|
B. Kimlerden ve Hangi Tutumlardan Ayrı Duruyoruz? Temel Başvuru Kaynaklarımız: TKP ve Komünist Enternasyonal Ek-1 Komünist Enternasyonal'e Katılmanın «21Koşul»u Ek-2 KOMÜNİST ENTERNASYONAL'in PLATFORMU Ek-3 Türkiye İştirakiyun Fırkası (TKP) Programının İlke ve Esasları 'Amaç ve İlkelerimiz' broşürünü «Word dosyası formatı»nda bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız |
B. Hangi Tutumlardan Ayrı Duruyoruz? DEVLETÇİ VE KALKINMACI DEĞİLİZ Devlet ezeli ve ebedi bir olgu değildir. Komünist dünya devletsiz bir dünya olacak. Ama devletin yok oluşu bir çırpıda ve herhangi bir yoldan gerçekleşmeyecek. Devlet, sadece modern toplumun sömürülen sınıfı proletaryanın egemen sınıf olarak örgütlendiği kendi sınıf devletini kurduğu bir geçiş döneminin ardından ortadan kalkabilir. Komünizme geçebilmek ve devletin ebediyen ortadan kaldırılmasını sağlamak için proletarya diktatörlüğü zorunludur. Bu zorunluluğu kabul ve ilan eden marksizmi «devletçi bir doktrin» olarak ele alıp eleştirenlerle de, aynı zihniyetle marksizmi çarpıtanlarla da aramızı açıyoruz. Marksizmin devletçi bir doktrin olmadığını, proletarya diktatörlüğü için mücadelenin, aslında devletin sahiden ve kesin olarak ortadan kalkması için verilen ve verilebilecek olan yegane somut mücadele olduğunda ısrar ediyoruz. Kapitalist üretim ilişkileri dünya çapında bir iş bölümüne ve sömürü ilişkilerine dayanır tarihin en büyük yağma ve soygun birikimlerinden güç alır. Bu yüzden kapitalizm ancak dünya çapında yeni bir üretim organizasyonu sayesinde aşılabilir. Bunun dışındaki tüm girişimler kapitalist üretim ilişkilerinin gerisinde kalmaya mahkumdur. Bununla birlikte, kapitalist üretim ilişkilerinin ve burjuva devletinin tasfiye edildiği alanlarda, bunlar dünyanın en «azgelişmiş» yöreleri bile olsa, muazzam bir atılım imkanı elde edileceğini, hiç bir burjuva devletinin gerçekleştiremeyeceği toplumsal ve kültürel gelişmelerin önünün açılabileceği de kesindir; pek çok tarihsel deneyim buna tanık ve kanıttır. Ancak, sınıfsız topluma geçiş döneminin asıl kazanımları bu dönem boyunca ayakta kalabilmek için başvurulacak ve kimi özgün yerel ya da konjonktürel koşullara göre şekillenmesi doğal olan toplumsal ve iktisadi tedbirler değildir. Asıl kazanımlar bu tedbirleri alan sovyet cumhuriyetleridir. Bu kazanımlar proletaryanın uluslararası mevzileridir. Bu mevziler dünya devrimi nihai başarıya ulaşıncaya kadar kayıtsız şartsız muhafaza edilmelidir. Ama bunlar ayrı ayrı, kendi bağımsız gelişmelerini koruyup muhafaza edilemez. Sınıfsız toplum yolunda emperyalizme karşı kazanılan her mevzinin uluslararası sovyet cumhuriyetleri birliğinin eşit birer üyesi olarak birbirleriyle kenetlenmesi zorunludur. Başka durumlarda olduğu gibi, bu alanda da kısmi kazanımlar nihai hedefin yerine geçirilemez. Bunların üzerine yatılmasına karşı çıkıp, kısmi kazanımları ileriye atılmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanmak gerekir. Kapitalist dünyadan bir bir kopan parçalar ancak bu takdirde dünya devriminin ileri müfrezeleri, kurtarılmış bölgeleri olacaktır. Kapitalizmden komünizme geçişin ilk konağı olan sosyalizm dönemi, kapitalizm ve komünizmden ayrı bir üretim ve toplum biçimi değildir. Sosyalizm ancak komünizme referans verilerek tanımlanması mümkün olan bir evredir; sınıfsız toplumun alt evresidir. Proletarya diktatörlüğü ise bu evreye öngelen geçiş döneminin siyasal biçimidir. Sınıfsız ve devletsiz bir dünya toplumuna ulaşmak için zorunlu olan geçiş döneminin başlıca tanımlanabilir unsuru sovyetlere dayanan proletarya diktatörlüğüdür. Kapitalizmden komünizme doğru bir geçiş hareketinin sürüp sürmediğinin ölçütü de geçiş dönemi boyunca uygulanan iktisadi tedbirler, ulaşılan kalkınma ve refah düzeyi değildir. Asıl ölçü bu döneme damgasını vurması gereken siyasal biçimin niteliği, sovyetlerin proletaryanın iktidar organları olmayı sürdürüp sürdürmediğidir. Bu nedenle proletarya diktatörlüğünün yıkılması komünizme geçiş dönemine son verir; yozlaşması da bu sürecin tıkanmasına neden olur. Bu bakış açısıyla, sosyalizmi devletçi ve planlı bir ulusal kalkınma modeline indirgeyen tüm anlayışlarla aramızı açıyoruz. Bu farklılığı sermayeye karşı mücadele içinde, somut siyasal pratik tutumlarla belirginleştirip göstermeyi hedefliyoruz. MİLLİYETÇİ IRKÇI DEĞİLİZ, ŞOVENİZME KARŞIYIZ Sınıfsız ve sınırsız bir dünya toplumu, tek sesli, tek renkli, tekdüze bir toplum demek değildir. Farklı kültürlerin gönüllü ve uyumlu bir bileşiminin geleceğin insanlığının ortak zenginliğini oluşturacağına inanıyoruz. İnsan toplumları arasındaki eşitsizliklerin nedeni ulusal-kültürel değerlerin ve imkanların eşitsizliği değildir. Asıl neden ulusal devletler eliyle yayılan emperyalist-sömürgeci işbölümüdür. Bu bakımdan uluslar ve kültürler arasındaki farklılıkları ilerilik-gerilik ölçüleriyle tanımlayanlar bu farklılıklara, ister bu eşitsizliği kabullenerek, ister karşı çıkarak yaklaşsınlar, milliyetçi ve şoven bir bakış açısını yansıtırlar. Ulusları birbirine düşürerek gelişen sermayenin uluslararasılaşması, farklı ulusları hiyerarşik bir ilişki içine sokar. Bu uluslararasılaşmanın türlü kılıflar altında ilerleme olarak kutsanmasını lanetliyoruz. Hakim batı-burjuva kültürünün insanlığın tüm tarihsel-kültürel birikimini yok ederek gelişimi ilerleme değildir. İnsanlığın komünist geleceğini karartan bu gelişmeyi bir an evvel durdurmak için mücadele etmek gereklidir. Bu mücadele işçi sınıfının kölelik zincirlerinden kurtulma mücadelesinin esaslı bir parçasıdır. İkinci Enternasyonal'in sosyal-şovenizm batağında sosyal-emperyalist bir çizgide çöküşünün derslerini daima ve ibretle akılda tutuyoruz. Bu sayede ulusal eşitsizliklerin asıl kaynağının sömürgecilik ve emperyalizm olguları olduğunu unutmadan, bu ilişkinin ferah tarafında bulunan sosyalistlerin emperyalizmin sağladığı avantajlı konuma yaslanarak siyaset yapmalarını sosyal-emperyalizm olarak görüyoruz. Emperyalist devletlerin sağladığı avantajlara bel bağlayan mülteci solculuğunun da aynı akımın bir kolu olduğunu unutmuyoruz. Emperyalist ve sömürgeci ülkelerde yaşayan devrimcilerle, bu ülkelerdeki işçi hareketinin dünyanın geri kalan kısmına karşı daha fazla fedakarlık borcu vardır. Sosyal emperyalizm bataklığından kurtulmanın biricik yolu öncelikle emperyalist metropollerde, ama sadece bu devletlerle sınırlı kalmamak kaydıyla, önce «kendi devletine» karşı devrimci bir mücadeleyi yürütüp sonuçlarına vardırmaktır. Sermaye egemenliği sürdüğü müddetçe, herhangi bir ezilen ulusun bir burjuva devleti altında bir başka ulusla birlikte yaşamaya zorlanması her koşulda bir ezme-ezilme ilişkisine yol açar. Başka bir ulusu ezen ulus ise özgür olamaz. Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkına Komünistlerin Bakışı Farklıdır Zulüm ve sömürünün her türüne karşı olduğumuz için, ezen ulus milliyetçiliğine karşı kayıtsız şartsız mücadeleden yanayız. Ama aynı zamanda komünist bir dünya hedefini benimsediğimiz için bu mücadeleyle yetinmiyoruz. Ezilen ulusların kendilerini ezenlere karşı mücadelesini toplumsal kurtuluşa dönüştürmek istiyoruz. Bu mücadelenin önderliğini kazanmayı da enternasyonalist ödevlerimiz arasında sayıyoruz. Bu nedenle «ulusların kendi kaderini tayin hakkı»na yaklaşımımız başka akımlarınkinden farklı vurgularla ayırdedilir. ● Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, başkalarının egemenliği altındaki ulusların ayrı devlet kurma hakkıdır. Baskı ve zorun bulunduğu koşullarda ezilen ulusların bu hak için yürüttükleri mücadele daima meşrudur. Ezilen ulusların kendi kaderlerini kelimenin tam anlamıyla tayin edebilmesinin en sahici yolu ise bu mücadelenin bir sovyet cumhuriyeti ile taçlanmasıdır. «Halkların kardeşliği» ancak sovyet cumhuriyetleri olarak örgütlenmiş halkların özgür iradeleriyle birleşmesi sayesinde sağlanabilir. ● Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkıyla «başka ulusların içişlerine karışmama» demagojisinin altına gizlenen burjuva anlayışı birbirine karıştırılmamalıdır. Ezen ulusun içişlerine karışmadan ezilen ulusların kurtuluş mücadelesini desteklemek mümkün değildir. Ezen ulusun burjuva diktatörlüğü bölünmeden ezilen ulus kurtulamaz. Komünistler ulusal kurtuluş mücadelelerini desteklerken kendilerine yöneltilen bölücülük suçlamalarını utançla savuşturmak şöyle dursun, bu suçlamaları kıvançla kabullenirler. Komünistler tebası oldukları burjuva devletlerinin en «demokratik» olanları da dahil olmak üzere bütün kurumlarıyla birlikte parçalanmasından yana olduklarını açık açık ilan eder. Siyasi coğrafya, yani resmi sınırlar da bu kurumların arasındadır. ● Komünistler kendilerini her türlü milliyetçilikten ayırır. Bu tutum ezen ve ezilen ulus milliyetçiliklerinin birbirlerinden ayırt edilmesini engellemez. Bununla birlikte, ezen-ezilen ulus ayrımı büyük devlet-küçük devlet ayrımıyla da birbirine karıştırılmamalıdır. Bunun için ister büyük ister küçük olsun, kendi burjuva devletine yani ulusal devlete sahip bütün uluslarla sömürge yahut ilhak edilmiş konumdakiler ayırt edilmelidir. ● Milliyetçiliğe karşı mücadele egemen ulusların şovenizmine karşı mücadeledir. Ulusal sorun da bu egemen ulusların baskısı altında olanların sorunudur. Emperyalizm koşullarında bundan başka bir milliyetçiliğe karşı mücadele ve bundan başka bir ulusal kurtuluş mücadelesi komünistlerin gündeminde değildir. Öte yandan ulusal sorun etnik ya da kültürel bir içerik taşısa da komünistler açısından bu boyuta indirgenemez. Komünistler için ulusal sorun asıl olarak toprağa bağlı bir siyasal sorundur. Yani bir ulusal kurtuluş mücadelesi ancak kendi toprakları üzerinde egemen olmak isteyenler tarafından verilebilir. Ezilen bir ulusun devletleşerek egemenliğini ilan edeceği kendi topraklarının dışında yürütülen ulusal içerikli mücadelelere ulusal kurtuluş mücadelesi denmez. Kendi topraklarının dışında emekçi yığınları «ulusal kurtuluş mücadelesi adına» etnik ya da kültürel temellere göre ayrı örgütleme girişimleri işçi hareketini böler. Komünistler işçi hareketini bölen bu tür akımlara ulusal değerlerine sahip çıktıkları için değil, ulusal baskıyı ebediyen ortadan kaldırabilecek biricik hareketi zayıflattıkları için karşı çıkar. ● Komünistler her hangi bir ulusal bağımsızlık hareketine önderlik eden akımları da kayıtsız koşulsuz destekleyemez. Komünistler ezen ulus devletlerine ve ulusal baskıya karşı kayıtsız koşulsuz bir mücadeleyi üstlenirler. Ama şu ya da bu somut ulusal-devrimci akımı fiilen desteklemek için kayıt ve koşullar koyulmalıdır. - Bu kayıt ve koşulların başında, söz konusu akımın ezilen-sömürülen yığınları silahlandırarak emperyalizme karşı topyekün bir mücadeleye yöneltmesi gelir. Bir öncü örgütlenmesinin kent ya da kır gerillaları aracılığıyla yürüttüğü her hangi bir silahlı mücadele ezilen yığınların kendi kaderlerini tayin etmek üzere yığınsal olarak silahlandırılmasıyla karıştırılmamalıdır. - Söz konusu akım başka uluslar yahut ulusal azınlıklar karşısında ayrıcalıklar peşinde olmamalıdır. Baştan itibaren başka uluslar ve ulusal topluluklar üzerinde baskıcı bir egemenlik kurmaya amacından uzak olduğu belli olmalıdır. Ezen ulusa ve şovenizme karşı öfke ile başka uluslar karşısında üstünlük iddiası birbirine karıştırılmamalıdır. - Ulusal kurtuluş mücadelesi yürütme iddiasında olan her hangi bir siyasi akımın desteklenebilmesi için en önemli ve tayin edici koşul, bu akımın komünistlerin bağımsız örgütlenmeleri ve faaliyetleri karşısındaki tutumuna ilişkindir. - Komünistlerin ulusal devrimci akımlara somut bir destek sunabilmesi için kendi bağımsız örgütlenmelerini ve faaliyetlerini sürdürebilmeleri gerekir. Ulusal kurtuluş mücadelelerinin toplumsal kurtuluş mücadelesine dönüşmesinin güvencesi de komünistlerin bağımsız örgütlenmesi ve siyasal mücadelesidir. Komünistlerin ajitasyon, propaganda ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan ulusal devrimci akımlar, bu yüzden desteklenemez. Bütün bu koşulların varlığı durumunda dahi, komünistlerin her hangi bir harekete destek sunuşu, o zeminde faaliyet gösteren komünistlerin bağımsız örgütlenmesi ve mücadeleleri vasıtasıyla olmalıdır. CİNSİYETÇİ DEĞİLİZ Kadınlar ezilmektedir ve bu yüzden, başkaldırıları her zaman meşrudur. Aynı zamanda kadınların mücadelesi meşru bir muhalefet, bir tepki ve isyan hareketidir. Ama hiçbir kadın hareketi iktidar hedefi güden siyasi bir hareket değildir ve olamaz. Kadın hareketleri özel ve ayrı bir alanda cereyan eder. Bu hareketleri bir rakip ya da hasım olarak görmüyoruz. Kadınların tek tek ya da örgütlü olarak ayrımcılığa ve cinsiyetçi baskılara başkaldırmaları her zaman meşru ve haklı bir başkaldırı olduğu için buna kayıt düşülemez. Kadınlara karşı cinsiyetçi ve ayrımcı tutumlara kayıtsız şartsız karşı çıkıyoruz. Buna karşılık, somut kadın hareketlerinden herhangi birini herhangi bir durumda desteklemek ya da desteklememek konusunda ideolojik değilse de, siyasi kayıt ve şartlar koyuyoruz. Bu şartları da somut durumdaki siyasi faaliyetimizin önceliklerine göre belirliyoruz. Kadınların kendi kurtuluşları için mücadele etmeleri işçi hareketini bölmez. İşçi sınıfını asıl bölen burjuva devletinin desteklediği ve güç aldığı cinsiyetçi-ayrımcı ideolojidir. İşçiler arasındaki ve işçi örgütlerindeki erkek-egemen tutum ve yaklaşımları kırma doğrultusundaki mücadeleyi her zaman ve her koşulda ödevlerimiz arasında görüyoruz. Cinsiyetçi/ayrımcı tutumlara karşı kadınların başkaldırılarını, burjuvazi tarafından birbirinden kopartılan ve birbirine düşman edilmek istenen kadın ve erkek işçilerin siyasal mücadele içinde birleşmesi yönünde gelişmeler olarak görüyoruz. Kadınların cinsiyetçi/ayrımcı baskılara karşı kitlesel direniş ve tepkilerini, kadınların çoğunluğunu oluşturan kadın işçilerin sınıf mücadelesine aktif unsurlar olarak katılmasının bir adımı, müjdecisi olarak kabul ediyoruz. Sınıfsız topluma giden yolda proletaryanın egemen sınıf olarak örgütlenmesi, bu sınıfın yarısının egemen olması anlamına gelmez. Bu bilinçle, kadınların siyasal mücadeleye etkin bir biçimde katılmasını bugünden başlayarak teşvik edip kışkırtmak, proletarya diktatörlüğünün zaferi için mücadelenin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle, bu yöndeki tüm hareketleri olumluyor, aksi yöndekileri de gerici akımlar olarak karşımıza alıyoruz. İnsanlığın kurtuluşu, kadın ve erkeklerin her türlü sömürü, ezilme ilişkisinden ve her türlü ayrımcı uygulamadan kurtuluşudur. İnsanlığın kurtuluşu için, kökleri kapitalizm öncesine uzanan, ama kapitalizm altında özgül bir biçimde içselleşmiş bulunan cinsiyetçi toplumsal işbölümü yıkılmalıdır. Burjuva toplumu yıkılmadan kadınlar kurtulamaz; kadınların kurtuluşu gerçekleşmeden sınıfsız topluma geçilemez. OPORTÜNİZME KARŞIYIZ Sınıf mücadelesi içerisinde herhangi bir öncü örgütün çıkarlarını ya da işçilerin kısmi, yerel ayrıcalıklarını işçi sınıfının bütünsel ve tarihsel kazanımlarının önüne çıkarmak oportünizmdir. İşçilerin ya da devrimcilerin belirli kesimlerinin çıkarlarını korumak için, sınıfın bütünsel çıkarlarını feda edenler, oldum olası iki yüzlülük, diplomasi, entrika, hamaset ve uzlaşmacılık gibi siyaset yöntemlerine itibar etmektedir. Bu yöntemler burjuva siyasetinden işçi hareketine bulaşan zaaflardır. Bütün oportünist akımlar özünde bu kaynaktan beslenirler. Oysa «oyunu kuralına göre oynamak lazım» gerekçesine sığınarak burjuva siyasetinin yöntemlerine kendilerini uydurmaya çalışanlar önünde sonunda bu oyunun asıl aktörlerinin kuyruğuna takılmaktan kurtulamazlar. Komünistler için siyaset dolaylı bir anlam taşır. İşçi sınıfını siyasallaştırmak, siyasal bir hareket haline gelmesini sağlamak istiyoruz. Bu nedenle siyasetin tarih boyunca ve burjuva toplumunda kazandığı içeriği reddediyoruz. Siyaseti kendi partimizin iktidarı için, kişisel ya da zümresel bir ikbal için, bir araç olarak algılamıyoruz. Bir öncü partinin işçi sınıfının önderliğini kazanmasını ve bu sayede işçi sınıfının toplumun egemen sınıfı haline gelmesini amaçlıyoruz. Bu amaca ulaşmak için zorunlu olan devrimci partiyi «kendi amaçlarımıza» ulaşmak için kullanılacak bir araç olarak görmüyoruz. Devrimci parti işçi sınıfının kurtuluş mücadelesinin bir aracıdır; ve işçi sınıfının bu araç sayesinde elde edeceği «kurtuluşu kendi eseri olacaktır». Bu aracı yaratmak ve yaşatmak bizim için uğruna ömürlerimizi ve tüm varlığımızı adayacağımız bir amaçtır. Bu bakış açısıyla, devrimci partinin işçi sınıfının önderliği konumunu kazanmasının da korumasının da bürokratik yöntemlerle değil, proleter devriminin siyasİ yöntemleriyle sağlanacağını, Ekim Devrimi’nden sonra bir daha göstermek istiyoruz. Her türden teslimiyetçi yahut siyaset dışı akımla komünistler arasındaki farkların en belirgin bir biçimde açığa çıktığı meselelerden biri de savaşlara ve şiddete karşı takınılacak tutumdur. «Savaşa karşı sınıf savaşı; şiddete karışı şiddet» şiarları komünistlerin ayırdedici kimliklerinin belirgin bir biçimde öne çıkarılmasını ifade eder. Aynı nedenle emperyalist ve haksız savaşlara karşı çıkmak asla savaş karşıtlığına indirgenmemelidir. Aksine burjuvazinin emekçilerin ellerine verdiği silahlar aracılığıyla gerçekleştirmeye çalıştığı kanlı hesaplar ancak işçi ve emekçiler bu silahları kendilerini sömürenlere çevrildiği zaman bozulabilir. Emperyalist savaşlar iç savaşlara dönüştürülmeli; komünistler bu iç savaştan proletaryanın galip çıkması için hazırlıklı olmalıdır. Savaş karşıtlığı, sivil itaatsizlik eylemleri, askerden kaçmanın propagandası gibi türlü pasifist=barışçı propagandalar, en iyi ihtimalle işçi sınıfının bilinçli kesiminin görece bilinçsiz kesiminden ayırmakla sonuçlanır. Komünistler bu tür propagandaların kuyruğuna takılmak yerine, ordu içindeki işçiler ve emekçiler arasında bozguncu-devrimci bir çalışma yürütebilecek kapasitede bir devrimci partinin yaratılmasını öne çıkarıp kendilerini pasifist=barışçı oportünist eğilimlerden ayırt etmelidir. Komünist kimliğin kitap okuyup yazarak, söylevler vererek kazanılan bireysel bir paye olmadığı en çıplak bir biçimde savaş ve şiddet sorunları karşısında kendini belli eder. Komünistler örgütü yaşam, yaşamı ise örgüt içerisinde varetmek zorundadır. Elbette herşey gibi devrim ve komünizm hedefleri de teorik olarak dile getirilir ve getirilmelidir. Ama devrimciliği ve komünist kimliği sadece teoride benimseyip teorik çerçevede sürdürmeye razı olan akımlarla teori konusunda hem fikir olsak bile, pratik politik faaliyette ayrım çizgilerimizi diğer oportünistlerle aramızdaki çizgiler gibi özenle çekip korumak istiyoruz. Sınıf mücadelesinin ateş hattında bulunan devrimcilere sırça köşklerden akıl vermeyi reddediyoruz. Aynı hattın üzerinde yer alarak onlara oportünizme karşı devrimci bir siyaset yolunun olduğunu göstermek istiyoruz. Onların eksiklerini kendi fazlası sayanları, devrimci örgütlenmeler dağıldıkça parsa toplama umuduyla ellerini ovuşturanları da oportünist akımlar olarak karşımıza alıyoruz. TASFİYECİLİĞİN HER TÜRÜNÜ KARŞIMIZA ALIYORUZ Devrimciler örgütünün siyasal ve örgütsel bağımsızlığının altını oyan tasfiyecilik işçi sınıfı içinde yürütülen devrimci çalışmanın önündeki en büyük engellerden biridir. Burjuva mahkemelerinin önünde el pençe divan durdukları, kendilerini yasallaştırmak adına siyaset yaptıkları, her türden devrimci atılım karşısında sus pus kaldıkları ya da tasfiyeci kimliklerini doğrudan itiraf ettikleri için farkına varılması kolay olan bu tasfiyeciler tasfiyeciliğin tek türü değildir. Sağlam illegal örgütler kurmayı siyasetten kaçmanın bahanesi yapanlar, siyasetten kaçtıkça örgütsel ilişkilerini ahbap-çavuş ilişkisine çevirenler de tasfiyecidir. Bununla birlikte, tasfiyeciliğin legalist tasfiyecilikten ayrı gelişen tek türü bu değildir. Düşmana karşı zorunlu ve meşru bir yöntem olan konspiratif çalışma yöntemlerini, savaş hilelerini birbirlerine karşı hatta devrimci örgütlerin içindeki siyasal mücadelelerde de zorunlu sanan ve meşru görenler legalist tasfiyecilerden aşağı kalmayan bir tasfiyeci eğilimi ifade eder. Siyasal çalışmayı konspiratif çalışmaya indirgeyenler sonuçta siyaset alanını legalist ve reformist akımlara terk ederler. Bu tür akımlar önünde sonunda apolitik tarikatlar haline gelirler. Tasfiyeciliği sırf legalist tasfiyecilikten ibaretmiş gibi göstererek, başka devrimci örgütlere karşı dedikodu, kara çalma, gibi yöntemlerle yaklaşanlar; hatta koşulları oluştuğunda fiziki şiddete başvurmayı meşru görenler; devrimci örgütler içinde siyasal yöntemlerle değil konspiratif yöntemlerle siyasal mücadele yürütmeyi meşru sayanlar da tıpkı diğer oportünistler gibi burjuva siyaset okulundan beslenirler. Bu tür tasfiyeciler, kah hizipler oluşturup, bunları kışkırtarak; kah türlü manevra ve tertiplerle «siyaset» yaparak devrimci örgütlere legalist tasfiyecilerden aşağı kalmayan darbeler indirirler. Bunlarla da aramızı en az legalist tasfiyeci olan oportünistler kadar açıyoruz ve açık tutmaya özen gösteriyoruz. İşçi hareketi içindeki diğer akımlarla ilişkilerin dar grup çıkarlarını esas alan ve şiddet, iftira, tasfiye vb. politika dışı yöntemlerle sürdürülmesine karşıyız. İşçi hareketi içindeki başka akımlarla mücadelemizi politik ve ideolojik bir mücadeleyle sınırlamak istiyoruz. Başka yöntemler kullananlara karşı, bunlarla devlet arasındaki mücadelede tarafımızı şaşırmaksızın kararlı bir mücadele yürütmek istiyoruz. UZLAŞMACI da SEKTER de DEĞİLİZ İşçi sınıfının önderliğini kazanmak için sınıfın gözünde meşru olmak gerekir. Ancak meşruiyeti burjuva yasalarının sınırlarında kalmak ve burjuva basının ve televizyonlarının onayını almak olarak tanımlayanlar komünistler değil, reformistlerdir. Sınıfa önderlik etmeyi hedefleyenler ancak işçilerin sınıf düşmanlarıyla karşı karşıya geldiği her durumda bu çatışmayı bir sınıf mücadelesine dönüştürmek ve bu mücadeleye önderlik ettikleri takdirde ve bu iddianın arkasında durabildikleri müddetçe sınıfın devrimci önderliği sıfatını koruyabilirler. Bu yüzden, devrimci önderlik niteliğini hem kazanmak hem de koruyabilmek için devrimci partinin sürekliliği esastır. İşçi sınıfı nezdinde meşruiyet kazanmak için kitle hareketi içinde planlı bir ajitasyon, propaganda ve örgütlenme çalışmasını esas almak gerekir. Kitle hareketinin en ileri, en bilinçli ve sorunları komünistlerle aynı biçimde kavrayan doğal önderleri bir devrimci partinin çatısı altında toparlanmalıdır. Bunun için, komünistler öncelikle bağımsız siyasal ve örgütsel varlıklarını güvence altına almalıdır. Kitlelere herhangi bir kitle örgütü sayesinde ulaşmak mümkün olsa bile, onlara devrimci bir bilinç aktarmak için devrimci araç ve yöntemler şarttır. Bunlar olmadan kitle içinde devrimci bir faaliyet yürütmek mümkün değildir. Bu bakış açısıyla, her türlü kitle örgütünde çalışmayı, hatta bu tür örgütlerin yaratılmasına öncülük etmeyi zorunlu kabul ediyoruz. Kitle örgütlerinde çalışmayı reddedenlerle de aramızı açıyoruz. Kitlelerle bağ kurma yollarını arayıp bulmayanların devrimci sıfatını hak edemeyeceklerini savunuyoruz. Herhangi bir öncü örgütlenmesi herşeye kadir bir güç değildir. Proleter devrim bir öncü örgütünün tasarladığı ve gerçekleştirdiği bir komplo olmaz. Proleter devrim kitlelerin öz-eyleminin bir ifadesi olacaktır. Bir devrimci durum oluşmadan, gerçekten devrimci bir karakter taşıyan hiçbir örgüt egemen bir kitlesel güç olamayacaktır. Görevimiz işçi sınıfını ya da ezilenleri kurtarmak değildir. İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır. Komünistlerin görevi; İşçi sınıfının tüm insanlığın kurtuluş yolunu açacak olan tarihsel eylemine katılmaktır; Sınıfın bağımsız örgütlenmesini sağlamak, bu yoldaki inisiyatifleri geliştirerek kendi kendine harekete geçme yeteneğinin açığa çıkmasına yardımcı olmaktır; Proletaryanın kendi iktidar organlarının çekirdeklerini içeren her türlü öz-örgütlenmesini destekleyip güçlendirmektir; Nihai ayaklanma anında tüm sınıf güçlerinin tek vücut halinde merkezileşmiş eyleminin sağlanması için zorunlu temelleri oluşturmaktır. İşçi hareketine bu yolda bir devrimci bilincin aktarılmasına öncülük etmek istiyoruz. Kitle örgütlerini tepeden bürokratik entrikalarla ele geçirmeye çalışanlara, kitlelere ulaşmak için onların resmi önderlerine taşeronluk edenlere, kendiliğinden hareketlerin kuyruğuna takılanlara uymuyoruz. Kitlelere ulaşmanın devrimci yolları bulunduğunu biliyor, bunları öne çıkarmak istiyoruz. «Uzlaşma yok» kılıfı altında işçi sınıfının gündelik mücadelesini küçümseyen akımlar sekter akımlardır. İşçi sınıfının gündelik mücadele içerisindeki her türden somut talebini reformizm ya da sınıf uzlaşmacılığı olarak mahkum eden bu akımlar aslında attıkları keskin sloganlarla kendi hareketsizliklerini gizlemeye çalışmaktadırlar. «Çelişkileri yumuşatmamak» adına sınıfın gündelik mücadelesinden uzak duran bu kesimlerin aksine işçi sınıfının çeşitli kesimleri arasındaki dayanışmayı arttıran her türden mücadeleyi ve örgütlenmeyi destekliyoruz. Bunlara öncülük etmek istiyoruz. *** Amaç ve ilkelerimizin uzun ve zorlu sınıf mücadelelerinden büyük bedeller ödenerek süzülmüş dersler olduğunun bilincinde olarak, bunların savunurken tavizsiz, bükülmez bir tutum izlemeye kararlıyız. Görevimiz kapitalizmi yok etmek; amacımız sınıfsız toplum; yöntemimiz proleter devrimi; biricik ahlakımız da bu devrimin ahlakıdır. Kapitalizmin yıkılmasına ve sınıfsız topluma giden yolun açılmasına öncülük etmekle yükümlü; dünya devrimi için yaşadığımız topraklardaki devrimin zaferi ve sürekliliğinden sorumluyuz. Bu devrime önderlik edecek sınıfın öncü partisini yaratmak istiyoruz. Kendi kendimizi amaçlaştırmaksızın, bugün komünistlerin devrimci bir siyaset etrafında bağımsız örgütünün yaratılmasının bir dönem boyunca başlı başına bir amaç, ulaşılması ve aşılması gereken bir konak olduğunu vurguluyoruz. Sınıflar savaşının Türkiye kesitinde doğduk; sınıf mücadelesini ortadan kaldırmak üzere, amaç ve ilkelerimizi paylaşan, komünizmi amaç, devrimciliği bir yaşam tarzı edinmiş, enerjisinin, yetenek ve olanaklarının azamisini bu doğrultudaki örgütlü faaliyete sunmayı hevesle kabul eden ve üstlendiği ödevleri örgütlü biçimde ve örgütle yapma disiplinine sahip militanlara sesleniyoruz. Kısmi ya da yerel faaliyetler içindeki örgütlerin birbirinden kopuk mücadelelerin; kısmi teorik-politik gayretlerin merkezileşmesini sağlayacak bir girişime öncülük etmek için üzerimize düşen yükümlülüğü yerine getirmeye azimliyiz. «Amaç ve ilkeler»imiz, iman tazelemek ya da soyut bir propagandayla vicdanımızı rahatlatmak için değil; somut bir faaliyet yürütmek üzere ve örgütsel hedefler gözetilerek çizilmiş bir programatik çerçevedir. Bu amaç ve ilkelerde ve bir ortak faaliyet perspektifinde buluşmuş komünistler olarak, bugünün asli ve acil görevi olarak saptadığımız görevin yerine getirilmesi için yukarıda sınırlarını çizdiğimiz bir platform önerisinde bulunuyoruz. Bu platformla komünistlerin birliğini sağlamak, devrimci partiyi inşa edecek çekirdeğin yaratılmasına bu yoldan öncülük etmek istiyoruz. Bu hedefi, ilkeleri ve çalışma tarzını paylaşanları eşit haklarla ortak ödevleri omuzlamaya çağırıyoruz. Bu görevin üstesinden gelebilmek için bolşevizmin deneyimlerinden süzülen dersleri rehber olarak kabul eden komünistleri bolşeviklerinkini aşan bir örgütsel atılımın öncüleri arasında yerlerini almaya çağırıyoruz. Komünist Enternasyonal kadar iddialı bir yürüyüşün sorumluluğunu paylaşmak üzere; Bütün Ülkelerin Komünistleri Birleşin! |