SUNUŞ


I. AMAÇ VE İLKELERİMİZ

A. Kimiz Neyi Savunuyoruz?

B. Kimlerden ve Hangi Tutumlardan Ayrı Duruyoruz?


Temel Başvuru Kaynaklarımız: TKP ve Komünist Enternasyonal

Ek-1 Komünist Enternasyonal'e Katılmanın «21Koşul»u

Ek-2 KOMÜNİST ENTERNASYONAL'in PLATFORMU

Ek-3 Türkiye İştirakiyun Fırkası (TKP) Programının İlke ve Esasları


'Amaç ve İlkelerimiz' broşürünü «Word dosyası formatı»nda bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız


Geri Dönmek İçin
Tıklayınız

A. Kimiz Neyi Savunuyoruz?

KOMÜNİSTİZ

Üretim araçlarının özgürce birleşmiş üreticilerin kolektif mülkiyetine geçeceği;

Kafa-kol, kır-kent, kadın-erkek, arasındaki toplumsal işbölümünün ortadan kalkacağı;

Her türlü ayrımcılığın yok edileceği;

Her insanın özgürce gelişmesinin bütün herkesin özgürce gelişmesinin koşulu olacağı;

Sınıfsız, sınırsız bir dünya toplumunu hedefliyoruz.

Sınıfsız topluma işçi sınıfının kurtuluşuyla ulaşılır. İşçi sınıfının kurtuluşu ancak işçi sınıfının kendisi tarafından sağlanabilir. İşçi sınıfının kurtuluş mücadelesi, yeni sınıf ayrıcalıkları ve tekelleri için değil, her türlü sınıf egemenliğinin, toplumsal ayrıcalığın, baskı ve sömürü ilişkisinin yok edilmesi için bir mücadeledir. Bu yüzden, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi insanlığın evrensel kurtuluşunun biricik yolu ve koşuludur.

Sermayenin «özel ve temel ürünü olan» işçi sınıfının kurtuluşu, yerel veya ulusal bir sorun değildir. Bu sorun kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu bütün ülkeleri kapsayan toplumsal bir sorundur. Bu sorunun nihai çözümü dünya çapında bir sınıf oluşturan işçi sınıfının bütün parçalarının teoride ve pratikte birlikte hareketine bağlıdır.

Bu hareketin asıl büyük amacı, işçi sınıfının iktisadi kurtuluşu; yani emekçilerin ücretli kölelikten kurtulup, üretim araçlarının ve üretimin tüm nesnel koşullarının efendisi haline gelmesidir. İnsanlığın kurtuluşunu hedefleyen her siyasal hareket de bu amacın bir aracı olmalı, ona tabi olmalıdır.

Bu amaçla komünizm için mücadelenin bir siyasal mücadele haline gelişine öncülük etmek; bu komünist siyasi akımın, uluslararası işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenme mücadelesinin önderliğini kazanmasını sağlamak; komünizm için mücadele eden siyasal işçi hareketini, burjuva toplumunun sonuçlarına karşı direnen bütün muhalefet hareketlerini etrafında toplayan bir odak haline getirmek istiyoruz.

Bugünü eleştirmek, varolan düzeni iyileştirmek için yürütülen muhalefet hareketleri, şu ya da bu ölçüde komünist toplum fikrinden esinlenmekte, hatta zaman zaman bu fikri beslemektedir. Komünist devrimciler için ise komünizm bir ütopya değil, yaratılacak bir gelecektir. Komünizm, uğruna mücadele edilecek siyasal bir hedef, bir amaçtır.

Demek ki «gerçekçi» veya hayalperest değiliz. Komünizmin varolan toplumun sunduğu maddi önkoşullardan hareketle yaratılabileceğini kabul ediyoruz. Ama komünist bir toplumun bugünkü toplumsal gerçekliğin nesnel evriminin sunacağı bir armağan olmadığını da biliyoruz.

Sınıfsız toplum hedefine nesnel süreçlerin otomatik bir sonucu olarak ulaşılamayacağı gibi, irade ile bir çırpıda varılamayacağının da bilincindeyiz.

Komünist bir dünya toplumuna ulaşıncaya kadar bir geçiş süreci zorunludur. Burjuva devletinin bir ülkede yıkılması ile başlayıp uluslararası çapta devrimci dönüşümlerle gelişerek ilerleyen bu geçiş sürecine karşılık düşen siyasal biçim sadece proletarya diktatörlüğüdür. Proletarya diktatörlüğü için tarihsel deneyimin sunduğu biricik biçim komün tipi bir devlettir; bir sovyet cumhuriyetidir.

«En demokratik burjuva cumhuriyetinden milyon kez daha demokratik bir sovyet cumhuriyeti» olması gereken proletarya diktatörlüğünün olmazsa olmaz özellikleri şunlardır:

  • Proletarya diktatörlüğü üretim araçlarının özel mülkiyeti tekeline son veren bir devrimin ürünüdür ve ortadan kalkması için bir başka devrimi gerektirmez.

  • Proletarya diktatörlüğü kendi kendine sönmesini sağlayacak bir işleyişe sahiptir. Her düzeyde seçilmiş ve seçmenleri tarafından azledilebilen unsurlardan oluşur. Yasama, yürütme ve yargı işlevlerini birleştirmiş kurumlara dayanmalıdır.

  • Proletarya diktatörlüğü sömürücü sınıf devletlerinden nitelikçe farklı olmalı, bürokratik ve ulusal bir karakter taşımamalıdır.

  • Özgürlükleri hukuk olarak değil, somut imkanlar olarak sunan ve güvence altına alan bir yapıya sahip olmalıdır.

  • Bir baskı aygıtı olmakla birlikte, başkasının emeğini sömürenler, imtiyaz peşinde olanlar ve işleyişini fiilen ortadan kaldırmaya yeltenenler dışında herkes için özgürlük sunarak, diğer sınıf diktatörlüklerinden farkını ortaya koyabilmelidir.

  • Proletarya diktatörlüğünün kurumlarının egemenliğine boyun eğen bütün akımlara ayrımsız siyasal örgütlenme özgürlüğü tanıyıp, buna fiilen başkaldıran bütün akımlara yine kendi kurumları, yani işçi milisi eliyle baskı uygulamaktan kaçınmamalıdır.

Sovyet demokrasisi biçimindeki proletarya diktatörlüğünden başka hiç bir devlet biçimi sınıfsız topluma geçişin tek yolu olan bu devlet biçiminin yerini tutamaz. Proletarya diktatörlüğünden başka her devlet proleter devrimiyle yıkılıp parçalanmalıdır. Uluslararası işçi sınıfı devrim mücadelesini komünizme kadar sürdürmelidir.

Proletaryanın bir ülkede siyasi iktidarı eline geçirmesi için olduğu gibi, kazandığı siyasal mevzileri koruyabilmesi ve geliştirilebilmesi için de devrimci bir partiye ihtiyacı olduğunu savunuyor, böyle bir partinin yaratılması ve yaşatılması için mücadeleye öncülük etmek istiyoruz.

Komünist kimliğini bu içerikle kavrıyoruz. Bu kimliği ancak, yeryüzündeki son burjuva devleti yok oluncaya ve kendi kendine sönecek bir sovyet cumhuriyetleri birliğinin mutlak egemenliği sağlanıncaya kadar, devrimci bir tutumdan ve örgütlenmeden vazgeçmeyip, bu örgütlenmenin bağımsızlığını sonuna kadar korumaya kararlı olanların hak edebileceğinde ısrarlıyız.

PROLETER DEVRİMCİYİZ

Genel olarak demokrasi diye adlandırılan burjuva parlamenter demokrasisi sermaye egemenliğinin en gelişmiş biçimi olduğu gibi, sınıflı toplumların da en gelişkinidir.

Burjuva demokrasisi işçi sınıfının iktisadi kurtuluşu yolunda bir kalkış noktası değildir. Burjuva diktatörlüğünün diğer biçimleri ve tüm sömürücü sınıf diktatörlükleri gibi özgürlük yolunda ortadan kaldırılması gereken bir engeldir. Burjuva demokrasilerinde de devlet aygıtı bütün kurumlarıyla parçalanmalıdır.

Mevcut devlet aygıtı kendi kurumlarından herhangi birine dayanarak, onlardan herhangi birinden yararlanarak ve sömürücü sınıflarla herhangi bir uzlaşmaya girilerek yok edilemez. Kapitalizm kendi dinamikleriyle sınıfsız, adil, eşitlikçi ve özgür bir topluma evrilemez. Bu yüzden «sosyalizme barışçıl geçiş» stratejileri yanlış ve temelsiz ham hayallerdir. Bunun için siyasal iktidarın bir devrim oluyla ele geçirilmesi şarttır.

Devrimci yöntem bütün sorunları kökünden ele alıp kökten çözer. Bununla birlikte, herhangi bir radikal yöntem, proleter devrimci yöntemlerin yerini tutamaz.

Gerek konjonktürel gerekse de türlü tarihsel nedenlerle işçi sınıfından başka toplumsal tabakalar ve ezilen kesimlerin burjuva toplumuna karşı mücadeleleri görece önem kazanabilir. Hatta bu mücadeleler kurulu bir toplumsal düzeni alaşağı etmeye varabilir. Bunların göz boyayıcılığına aldanmıyoruz.

Bütün hükmetme biçimlerinin ve sınıfların ortadan kalkması yolunda atılacak ilk adım, proletaryanın egemen sınıf olarak örgütlenmesi, kendi iktidar organlarını yaratmasıdır. Ancak sermayenin ücretli köleleri oldukları sürece bunu sağlamak mümkün değildir. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet tekeli kırılmadan proletarya egemen sınıf haline gelemez.

Bugüne kadar bu yolda atılmış en ileri adım Ekim Devrimi deneyimiyle atılmıştır. Ekim Devrimi'yle somutlaşan proleter devrimi stratejisinin yerine önerilen stratejilerden herhangi biri burjuva diktatörlüğünü yıkmayı başarsa bile, hiçbiri sınıfsız topluma giden yolu açamaz.

Denenmiş yahut denenmemiş askeri veya bürokratik köktenci yollar ya da proletaryadan başka toplumsal güçlerin seferberliğini esas alan stratejiler bütün çeşitliliklerine rağmen aynı kapıya çıkar. Bu tür eski ya da yeni icatlar sınıfsız topluma giden yolu tıkayan ve yine proleter devrim yoluyla aşılması gereken engeller haline gelir.

Proleter Devrimciler Hem «Demokratik Devrim»cilerden Hem «Sosyalist Devrim»cilerden Ayrı Durur

Bir devrime ismini veren şey onun toplumsal alanda önüne koyduğu değişimler değildir. Bir devrimin özünü devrimin öznesinin yanısıra bu öznenin yarattığı, başvurduğu ve dayandığı araçlarla, yöntemler belirler. Yıkılan devletin yerine kurulan devlet aygıtının örgütleniş biçimi devrime adını verir.

«Sosyalist devrim»cilik/«demokratik devrim»cilik tartışmasının yarattığı gürültü, sonuçları açısından çok daha önemli tartışmaları boğmaktadır. Tartışmadaki taraflardan hiçbiri proleter devrimde komünist partisinin rolünün ne olduğunu, sovyetlerin iktidar organı olmasının ne anlama geldiğini kavramış değildir.

Hem «demokratik devrim»cilik hem de «sosyalist devrim»cilik menşevizmden beslenir. Bu iki akım aynı madalyonun farklı yüzleridir. Her iki akımdan da ayrı duruyoruz.

«Sosyalist devrim»cilik, popülizm ve maceracılık eleştirileri altında devrimci geçmişlerini terk etme yolunda olan devrimcilerle, hiçbir zaman devrimci olamamış lafazanların ortak kimliğidir. Devrimci akımlardan «sosyalist devrim»ciliğe iltica eden akımların «işçi sınıfına yönelme» özrü altında devrimci görevlerini savsaklamaları devrimciliği kent ve kır gerillacılığıyla özdeşleştiren anlayışlara kan taşımaktadır.

«Sosyalist devrim»cilerin popülizm eleştirisi adı altında kuyrukçuluğun ve tasfiyeciliğin teorisini yapmalarına hiç aldırış etmeden popülizmle olan ayrımlarımızı kalınca çiziyoruz. Popülistlerin geçmişinde devrimci geleneğe ait olan ne varsa bunların hepsini sahipleniyoruz: Mücadele azmi, düşmana karşı uzlaşmaz ve korkusuz tutum, örgüt bilinci ve ciddiyeti, devrim davasına sarsılmaz bağlılık, emekçi kitlelerle güveni esas alarak kurulmuş yakın bağlar.

Bu özelliklerin hiç birisine sahip olmadıkları halde geçmişteki güçlü ve etkili popülist hareketlerin ya da bunların kimi önderlerinin mirasını taşıma iddiasında olanları ciddiye almıyoruz. Eski popülist akımların kötü kopyalarından ayırt edilerek anılması gerektiğinde ısrar ediyoruz. Ancak popülist akımların devrim stratejisi olarak kabul ettikleri gerillacı, fokocu anlayışları paylaşmıyor, öncü savaşının herhangi bir biçimini benimsemiyoruz.

«Ulusal bağımsızlık», «anti-faşist mücadele», «insan hakları» gibi «acil sorunları» bahane ederek, sınıf mücadelesini belirsiz geleceklere erteleyenlere uymuyoruz.

Şu ya da bu bahanelerle, aşamalı devrim programları öneren «demokratik devrimci»ler işçi sınıfının burjuvazinin kuyruğuna takılmasına hizmet etmektedir. Bunlar «sosyalist devrimcilik» adının ihtişamı arkasına gizlenenlerle aynı siyasi kulvardadır.

Sınıf ayrımlarının damga vurduğu uzlaşmaz çelişkileri muğlak bir «halk» kavramı içerisinde bulanıklaştırıp, sömürücü sınıfların şu ya da bu kesimiyle türlü ittifak ve uzlaşmalar arayan sınıf uzlaşmacı eğilimlerle; bunların bayatlamış ve modern tüm çeşitlemeleriyle, radikal yahut reformist türlerinin hepsiyle tavizsiz bir siyasal mücadele yürütmeye kararlıyız.

Yolumuz Ekim Devriminin Yoludur

Çeşitli «toplumsal muhalefet» hareketlerine karşı Ekim Devrimi'nde sınanan stratejiyi savunup, dikkatleri proletarya diktatörlüğü hedefi üzerinde yoğunlaştırmayı önleyen her türden eğilimle mücadele etmeyi ödev sayıyoruz.

Sınıf düşmanıyla dil birliği eden hakim menşevik eğilim tarafından kah «7 Kasım Darbesi» olarak aşağılanmak istenen, kah kitlelerinin kendiliğinden hareketiymiş gibi gösterilerek muğlaklaştırılan Ekim Devrimi'ne bu bilinçle sahip çıkıyoruz.

Ekim Devrimi proleter devrimci önderliğin, siyasal mücadele yöntemleri sayesinde yığınların gözünde meşrulaşmasının bugüne dek aşılamamış bir örneğidir. 7 Kasım günündeki gibi bir silahlı ayaklanmayı örgütleyemeyenler proletaryanın iktidar organlarının egemen olmasını hiç bir zaman sağlayamazlar. Proletaryanın iktidar organlarına dayanmayan hiçbir silahlı ayaklanma da proletarya diktatörlüğüne asla varamaz.

Silahlı ayaklanma daima burjuva diktatörlüğüne karşı titiz ve gizli bir hazırlığı gerektirir. Böyle bir hazırlık «demokratik» ya da «halka açık» olarak değil konspiratif olarak örgütlenmek zorundadır. Ekim Devrimi’ni otoriter, bürokratik, darbeci olarak tanımlayanlar hangi noktadan ve hangi gerekçelerle hareket ederlerse etsinler varacakları yer sınıf uzlaşmasının yoludur. Bu yol burjuva diktatörlüğünün pekiştirilmesine varır.

Özgürlüğe çıkan tek yol Ekim Devrimi’nin, yani proleter devrimin yoludur.

ENTERNASYONALİSTİZ

Komünizm için siyasal mücadele, muhtevası bakımından uluslararası bir mücadeledir. Ancak bu mücadelenin somut siyasal hedefi varolan ulusal devletlerin yıkılmasıdır. Bu yüzden komünizm mücadelesi, ilkin siyasal coğrafya bakımından, yani biçimsel bakımdan ulusaldır.

Komünistlerin temel görevi yaşadıkları topraklar üzerindeki egemen devletin yıkılması için mücadele etmektir. Bu mücadelelerin önünü açmak, birbirileriyle bütünleşmelerini sağlamak için bir enternasyonal örgütlenmeye ihtiyaç vardır. Buna karşılık, bir dünya partisi mevcut değilken patlak veren bir devrime katılmak, onu destekleyip ilerletmek için, böyle bir örgütün eksikliğini bahane edenlerin değil komünist, devrimci sıfatını bile hak etmesi mümkün değildir.

Aynı şekilde yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan devrimcilerin sığındıkları ülkelerde devrimci bir faaliyet sürdürmeleri hatta devrimci kimliklerini koruyabilmeleri için bile bir enternasyonale ihtiyaç olduğu açıktır. Ne var ki, bir enternasyonalin mevcut olmayışını bahane ederek, sığındıkları ülkelerdeki devlete dokunmadan, sadece «kendi ülkelerindeki» devlete karşı devrimci bir tutum almakla yetinenlerin mülteci olmaktan kurtulmaları da mümkün değildir.

Kaldı ki, pek çok ülkede basit gibi görünen birçok grev karşılarında çokuluslu tekelleri buluyor; bir grevle çözülemeyecek sorunları açığa çıkarıyor. Mevzii savaşlar, işgaller gündemden düşmüyor. Çürüyen kapitalizmin yarattığı bir dizi sorun bütün dünyayı birden etkiliyor.

Ancak uluslararası arenada göğüslenebilecek ve kapitalizmin yeryüzünden silinmesiyle aşılabilecek bu sorunlar karşısında ulusal ölçekteki işçi örgütlerinin çaresizliği, sadece finans kapitalin egemenliğini sürdürmesine imkan vermekle kalmıyor, aynı kapıya çıkmak üzere işçi hareketi içinde sınıf uzlaşmacı eğilimlerin güçlenmesine de hizmet ediyor.

Bu koşullarda, uluslararası kampanyaların örgütlenmesi, uluslararası dayanışma grevlerinin yeniden dünya işçi sınıfının gündemine getirilmesi, uluslararası askeri-teknik yardımlaşma olanaklarının geliştirilmesi, özetle merkezi bir biçimde planlanmış bir örgütlenme, uluslararası eylemler için demokratik merkeziyetçi bir uluslararası örgütlenme ihtiyacı kendini dayatıyor. Ama hem çağın nesnel koşullarının bir dayatması, hem uluslararası işçi hareketinin acil ve somut bir talebi, hem de devrimci marksist teorinin temel bir ilkesi olan bu ihtiyaç ancak bilinçli bir tercih ve planlı bir hazırlık sonucunda somut bir örgütlenmeyle karşılanabilir.

Böyle bir enternasyonal, farklı siyasal eğilim ve yapılardaki örgütlerin bir araya getirilmesinden, federatif ve bağlayıcı olmayan herhangi bir uluslararası örgütlenmeden ayırt edilmelidir. Bizim için enternasyonal, sadece uluslararası bir irtibat ve tartışma merkezi, bir dayanışma örgütü değildir. Proletaryanın uluslararası örgütü dünya çapında devrimci eylemler örgütleyen, uluslararası sınıf mücadelesine bilfiil müdahale eden bir dünya komünist partisi olmalıdır. Böyle bir parti yoktur.

Bir komünist dünya partisinin mevcut olmadığının farkında ve bunu yaratmanın güçlüklerinin bilincinde olarak, kendimizi bu yoldaki girişimlerin öncüleri arasında sayıyoruz.

Bu dünya partisi, herhangi bir ülkedeki devrimin sonucunda, onun bekçiliğini yapmak üzere kurulmaz. Aksine, herhangi bir devrime maddi ve manevi ivme katmak için önceden yaratılmış olmalıdır. Komünistler bir dünya partisinin yükselen mücadelelerin sonucunda kendiliğinden doğmasını beklemeyip, bu partinin yaratılması için üzerlerine düşen sorumlulukları bugünden üstlenmelidir.

Sınıfsız toplum ancak dünya çapında kurulabilir. Sınıfsız topluma giden yolda kısmi, yahut ulusal mevziler ancak sovyet cumhuriyetlerinin uluslararası birliği sayesinde korunabilir.

Sınıfsız topluma giden yolun sonuna varabilmek için olmazsa olmaz koşul komünizm mücadelesine önderlik edecek bir enternasyonal örgütlenmedir. Komünizm davasının biricik güvencesi de ancak her ülkede ayrı şubeleri olan tek bir devrimci enternasyonalin yaratılması ve yaşatılmasıyla sağlanabilir.

Bu bilinçle, kendimizi dünya devrimine karşı yaşadığımız topraklardaki proleter devriminden sorumlu görüyoruz. Sadece bu sorumluluğa aynı biçimde yaklaşanları enternasyonalist komünistler olarak tanıyoruz. Bu sorumluluğu bir üst örgüt olarak bağlanacakları demokratik merkeziyetçi bir dünya partisinin yaratılması olarak kavramayanları enternasyonalist komünist olarak görmüyoruz

LENİNİSTİZ

En yüksek aşamaya ulaştıkları emperyalizm çağında, kapitalist üretim ilişkileri dünyanın her köşesinde egemendir. Uluslararası ticaretin yaygınlaşması ve dünya pazarının oluşması sayesinde şekillenen kapitalist üretim ilişkileri, finans kapital egemenliğinde hiyerarşik ve eşitsiz biçimde gelişen bir dünya ekonomisi oluşturur.

Emperyalizm çağında proleter devriminin maddi önkoşulları dünya ölçeğinde oluşmuş ve olgunlaşmıştır. Emperyalizm koşullarında proleter devrimler dünya bakımından güncel bir olasılıktır. Bu olasılıkların başarılı proleter devrimlere dönüştürülmesi için asıl eksiklik öznel koşullar alanındadır. Bu koşulları yaratmak ve olgunlaştırmak esas itibariyle komünistlerin iradesine, kararlılık ve gayretine bağlıdır. Öznel koşullara ve bu koşulların yaratılmasına ilişkin vurguyu Lenin’e, bunun somutlanmasını da bolşevizme borçluyuz.

Bütün eski ve yeni itirazlara, her türlü çarpıtmaya rağmen, Lenin'in ve bolşevizmin parti teori ve pratiğine yaptığı katkı komünizmin evrensel değerde bir kazanımıdır. Leninist parti teorisi ve pratiği bugün de proleter devrim yolundaki temel başvuru kaynağımızdır.

Leninist parti teorisinin esasları şunlardır:

  • Devrimci bilinç devrimci teoriyle proletaryanın devrimci mücadelesi arasındaki diyalektik ilişkiyi ifade eder.

  • Proletaryanın tarihsel çıkarlarının bilinciyle günlük ve kısmi çıkarlarının bilinci arasında kendiliğinden bir bağ bulunmaz.

  • Bu bağın devrimci teorinin kılavuzluğunda ve devrimci bir partinin önderliğinde siyasal pratik içinde kurulması gerekir.

  • Proletaryanın sınıf bilinci kendiliğinden ve doğrusal biçimde gelişmez, sıçramalı, gelgitli bir süreç izler.

  • Dolayısıyla devrimci komünist bilincin işçi sınıfı saflarında yayılması, kısmi mücadeleler alanıyla kendilerini sınırlamayan komünistler tarafından yapılan ısrarlı ve sürekli bir müdahaleyi gerektirir.

  • Bu müdahaleden yoksun olan her gelişme kendiliğinden hareket olarak tanımlanmalıdır; ve kendiliğinden hareketler önünde sonunda hakim ideolojinin sınırları içinde kalırlar.

  • Proleter devriminin başarıya ulaşması için bir öncü faaliyet gerekir. Bu faaliyetin hedefleri şunlardır:

  • Her mücadeleyi proletaryanın tarihsel hedefinin bilincine varması için bir araca dönüştürmek; işçi sınıfına tarihsel görevinin bütün insanlığın kurtuluşunu sağlamak olduğu bilincini kazandırmak.

  • Dünya çapındaki geçmiş deneylerden çıkarılan dersleri devrimci teoriyle süzüp genelleştirmek; uluslararası işçi sınıfının belleği olarak hareket etmek; devrimci teoriyi sınıf mücadelesindeki gelişmelere paralel olarak geliştirip, zenginleştirmek ve bu teorinin sınanmasını sağlamak.

  • Her durumda işçi sınıfının kendi kendine harekete geçme yeteneğini geliştirip, bu öz etkinliğe bilinçli bir yöneliş kazandırmak; işçi sınıfının örgütleyicisi olarak onu her düzeyde örgütleyerek, sınıfın özgüven deneyim ve kararlılık kazanmasına yardımcı olmak.

  • Bugünün mücadelelerinde yalnız günlük çıkarları değil proletaryanın tarihsel çıkarlarını; sınıfın bir kesiminin mücadelesinde bütünün çıkarlarını dile getirip, temsil etmek; ezilen/sömürülen yığınların mücadelelerinin tümünü işçi sınıfının mücadelesi etrafında birleştirmek.

  • İşçi sınıfının kısmi ve ekonomik mücadelelerin kısır döngüsünden kurtularak siyasallaşmasını baş hedef olarak benimsemek; her fırsatı ve her mücadeleyi siyasal iktidarın fethi amacına bağlamak; özellikle devrimci yükseliş koşullarında sınıfın merkezi eyleminin örgütlenmesine öncülük etmek.

Bütün bu işlevleri yerine getirmeye müsait, sınıf mücadelesi içinde sınanmış bir devrimci parti, proleter devrimin zaferi ve sürekliliği için zorunludur. Ama böyle bir devrimci partinin işçi sınıfının önderliği konumuna ulaşması uzun ve zorlu bir mücadele sürecini gerektirir.

Bu konuma ulaşmaya aday bir devrimci parti devrimci teoriyi rehber edinmiş, geçmiş mücadele deneyimlerinin taşıyıcısı olan, temel sorunlarda tamamen anlaşmış, işçi sınıfıyla somut bağlara sahip, bir profesyonel devrimciler örgütünün planlı ve sistematik müdahaleleri sonucunda yukarıdan aşağı inşa edilmelidir, biz de bunu amaçlıyoruz.

Leninist Parti Demokratik Merkeziyetçidir

Devrimci parti; kısmi, dağınık, birbirinden kopuk mücadelelerin birleştirilmesi, kısmi deneyimlerin genelleştirilmesi, bütünsel bir bakış açısının sağlanması ve merkezi bir eylemin hazırlanması, sürdürülmesi ihtiyacının karşılığıdır. Bu nedenle hedeflediğimiz partinin içinde federalist eğilimlere, laçka, disiplinsiz ve sorumsuz ilişkilere yer yoktur. Devrimci parti merkeziyetçi bir örgütlenme olacaktır.

Merkeziyetçilik, yukarıdan aşağıya örgütlenme ve eylemde birlik gereksiniminden çıkan bir ilkedir. Etkin, kadroların doğru seçimine, rasyonel bir işbölümüne dayanan bir örgütlenme ancak merkezi bir bakışla yaratılabilir. Devrimci eylemlerin birliği ve etkinliği de sadece merkeziyetçilik sayesinde gerçekleştirilebilir. Ancak devrimci partinin merkeziyetçiliği, bunlarla ilişkisi olsa bile, idari ve polisiye sorunların varlığından, ya da burjuva toplumu içindeki disiplin ve kumanda ilişkilerinin örgüte taşınmasından kaynaklanan bir merkeziyetçilik değildir.

Devrimci örgütün merkeziyetçiliği özü itibariyle siyasi bir merkeziyetçilik olmalıdır. Böyle bir siyasi merkezileşme olmadan tartışma özgürlüğünün sınırları çizilemez, eylemde birlik sağlanamaz.

Devrimci partinin merkeziyetçiliği hem komünizm hedefi, hem işçi sınıfının örgütlenme eğilimleri, hem de devrimci faaliyetin gerekleri tarafından koşullandırılmış girişimci, militan ve bilinçli parti kadrolarının ihtiyacına yanıt veren bir merkeziyetçiliktir; demokratik merkeziyetçiliktir.

Demokratik merkeziyetçilik kah «demokratik» kah «merkeziyetçi» yana çekilecek iki anlamlı bir kavram değildir. Demokratik merkeziyetçilik bir siyaset ve bir çekirdek etrafında merkeziyetçi olarak örgütlenmiş devrimci partinin kendi içinde ve kitlelerle ilişkisinde demokratik olarak işleyişini ifade etmelidir.

Açıklık, kongre, seçim, fikir oluşturma süreçlerine katılım kadar, kendi ödevlerini kendi başına yerine getirebilecek ölçüde yetkinleşmiş ve yeterlik kazanmış yerel örgütlerin varlığı da parti içi demokrasiye işlerlik kazandıran mekanizmalardır. Kolektif yönetim, yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı denetim, eleştiri özeleştiri, hak-ödev bütünselliği vb. yaratmak istediğimiz devrimci partinin olmazsa olmaz koşullarındandır.

Bürokratik ve sekter anlayışlar demokratik merkeziyetçilik adına burjuva toplumunun ast-üst ve bağlılık ilişkilerini devrimci örgütlere ithal ederek devrimcileri robotlara dönüştürür ve kitlelere karşı buyrukçu bir tutumu gelenekleştirir.

Liberal anlayışlar ise federalizm, laçkalık, disiplinsizlik ve sorumsuzluk yüzünden devrimci örgütleri felç eder. Tüm bu yaklaşımların kaynağındaki ortak kusur merkeziyetçiliğin ve demokratikliğin siyasi değil idari bir kavranışıdır. Bu eğilimlere karşı mücadelede en önemli teorik ve politik araç demokratik merkeziyetçi anlayış ve işleyiştir. Bu işleyişin hayat bulabilmesi için de partinin kendini buna uygun kadrolarla sınırlaması esastır. Leninizmin parti anlayışının ayırdedici yanı başka akımlardan olduğu gibi, işçi sınıfının genel kitlesinden de ayrı örgütlenmiş bir parti tanımlamasında yatar. Demokratik merkeziyetçilik de ancak böyle bir öncü örgütlenmesi çerçevesinde hayat bulabilir.

Leninist Parti’nin Ayırdedici Yanı: Militan Kriteri

Demokratik merkeziyetçi işleyiş Leninist partinin devrimci karakterinin biricik güvencesidir. Ama demokratik merkeziyetçiliğin tek güvencesi de partinin bileşimine ve militanlarının niteliğine bağlıdır.

Devrimci parti kitleleri bünyesine katarak genişleyen bir yığın örgütü değildir. Aksine bu parti kitleleri örgütlendiren, onların eylemine siyasal bir içerik, süreklilik, kararlılık ve etkinlik katacak uzmanlaşmış bir alet olmalıdır.

Bu nedenle devrimci parti aynı siyasal anlayışta buluşmuş, bilinçli, deneyimli ve başkaları tarafından sevk ve idare edilmeyip, başkalarının sorumluluğunu taşıyan militanlarla sınırlı tutulmalıdır. Politik sonuçlar çıkarmayı sağlayan bir tartışma özgürlüğü ve politikaların sınanıp, hayata geçirilmesini sağlayan eylem disiplini ancak bu takdirde yaşatılabilir. Devrimci partinin ihtiyaç duyduğu militanlar tek tek yetenekli, kahraman, üstün bireyler değildir. Her şeyi örgütlü ve örgütle yapma disiplinine sahip, kolektif çalışmada uzman proleter devrimciler olmalıdırlar. Bu nedenle devrimci parti bağımsız bireylerin toplamı değil, hücre, komite, vb. organlarda örgütlenmiş militanların organik bir bütünüdür.

Bu bilinçle bütün siyasal amaçlarımızı örgütlü bir biçimde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Bireylere, onların iyi niyetine, fedakarlığına yahut kahramanlığına bel bağlayarak hiçbir işe girmiyoruz. Sınıf mücadelesi içerisindeki gücümüzü örgütlerimizin gücüyle ölçüyor, örgütsüz bireylerden de onların aritmetik toplamı olan yığınlardan da medet ummuyoruz.

Aynı bakış açısıyla, herhangi bir başarısızlığı yahut hatayı, şu ya da bu bireyin kusur ve zaaflarıyla açıklama kolaycılığından da uzak duruyoruz. Herşeyi örgütlü ve örgütle yapma bilincinin aynı zamanda herşeyin sorumluluğunu kolektif olarak üstlenmek olduğunu unutmuyoruz. Başarıların kolektif kazanımlar olarak paylaşılmasının koşulunun da aynı yerde yattığını biliyoruz.

Bu bakış açısıyla Leninizmle «leninciliği», Marksizm ile Marx müridliğini birbirinden ayırıyoruz. Marx ve Lenin'i hiç hata yapmayan kişiler olarak göstermek kaygısıyla Lenin'in düşüncesindeki kopuşları ve sıçramaları yadsıyanlardan ayrılıyoruz. Bu kaygının aslında kendi kusurlarına kılıf hazırlama gayretinin ifadesi olduğunu pek çok somut deneyimle öğrendik.

Marksizmi kendini Komünist Manifesto'yla takdim eden siyasal akım çerçevesinde kavrıyoruz.

Leninizmi asıl olarak Komünist Enternasyonal'in belgelerinde teorik ifadeye kavuşturulmuş olan bolşevizm deneyiminin dersleri olarak kabul ediyoruz.

Tek tek komünistler olarak sınıf mücadelesi içinde hiçbir kıymetimiz yok. Bu yüzden politik faaliyeti daima bir örgüte bağlanarak, devrimci bir örgütü yaratma hedefine tabi kalarak yürütmek gerektiğinde ısrar ediyoruz.

Bu bakış açısıyla geçmişten devraldığımız mirası bir teorik miras olarak değil, örgütsel-politik bir süreklilik ve kopuş ilişkisi çerçevesinde kavrıyoruz.

BOLŞEVİZMİN MİRASÇISIYIZ

Bugün dünya işçi hareketinin uluslararası örgütsüzlüğüne devrimci bir çözüm bulmayı amaçlayan her yaklaşımın ciddiyetinin ve samimiyetinin ölçütü, işçi sınıfının uluslararası örgütlenme tarihinin dönüm noktalarına ilişkin açık seçik bir tutum içermesidir. Daha önce işçi hareketinin uluslar arası ölçekte örgütlenme gayretleri alanında olup bitenleri umursamayan; uluslararası işçi hareketinin devrimci geçmişiyle bağ kurmayan; enternasyonalizmi boğazlayan ya da zayıflamasına yol açan eğilimlerle hesaplaşmayan, yani kendi geçmişinin derslerini kuşanamayanların geleceği de olmayacaktır.

İşçi sınıfı ve ezilen yığınların bağrından devrimci akımların uç verip gelişmesi tarih boyunca hiç durmadı. 1789 Fransız Devrimi’nin içinden çıkan ve Babeuf-Blanqui çizgisiyle şekillenen akım bunların ilkidir. Bu devrimci gelenek ile marksizmin buluşması kopuşlu bir süreçte gerçekleşti.

Marksizmin enternasyonal bir siyasal akım olarak ilk ortaya çıkışının ifadesi olan Komünist Manifesto, proletaryanın ilk enternasyonal örgütü olan Komünistler Birliği’nin eseridir. Komünistler Birliği marksizmin Fransız devrimci geleneği ile ilk buluşma noktasıdır. Aslında ikinci uluslararası örgütlenme olan Birinci Enternasyonal bu iki akımın ikinci buluşma noktasıdır.

İkinci Enternasyonal olarak anılan örgütlenme ise bu ilişkinin kopmasına yol açan en büyük uçurumdur. İkinci Enternasyonal’in damga vurduğu dönemde marksizm ile proletaryanın ilk enternasyonal örgütlenmelerine hayat veren devrimci akım arasındaki bağlar koparılmıştır.

İkinci Enternasyonal hem ideolojik, hem de pratik açıdan, daha çok işçi hareketinin emperyalist metropollerdeki kendiliğinden gelişiminin bir meyvesi olarak şekillenip bu ülkelerin işçi aristokrasisinin omuzları üzerinde yükseldi. Belli başlı sanayileşmiş ülkelerin proletaryasının güvenini ve desteğini kazandığı halde, İkinci Enternasyonal işçi hareketinin siyasal iktidarı fethetmesine önderlik edemediği gibi, bu hareketin emperyalist burjuva siyasetine yedeklenmesinde belirleyici bir rol oynadı.

Zaman zaman nesnel koşulların olumsuzluğu tarafından muazzam ölçüde etkilenmiş olsa bile, proletaryanın uluslararası örgütlenme gayretlerinin boşa çıkması marksistlerin başlangıçtaki bir zaafı yüzündendir. Bu zaafın kaynağında ilk marksistlerin devrimci parti anlayışından yoksun olmaları, hatta yanlış bir kavrayışa sahip olmaları yatar. Nitekim Komünistler Birliğiyle I. Enternasyonal onların zaafları nedeniyle yaşatılamamıştır.

Bolşevizm, kökleri Fransız Devrimi’ne kadar uzanan devrimci gelenekle enternasyonalist marksist akımın yeni ve en büyük buluşma noktasıdır. Bu buluşma Ekim Devrimi deneyimi ve İkinci Enternasyonal’den kopuşun bilinci ile pekişerek Komünist Enternasyonal’de bir doruk noktasına ulaştı.

Komünist Enternasyonal demokratik merkeziyetçi bir dünya komünist partisi olarak tasarlanıp, İkinci Enternasyonal'in yozlaşmasının bilinciyle kurulan ilk enternasyonaldir ve aşılamayan tek örnek olarak kaldı. Komünistler Birliği ve Birinci Enternasyonal’i aşan ve bir daha aşılamayan bu örgütlenmeye yön veren devrimci ruh ve enternasyonalist marksist bilinci ifade eden bir başka politik-örgütsel mevzi yaratılamadı.

Marksist hareketin devrimci örgütlenme ve siyaset konusundaki eksiğinin giderilmesini sağlayan bolşevik harekete önderlik eden Lenin'den sonra İkinci Enternasyonal geleneği, sağlı sollu yorumlarıyla mevcut marksist akımlara egemen oldu. Bu egemen çizgiye tepkisel karşı çıkışların ürünü olan ulusal-sosyalist akımların akıbeti ise, tepkisel olarak koptukları bu geleneğinkinden farklı değildir.

Bu durum, Komünist Enternasyonal’in mirasına sahip çıkma iddiasını taşıyan girişimlere rağmen, hatta bir bakıma bu girişimlerin başarısız ve kusurlu olmaları yüzünden böyledir. Bugüne kadar Komünist Enternasyonal’in İkinci Enternasyonal çizgisine oturmasına bir tepki ve yanıt olarak ve bolşevik geleneği sürdürme iddiasıyla ortaya çıkan akımlardan hiçbiri bu iddianın hakkını verememiştir. Bu yüzden Komünist Enternasyonal’in devrimci geleneğini sürdüren bir akım mevcut değildir.

Demek ki bu iddiayı taşıyanların önünde duran ödev nereye katılacaklarını yahut kiminle birleşeceklerini araştırmak değil, etrafında birleşilecek komünist odağın bolşevik geleneğin izinden giderek yaratılması için sorumluluk üstlenmektir.

Komünistler Birliği'ni ilk marksist enternasyonal örgüt olarak kuranlar kadar mütevazı; Komünist Enternasyonal'i aşacak bir dünya partisi yaratma azmini dile getirecek kadar iddialı bir yürüyüş ancak bu bilinç ve kararlılıkla sürdürülebilir. Bu bilinç ve kararlılığı örgütsel bir atılımla sürdürmeyi başaranlar, insanlığın içinde bulunduğu darboğazı aşmaya aday tek öncü gücü oluşturacaktır.

Bu hedefe varmayı öncelikli ödevimiz sayıyoruz.