diğer yandan da kendi hayatlarına karşı sorumluluk duygusuyla yaklaşıyorlarmış. Anlaşılan o dönemde Adalet Partili dahi olsa, kendini nesne gibi görmeyen, yaşadığı hayata ve yanındakilere karşı sorumlulukla yaklaşan bir havayı hakim kılmayı becermişler. Hem gündelik hayatlarını birbirlerine dayanarak geçiren, hem de okullarındaki sorunları kendi sorunları olarak görüp sahiplenen tutumları, onları Adalet Partisi’nden koparıp devrimci olmaya doğru götürmüş. Şimdilik anlatmayacağımız, ama sonrasında parça parça paylaşmaya çalışacağımız olaylar, bu grubun devrimcilerle yollarını buluşturmuş. Okul işgalleri, yukarıda da değindiğimiz eylemler, onları okulların duvarlarına sıkışan bir bakıştan uzaklaştırmış. Okuldaki sorunların yaşadıkları toplumla bağını kurmayı becermişler. Zaten aslında devrimci olmak da, sorunları yalnız göründüğü gibi değil, bütün bağlantılarıyla görmeyi de gerektiriyor diye bakıyorlarmış. Nihayetinde adları Dev-Genç olsa da, işçilerle yollarını kesiştirmeyi becermişler. İşçi kahvelerinde sohbetler, onların evlerinde kalmaya ikna etmeler derken farklı şehirlerde Cuma hutbelerinde söylenenleri tersine çevirme girişimleri gibi bir çok deneyimi yaşamışlar. Onları, bütün bu el yordamıyla, aktarılmayan deneyimler içinde ayakta tutan en önemli noktalardan birisi eleştiri meselesini ele alışları olmuş. Zaten arkadaşın toplantılarımızdan sonra sürekli eleştirilmeyi bekleyen ve «beni eleştirmediniz, öğrenmemi engelliyorsunuz» tutumu da o dönemden kalma bir alışkanlık olsa gerekti. “O dönemde birimiz bir yerde konuşma yapmaya gittiğimizde diğerimize iş verirdik, o onu gözler, eksiklerini belirler, sonra da aktarırdı” diyordu; arkadaş. “Her yaptığımızı eleştiriyle düzeltirdik. Eleştiri olmadan, birlikte iş yapanların birbirlerine katkısı olmaz. Kişisel bir işle uğraşmıyorduk, dolayısıyla eleştiriler de kişilere değil, yapılan işin daha iyi yapılmasına yönelikti. Bu konuda kendini koruyan, eleştiriden öğrenmeyen tavırlara set çekiyor, grubumuzdan dışarı çıkarıyorduk” diyordu; arkadaş. Burada onun anlattıklarının sadece küçük bir kısmını not düşmüş olduk. Ama bu verimli sohbet konularını Köz okurlarıyla parça parça paylaşacak; aktarımları dinleyemeyenlerin bizim öğrendiklerimizi öğrenmelerini sağlamaya çalışacağız. İstanbul’dan Komünistler |